Ankara — 5 Haziran, Birleşmiş Milletler tarafından “Dünya Çevre Günü” olarak kabul ediliyor. Bu sene Dünya Çevre Gününün teması “sıfır atık” olarak belirlendi. Türkiye'de 5-11 Haziran haftası da Çevre Müsteşarlığı tarafından “Çevre Koruma Haftası” olarak ilan edildi. ODTÜ Biyolojik Bilimler bölümlerinden öğrencilerle çevre ve atık sorununa dair konuştuk.
Konuştuğumuz öğrencilerden Koray, “Bilimsel üretimi yalnızca laboratuvar duvarları arasına veya sermayenin kâr döngüsüne hapsetmeme sorumluluğumuz var. Ekolojik yıkımın biyolojik sonuçlarını somut verilerle ortaya koymak ve mücadelenin bilimsel zeminini örmek bize düşüyor. Bilimi, toplumsal mücadeleden izole bir alan olarak değil, bu mücadelenin ve doğayı savunmanın en güçlü araçlarından biri olarak kullanmalıyız” diye konuştu.
“İleride kahvaltıda peynirin yanına zeytin değil ithal çöpler yemeye başlayacağız”
Türkiye, Avrupa'nın en büyük çöp ithalatçısı. ODTÜ’den konuştuğumuz öğrenciler bu sorunun çevre ve yurttaş sağlığını gözetmeden hareket eden sermaye sınıfından kaynaklandığı konusunda hemfikirler. Biyolojiden hazırlık öğrencisi olan Kağan, “Bence bunun birincil sebebi ülkemizdeki mevcut iktidarın çevre konusundaki duyarsız ve bilinçsiz politikaları yatmakta. Uzun vadede yol açacağı sorunlar görmezden gelinerek tüm yeşil alanlar hızla özelleştirilmekte. Bunun yanında ülke topraklarına vereceği zarar göz ardı edilerek para karşılığı diğer ülkelerden çöp ithal etmekteyiz. Sözde bağımsız ve milli politikalar altında dışa bağımlılık had safhaya getirildi. Ne yerli üretim yapacak arazilerimiz ne de gölgesinde oturabileceğimiz bir zeytin ağacımız kaldı. Bu olayların hepsi kamu yararına hiçbir katkı sağlamayan şahısların ceplerinin doldurulması için iktidarın canla başla yürüttüğü politikalar sayesinde gerçekleştiriliyor. Önümüzdeki senelerde kahvaltıda peynirin yanına zeytin değil ithal çöpler yemeye başlayacağız” dedi. Genetik’ten 3. sınıf öğrencisi Koray ise; “Bizim ülkemizde çevreye ve ülkenin ekolojisine patronların kâr hırsının tırnağı kadar değer verilmediği için diğer ülkelere ekolojik yıkım istasyonluğu yapabiliyoruz” diye konuştu. Genetik 1. sınıf’tan bir öğrenci de sermayenin açgözlülüğünün doğanın ve vatandaşların sağlığını umursamadan hareket ettiğini ifade etti.
“Tüketimi en aza indirmenin ve çevreye en duyarlı hale getirmenin yolu kapitalist sistemi değiştirmektir”
Dünyada yıllık 2 milyar tonu aşkın katı atık üretiliyor. Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre; bu üretimin yüzde 38’i inşaat, yüzde 23’ü madencilik, yüzde 10’u manüfaktürden kaynaklanıyor. Ev atığı üretimi toplam atık üretiminin sadece yüzde 9’unu karşılıyor.
Biyolojik Bilimler Öğrencileri, atık üretimi tartışmalarında bireysel tüketimi öne çıkan tartışma eksenlerine itirazlarını şöyle anlattılar. Kağan, “Çevre üzerinde büyük etkisi olanlar; bireysel tüketimin benzine para yetiştiremediği için bisiklete otobüse yönelen çalışanlar değil, devasa araba koleksiyonları olan, seyahat için özel jet kaldıran bireyler. Bugün Oxfam verilerine bakıldığında 1 milyon insanın karbondioksit salınımı bir milyarderinkine eş durumda. Çözüm etkili yasa ve sınırlandırmalarda yatıyor. Sözde ‘İklim Kanunu’ ile karbon emisyonunu piyasalaştırılması yerine üretimde gerçekten çevreci politikalar izlenmesi ve tekelleşmeye değil yerelleşmeye gidilmesinin daha etkili olacağını düşünüyorum” dedi. Genetik 3. sınıf öğrencisi ise, “Elbette ki etrafı kirletmemeliyiz ve bireysel sorumluluğumuzdan kaynaklı küçük sayıda dahi olsa hiçbir canlının hayatına mal olmamalıyız. Fakat bir milyarderin keyfi alışkanlıkları için çevreye verdiği kirlilik, milyonlarca insanın zorunlu ihtiyaçlarını kısmasıyla telafi edilecekse, buradaki sistemsel sorunu görmek lazım. Tüketimi en aza indirmenin ve çevreye en duyarlı hale getirmenin yolu kapitalist sistemi değiştirmektir” diye konuştu.
Genetik 1. sınıf öğrenci ise, “Günümüzde çevre kirliğinin bireyler üzerinden konuşulmasının en büyük sebebi şirketlerin sorumluluk almak istememesi. Üretilen çöplerin çoğunluğundan bireyler değil, şirketler sorumlu olsa da şirketler suçu bireylere atıyor. İnsanların vicdanlarıyla oynuyor, uzun vadede çevre kirliliğine faydası olmayacak popülist politikalarla bireylerin dikkattini asıl sorundan dağıtıyor. Bunların hepsini yine karlarını korumak için yapıyorlar, birazcık bile daha fazla kazanmak için gelecek nesillerin hayatıyla oynuyorlar. Bunların hepsinin de üstüne, kendilerini yeşile boyuyor, çevreci bir imaja bürünüyorlar. Petrol şirketleri yeşil reklamlar yapıyor, maden şirketleri sürdürülebilirlikten konuşuyor; bizlerin aklıllarıyla daha da dalga geçiyor, adeta halkı aptal yerine koyuyorlar” derken bir başka öğrenci ise karbon ayak izi kavramının İngiltereli bir petrol şirketi tarafından, suçu kendi sırtlarından atmak için üretildiğini ekledi.
“Yapabileceğimiz çok şey var”
Çevre sorunlarının çözümüne de dair konuştuğumuz öğrencilerden Koray, “Çözüm için tüm dünya halklarının, kâr derdine düşülmeden tüm yönetimler üstünde yaptırım gücü olacak bir sosyalist ekoloji programı etrafında birleşip mücadele etmesi ve en kısa sürede bilimsel yollarla ekolojik yıkımı, dolayısıyla iklim krizini durdurmanın yolunu açması gerekmektedir” dedi. Bir başka öğrenci ise, “Yapılması gereken artık hasar kontrolü: kurtarabileceğimiz kadar türü, tabiatı kurtarmalıyız. İçme suyumuzu plastiklerden ayıran, fabrika atıklarındaki ağır madenlerden kurtulan makineler üretmeliyiz. Yenilenebilir ve nükleer enerjilere yatırım yapmalıyız” dedi. Kağan, bu alanın içinde olan öğrenciler olarak, konu hakkında derinlemesine bilgi edinmek için çabalamanın sürmesi gerektiğini ifade ederek, “Çevreyi korumalıyız değil neden çevreyi korumalıyızı daha çok aktarmalı ve bu konuda karar alıcı mekanizmaları denetiminde aktif rol oynamalıyız” derken, “Aslında yapabileceğimiz çok şey var” diyen Genetik 1. sınıf öğrencisi, “Bölümümüzde bu türden araştırmalar hakkında söyleşiler düzenleyebilir, arkadaşlarımızı bu tür araştırma olanaklarından haberdar etmeye çalışabiliriz” diye konuştu. Koray ise, “Bilimsel üretimi yalnızca laboratuvar duvarları arasına veya sermayenin kâr döngüsüne hapsetmeme sorumluluğumuz var. Ekolojik yıkımın biyolojik sonuçlarını somut verilerle ortaya koymak ve mücadelenin bilimsel zeminini örmek bize düşüyor. Bilimi, toplumsal mücadeleden izole bir alan olarak değil, bu mücadelenin ve doğayı savunmanın en güçlü araçlarından biri olarak kullanmalıyız” diye konuştu.