Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor, Adalet Bakanı Akın Gürlek'in kendisine yönelik olarak söylediği "Hiç kimse Türk mahkemelerine parmak sallayamaz; devam eden yargılamaları etkilemeye, Türk yargısını baskı altına almaya ve ülkemizin iç işlerine müdahale etmeye kalkamaz" sözlerine ABD Başkanı Donald Trump'ın Rahip Brunson'a ilişkin "Cumhurbaşkanı'nı aradım ve derhal serbest bıraktı" sözlerini hatırlatarak yanıt verdi. Amor, “Bence Bakan Gürlek’e verilebilecek en iyi ve en aydınlatıcı yanıt bu” dedi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun 'diploma', 'casusluk' ve İBB davası olmak üzere üç ayrı davada hakim karşısına çıktığı 6 Temmuz günü, duruşmaları takip etmek üzere Silivri'ye gelen AP Raportörü Amor, Türkiye'de yargı bağımsızlığının yitirildiğini ifade edek Akın Gürlek'i eleştirmişti. "Eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ve mevcut Adalet Bakanı Akın Gürlek'in atanmasının ne anlama geldiğini hepiniz biliyorsunuz. Akın Gürlek hiçbir demokratik reformun parçası olamaz" ifadelerini kullanan Amor'a, Bakan Gürlek "Hiç kimse Türk mahkemelerine parmak sallayamaz; devam eden yargılamaları etkilemeye, Türk yargısını baskı altına almaya ve ülkemizin iç işlerine müdahale etmeye kalkamaz" sözleriyle yanıt vermişti.
"En iyi cevap Trump’tan geldi"
İlke TV'den Ayşegül Başar'a konuşan Nacho Sanchez Amor, Akın Gürlek'e NATO Zirvesi kapsamında Türkiye'ye gelen ABD Başkanı Donald Trump'ın 2016'da 'casusluk' suçlaması ile tutuklandıktan sonra 2018'de serbest bırakılan ve ABD'ye dönen Rahip Brunson ile ilgili sözlerini hatırlatarak yanıt verdi. Trump’ın “Cumhurbaşkanı’nı aradım ve derhal serbest bıraktı” sözlerine atıfta bulunan Amor, “Bence Bakan Gürlek’e verilebilecek en iyi ve en aydınlatıcı yanıt bu” dedi.
Trump’ın açıklamalarının, Gürlek’in Türk yargısının bağımsızlığına ilişkin değerlendirmeleriyle çeliştiğini savunan Amor, bu tezatın yargının durumu ve bağımsızlığına ilişkin hangi değerlendirmenin daha isabetli olduğu konusunda fikir verdiğini ifade etti.
"AİHM, Türkiye aleyhine karar verecektir"
Amor, İBB davasında duruşmaya başkanlık eden hâkimin İmamoğlu’nun savunma hakkını ihlal ettiğini öne sürdü.
İBB davasının AİHM sürecine dair şu yorumu yaptı:
“İmamoğlu, hakkında toplam 2 bin 300 yılı aşkın hapis cezası talep ediliyor ve savunmasını yalnızca birkaç saat içinde yapmak zorunda bırakılıyor. Sonra Türk makamları, AİHM’de neden Türkiye aleyhine bu kadar çok ihlal kararı çıktığına şaşırıyor. Büyük olasılıkla, İBB davası da AİHM’e taşındığında, İmamoğlu hakkında verilecek nihai hüküm ne olursa olsun, yalnızca usule ilişkin gerekçelerle bile Türkiye aleyhine bir ihlal kararı çıkacaktır.”
Yargı paketlerini eleştirdi
“Bu davaların yalnızca birinde yaşananlara bakmak bile, Türkiye’de gerçekten bağımsız bir yargıdan söz etmenin ne kadar yanıltıcı olduğunu göstermektedir” diyen Amor, yayınlanan yargı paketlerini de hatırlatarak şunları söyledi:
“Bir hâkim, iktidarın hoşuna gitmeyecek bir karar verebileceği düşüncesiyle siyasi kararla görevden alınabiliyorsa, o ülkede yargı bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir. Hâkimlerin görev güvencesi ve keyfi biçimde görevden alınamaması, yargı bağımsızlığının temel ilkesidir. Görünen o ki iktidar bunu kabul etmek istemiyor. Bugüne kadar 12 Yargı Reformu Paketi hazırladılar; ancak ilk paketin ilk sayfasında yer alması gereken bu temel ilke hâlâ hiçbir pakette bulunmuyor.”
"Ben Türkiye’nin Raportörüyüm"
Sánchez Amor, Gürlek’in Türkiye’nin iç işlerine müdahale ettiği yönündeki iddialarına ilişkin de “Ben Türkiye Raportörüyüm ve çalışmalarımın temel kapsamı da Türkiye’dir” dedi ve şöyle devam etti:
“Türkiye, Avrupa Birliği üyeliğine aday her ülke gibi, demokrasisinin niteliğinin Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu gibi AB kurumları tarafından izlenmesini de içeren belirli koşulları kabul etmiş bir ülkedir. Bu meseleleri gündeme getiriyorum çünkü görevimi yapıyorum; aksi takdirde sorumluluklarımı yerine getirmemiş olurum.”
Demirtaş ve Kavala hatırlatması
Sánchez Amor, CHP kurultayına ilişkin “mutlak butlan” kararının 48 saat içinde uygulanmasını “çifte standart” olarak değerlendirdi. Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala hakkında bekletilen AİHM kararları ile Can Atalay’a ilişkin Anayasa Mahkemesi kararını hatırlatan Amor, “Peki kararların uygulanmasındaki aynı hız, Kavala ya da Demirtaş’ın durumu için neden geçerli değil?” diye sordu. Amor, devamında şunları söyledi:
“Son seçimleri kazanan partinin genel merkezine polisin zor kullanarak girdiği görüntüler, Türkiye demokrasisinin durumu açısından Avrupalıların hafızasından silinmeyecektir. Siyasi iktidarın çıkarlarına hizmet eden kararlar uygulanırken, bu çıkarlara aykırı olan kararlar ya uygulanmıyor ya da yok sayılıyor. Bu da Türkiye’de yargının gerçekten bağımsız olmadığını gösteren yüzlerce örnekten yalnızca biridir.”
"LGBTİ+’lar ve çevreciler nasıl bir tehdit?"
Diğer yandan NATO Zirvesi nedeniyle baskı atmosferinin arttığını belirten Sánchez Amor, “Türk makamlarının anlamakta zorlandığı bir güvensizlik duygusunu yansıttığını” söyledi.
Amor, “Ankara’nın kapsamlı güvenlik önlemleriyle adeta abluka altına alındığı düşünüldüğünde, LGBTİ+ hakları savunucularının ya da çevrecilerin zirveye katılan liderler açısından nasıl bir tehdit olarak görülebileceğini anlayamıyorum” ifadelerini kullandı.
Zirveye katılan liderlerin kendi ülkelerinde protestolarla karşılaşmaya alışkın olduklarını vurgulayan Amor, “Kentin daha az hoş görünen bölgelerini gizlemeye yönelik önlemler almak başka bir şey; insanların yalnızca Zirve sırasında anayasal barışçıl toplanma haklarını kullanabilecekleri ihtimaliyle önleyici şekilde cezaevine konulmaları ise bambaşka bir şeydir” değerlendirmesinde bulundu.
"NATO açısından uluslararası bir utanç"
Amor, zirve öncesinde bazı gazetecilerin akreditasyonlarının engellenmesini de eleştirerek sorumluluğun NATO’ya ait olduğunu söyledi.
“NATO, ev sahibi ülkenin eleştirel gazetecileri dışlayacağını bildiği hâlde, zirveyi hangi gazetecilerin takip edebileceğine ilişkin kararları ev sahibi ülkeye bırakamaz” diyen Amor, bunun “NATO açısından uluslararası bir utanç” olduğunu ifade etti.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’yi de eleştiren Amor, “Sayın Rutte uluslararası alandaki bu tür utanç verici durumlara artık o kadar alışmış görünüyor ki, bir yenisinin kendisini pek de rahatsız edeceğini sanmıyorum” dedi.