'Kızılcık Şerbeti' dizisinde canlandırdığı Işıl karakteriyle adını geniş kitlelere duyuran oyuncu Ece İrtem pazartesi günü yaşamını yitirdi.
Haber kaynaklarına göre İrtem, sabah saatlerinde evinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. 'Yeni Gelin,' 'Bay Yanlış' ve 'Sandık Kokusu' gibi projelerde yer alan oyuncu, son olarak 'Kızılcık Şerbeti' dizisindeki rolüyle dikkat çekmişti.
14 Haziran 1991 doğumlu Ece İrtem'in, ölümünden 1 gün önce doğum günü olduğu belirtildi.
Genç yaşta kalp krizleri
Geçtiğimiz yıllarda art arda yaşanan kalp krizi kaynaklı ölümler, dikkatleri bir kez daha erken yaşta görülen kardiyovasküler (kalp ve damar sistemi) rahatsızlıklara çevirdi.
Bu acı kayıpların ilki, Eylül 2024'te yaşanmıştı. Türk pop müziğinin önde gelen isimlerinden; şarkıcı, söz yazarı ve yönetmen Metin Arolat, Kadıköy'de sahne aldığı sırada aniden fenalaşarak kalbinin durması sonucu 52 yaşında hayata veda etmiş ve hayranlarını yasa boğmuştu.
Arolat'ın ardından Ekim 2024'te, efsanevi komedi dizisi Avrupa Yakası'nda canlandırdığı Kubilay karakteriyle tanınan tiyatrocu Vural Çelik, evinde kalp krizi nedeniyle 51 yaşında hayatını kaybetmişti. Daha sonra Ezel ve Acı Hayat gibi projelerdeki rolleriyle hafızalara kazınan oyuncu Tekin Temel'in de kalp krizi nedeniyle 56 yaşında hayatını kaybettiği açıklandı.
Ünlü isimlerin bu ani ölümleri nedeniyle özellikle sosyal medyada erken yaşta kalp krizi tartışması gündeme geldi. Bazı kullanıcılar ekonomik kriz ve kötü beslenme gibi unsurlardan bahsederken, bazıları da COVID-19 aşılarını sorumlu tutmaya başladı.
Genç yaşta kalp krizlerinin nedeni ne olabilir?
Bu noktada akla şu soru geliyor: genç yaşta kalp krizlerinin artmasının nedeni sadece COVID-19 mu?
Aslında yukarıda da bahsedildiği üzere kalp krizlerinin beklenenden genç yaşlarda görülme sıklığının artması 1990'lardaki verilerle de destekleniyor. Bu da COVID-19 pandemisinin tek faktör olmadığı anlamına geliyor.
Michigan Üniversitesi'nin tıp merkezi Michigan Medicine, söz konusu faktörleri iki ana başlıkta ele alıyor:
Kontrol edilemeyen risk faktörleri
Yaş: Kalp krizi ölümlerinin çoğu halen 65 yaş ve üzeri hastalarda görülüyor, ancak erkeklerde risk 45, kadınlarda 55 yaşında artmaya başlıyor.
Cinsiyet: Genel olarak, erkeklerin kalp krizi geçirme riski daha yüksek.
Genler: Aile geçmişi erken dönemde sorun yaratabilir. Koroner kalp hastalığı teşhisi konulduğunda babanız veya erkek kardeşiniz 55 yaşında veya daha gençse, (anneniz veya kız kardeşiniz için 65) dikkatli olmakta fayda var.
Kontrol edilebilecek risk faktörleri
Kolesterol: Yaşam tarzı değişiklikleri kolesterol dengesini sağlayabilir, ancak ilaç kullanımı da gerekli olabilir.
Beslenme: Sağlıklı beslenme kalp hastalığına karşı oldukça etkili bir silah. Meyve, sebze ve tahıllara odaklanmak, ayrıca az yağlı süt ürünleri, kümes hayvanları ve balıkla beslenmek gerekiyor. Kırmızı et ve şekeri sınırlamak şart.
İçki: Alkol kalp sağlığı risklerini artırabilir, trigliseritleri yükseltebilir ve düzensiz kalp atışına neden olabilir. Erkekler için günde iki kadeh, kadınlar için bir kadehten fazlasını içmemek gerekiyor.
Kan basıncı/tansiyon: Yüksek kan basıncı kalbin daha fazla çalışmasına neden olur ve zamanla hasara yol açar. Kan basıncınız 120/80'den yüksekse kalp krizi riskiniz yüksek kabul edilir.
Diyabet: Diyabetli hastalarda koroner kalp hastalığı riski iki kat daha fazla. Bunun nedeni, yüksek kan şekerinin kontrol altına alınmadığında atardamarlarında plak artışına yol açabilmesi.
Sigara içmek: Sigara içmek her dört kalp krizinden biriyle doğrudan ilişkili. Sigara içen kişilerde kalp krizi riski sigara içmeyenlere göre iki ila üç kat daha fazla.
Fiziksel aktivite: Egzersiz kan basıncını, kolesterolü ve kiloyu düşürebilir. Doktorunuz aksini söylemedikçe her hafta orta ila şiddetli aktiviteden oluşan 40 dakikalık üç ila dört seans uygulanabilir.
Kilo: Aşırı kilolu veya obez olmak, kalp kriziyle ilgili çeşitli risk faktörleriyle bağlantılı.
Duygular: Kronik stres ve kaygı bir faktör alabilir. Atardamarların daralmasına ve kan basıncının yükselmesine neden olabilirler. Zayıf ruh sağlığı da hareketsizliğe ve kötü beslenmeye yol açabilir.