Malatya — Malatya’da 19 Mart’ta, Ramazan Bayramı’ndan bir gün önce kaybolan ve o günden bu yana kendisinden haber alınamayan, daha sonra öldürüldüğü ortaya çıkan 28 yaşındaki Aysel’in akıbeti, yürütülen soruşturmadaki ihmaller ve kentteki uyuşturucu ağlarıyla yeniden gündemde.
Aylar süren belirsizliğin ardından ortaya çıkan kamera kayıtları ve yeni tutuklamalar, ailenin baştan beri işaret ettiği şüphelileri doğrularken, ağabey Ömer Yıldırım kardeşinin katledilmesinin münferit değil sistematik olduğuna işaret etti. Yıldırım, “Bugün kardeşim oldu, dün Gülistan oldu, yarın kim bilir kimlerin başına gelecek? Suçu bireye indirgemek bu sistemin çarklarını gizlemektir” dedi.
“Kamera kaydına aylar sonra ulaşıldı”
Kardeşinin kayboluşunu “Normalde haber vermeden hiçbir yere gitmezdi” sözleriyle anlatan Yıldırım, soruşturmanın ilk gününden bu yana Aykut Aslan ve çevresindeki kişilerden şüphelendiklerini belirtti. Aile, emniyetin başından beri bu isimler üzerinde durduğunu ancak delil yetersizliği gerekçesiyle sürecin uzatıldığını ifade etti.
Soruşturmadaki kırılma noktalarından biriyse aylardır ulaşılamayan kamera kayıtlarının tesadüfen ortaya çıkması oldu. Yıldırım, dosyadaki gizlilik kararı nedeniyle ailenin sürece dahil edilmediğini belirterek, “Kayıtlar, olay yerindeki bir ev sahibinin balkon kamerasından çıktı. Ev sahibi evde olmadığı için uzun süre ulaşılamamış. Kayıtlar ortaya çıkınca, kardeşimi gören son isimlerin teşhisiyle Aysel’in bir binaya girdiği ve bir daha çıkmadığı netleşti” dedi.
İddianamede olmayan “dost hayatı” yalanı
Soruşturma süreciyle eş zamanlı olarak bazı medya organlarında kardeşini suçlayıcı, gerçek dışı haberlerin servis edildiğine dikkat çeken Yıldırım, “Er TV başta olmak üzere bazı kanallar, savcılık iddianamesinde yer almamasına rağmen ‘Dost hayatı yaşıyordu’ gibi manipülatif haberler yaptı. İddianameyi aldık, okuduk, kesinlikle böyle bir şey yok. Yaşanan acının üzerine bir de karalama kampanyasıyla karşı karşıyayız” diye konuştu.
“Sorun bireysel değil, sistematik”
Yıldırım’ın anlatımları, olayın münferit bir suçtan ziyade, Malatya’da uyuşturucu ticaretinin yarattığı ağır bir güvenlik krizine işaret ediyor. Şüphelilerin profillerini sosyal medyada silahlı, bıçaklı pozlar veren, adeta canlı bomba gibi gezen insanlar olarak tanımlayan Yıldırım, bireysel cezalandırmanın yeterli olmayacağını vurguladı: “Bugün kardeşim oldu, dün Gülistan oldu, yarın kim bilir kimlerin başına gelecek? Şehirde uyuşturucu kullanmayan neredeyse kalmadı. Her gün tonlarca uyuşturucu yakalandığı haberleri geçiyor ama bu maddeler hâlâ nasıl dolaşımda? Suçu bireye indirgemek bu sistemin çarklarını gizlemektir. Asıl menfaat sağlayan üst yapılar durduğu sürece, cezaevine girenler ‘mükafat’ alır gibi çıkıp aynı suçları işlemeye devam edecek.”
“Adalet beklentisi değil, yüzleşme çağrısı”
Baro Kadın Hakları Merkezinin sürece dahil olduğunu ve yetkililerin “Cezalandırılacaklar” yönündeki açıklamalarını takip ettiklerini söyleyen Yıldırım, adaletin sağlanıp sağlanmayacağına dair de derin kuşku duyuyor: “Beş yüz sene ceza verseniz, gideni geri getirebilecek misiniz? Buradaki sorun sadece ceza değil, ıslah edilemeyen, vicdanı körelmiş bir yapıyla karşı karşıya olmamız. Gerçek bir değişim için sistemin bu uyuşturucu bataklığını yaratan köklerine inilmesi lazım. Biz sadece kardeşimiz için değil, başka ailelerin de aynı acıyı yaşamaması için bu sistemin sorgulanmasını istiyoruz.”