Ana içeriğe geç

Avrupa’nın korkulu rüyası gerçek oldu: NATO'yu sarsan hamle! Yeni plan deprem etkisi yarattı

ABD’nin NATO hamlesi Avrupa'da dengeleri değiştirebilir. Washington'ın aldığı yeni karar, ittifakın yıllardır alışık olduğu güvenlik mimarisini sarsabilecek nitelikte. Peki perde arkasında hangi strateji var ve bu adım en çok kimi endişelendiriyor?

Avrupa’nın korkulu rüyası gerçek oldu: NATO'yu sarsan hamle! Yeni plan deprem etkisi yarattı
Hürriyet
16

Amerika Birleşik Devletleri’nin, NATO operasyonları kapsamında Avrupa’nın kullanımına sunduğu savaş uçakları ve deniz unsurlarında önemli kesintilere gitmeye hazırlandığı bildirildi. New York Times’ta yer alan haberde konuya ilişkin bilgi sahibi yetkililere göre Washington yönetimi, yaklaşık 50 yılın aşkındır Avrupa müttefiklerine sağladığı ‘güvenlik şemsiyesini’ küçültme yönündeki politikasını hızlandırıyor.
Bu ayın başlarında NATO müttefiklerine yazılı bir belge aracılığıyla iletilen karar, ABD’nin Avrupa’daki askerî varlığında kapsamlı bir yeniden yapılanmaya gideceğini ortaya koyuyor. New York Times tarafından incelenen belgenin bazı bölümleri ile konu hakkında bilgilendirilen Avrupalı yetkililerin aktardıkları, NATO’nun operasyonel kapasitesini doğrudan etkileyecek değişikliklere işaret ediyor.

Peki bu kararla NATO’yu neler bekliyor? ABD’nin tam olarak amacı nedir? Yakından bakalım…

‘AVRUPA, GÜVENLİK POLİTİKALARINDA ABD İLE BİRLİKTE BİR GERÇEKLİK İNŞA ETTİ’

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan İstanbul Aydın Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Hazar Vural, Avrupa’nın uzun yıllardır kendi başına bir güvenlik ve savunma politikası geliştirmekte zorlandığını belirterek, “Avrupa güvenliği son dönemde, özellikle Ukrayna Savaşı başta olmak üzere değişen güvenlik atmosferi, yeni nesil tehditler, uluslararası ilişkiler sisteminin geldiği nokta ve uluslararası hukukun yaşadığı dönüşüm düşünüldüğünde yeniden tasarlanması gereken bir döneme işaret ediyordu. Ancak geçen yüzyılın kurumlarına ve sistemin nasıl oluşturulduğuna baktığımızda, Avrupa’nın güvenlik ve savunma politikalarını büyük ölçüde kendi başına inşa edemediğini görüyoruz” ifadelerini kullandı.
Vural, Avrupa’nın güvenlik alanında NATO ve ABD’ye bağımlı bir yapı geliştirdiğini vurgulayarak, “Avrupa, güvenlik politikalarında NATO üzerinden ve dolayısıyla ABD ile birlikte bir gerçeklik inşa etti. Aslında bugün yaşanan tartışmalar da Avrupa Birliği’nin uzun yıllardır oluşturamadığı ortak güvenlik ve savunma politikalarının ortaya çıkardığı krizin ve yapısal sorunun bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor” dedi.

Son dönemde Rus insansız hava araçlarının NATO hava sahasına yönelik çeşitli ihlalleri de Avrupa başkentlerinde endişeleri artırmış durumda. İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Royal United Services Institute’tan güvenlik uzmanı Ed Arnold ise planın daha sert olabileceğini ancak yine de önemli sonuçlar doğuracağını belirterek, “Bu gelişme Avrupa’daki karar vericileri ciddi şekilde düşünmeye zorlayacaktır” ifadelerini kullandı.
RUSYA KARŞISINDAKİ CAYDIRICILIK KAPASİTESİ CİDDİ ŞEKİLDE ZARAR GÖREBİLİR

Dr. Hazar Vural ise NATO’nun uzun yıllardır ABD liderliğinde şekillenen bir güvenlik yapısına sahip olduğunu belirterek, “Devam eden Ukrayna Savaşı, NATO’nun yürüttüğü çalışmalar, stratejik planlamalar ve tatbikatlar düşünüldüğünde, ittifak açısından önemli bir soruna işaret ediyor. NATO yetkililerinin de zaman zaman vurguladığı üzere, ABD olmadan Avrupa güvenliğinin mevcut seviyede sürdürülebilmesi oldukça zor görünüyor. Özellikle Rusya karşısındaki caydırıcılık kapasitesinin ciddi şekilde zarar görebileceği ifade ediliyor” dedi.

Ancak Avrupa’nın güvenlik meselelerini değerlendirirken yalnızca askeri kapasite veya kurumsal yapı üzerinden değil, jeopolitik gerçeklikler üzerinden de hareket etmek gerekiyor. Çünkü Avrupa ülkelerinin Rusya’ya yönelik tehdit algıları arasında ciddi farklılıklar bulunuyor. Coğrafi konum, tarihsel deneyimler ve ulusal öncelikler, her ülkenin güvenlik yaklaşımını farklı şekillendiriyor.

Bu noktaya dikkat çeken Hazar Vural, “Avrupa haritasına baktığımızda ülkelerin Rusya’ya ilişkin tehdit algılarının aynı olmadığını görüyoruz. Özellikle Doğu Avrupa ülkeleri Rusya’yı çok daha doğrudan ve yakın bir güvenlik tehdidi olarak değerlendirirken, İtalya, Portekiz veya İspanya gibi ülkelerin öncelikleri farklılaşabiliyor. Örneğin İtalya için düzensiz göç ve Akdeniz kaynaklı güvenlik riskleri daha ön plana çıkarken, Portekiz ekonomik güvenlik ve ekonomik istikrar başlıklarına daha fazla odaklanabiliyor. Dolayısıyla Avrupa içerisinde ortak bir güvenlik politikası oluşturulmasını zorlaştıran unsurlardan biri de ülkelerin birbirinden farklı tehdit algılarına sahip olmasıdır” ifadelerini kullandı.
Vural, güvenlik politikalarının yalnızca devletlerin stratejik tercihleriyle şekillenmediğini, kamuoyunun da süreç üzerinde önemli etkisi bulunduğunu belirterek, “Bu noktada kamuoyu faktörünü göz ardı etmemek gerekiyor. Güvenlik politikalarında algı son derece önemli bir unsur olarak öne çıkıyor. Toplumların bir tehdidi nasıl algıladığı, siyasi karar alıcıların hareket alanını doğrudan etkileyebiliyor. Bu nedenle Avrupa ülkelerinin güvenlik politikalarını değerlendirirken yalnızca dış tehditlere değil, iç kamuoylarının beklentilerine ve hassasiyetlerine de bakmak gerekiyor” dedi.

Avrupa’nın ortak savunma projelerinde yaşanan sorunlara da değinen Dr. Hazar Vural, son dönemde savunma sanayii alanında ortaya çıkan anlaşmazlıklara dikkat çekti.
Vural, “Son silah ve savunma planlamalarına baktığımızda Avrupa’nın kendi kapasitesini artırma konusunda çeşitli zorluklarla karşılaştığını görüyoruz. Özellikle Almanya, Fransa ve İspanya tarafından yürütülen ortak savaş uçağı programı olan Future Combat Air System (FCAS) etrafında yaşanan tartışmalar bunun önemli örneklerinden biri oldu. Liderlik paylaşımı, üretim süreçleri ve projedeki yetki alanları konusunda ortaya çıkan anlaşmazlıklar, Avrupa’nın ortak savunma kapasitesini geliştirme hedeflerine zarar veren gelişmeler olarak değerlendiriliyor” ifadelerini kullandı.
Savunma ve güvenlik kapasitesinin kısa sürede oluşturulamayacağını da vurgulayan uzman isim, Avrupa’nın yapısal sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirterek, “Burada temel olarak işaret edilmesi gereken konu şu; güvenlik ve savunma politikaları bugün karar verilip yarın sonuç alınabilecek alanlar değil. Bu tür kapasite inşaları uzun yıllar gerektiriyor. Avrupa’nın aynı zamanda ciddi bir demografik sorunla karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Yaşlanan nüfus, savunma sektörünün ihtiyaç duyduğu insan kaynağı açısından önemli bir problem oluşturuyor. Savaş dönemlerinde yalnızca asker ihtiyacı değil, üretim kapasitesini sürdürecek iş gücü de büyük önem taşıyor. Teknolojik gelişmeler ve insansız sistemler ne kadar ilerlerse ilerlesin, insan unsurunun tamamen ortadan kalkması mümkün değil” değerlendirmesinde bulundu.
Vural, Avrupa’nın karşı karşıya olduğu bir diğer başlığın ise maliyetler olduğunu ifade ederek, “Savunma harcamalarının artırılması yalnızca askeri bir mesele değil, aynı zamanda ekonomik planlama gerektiren bir konu. Avrupa ülkelerinde son dönemde finansal önceliklerin yeniden şekillendirildiğini görüyoruz. Savunma yatırımlarının artırılması için bütçelerde değişiklikler yapılıyor. Ancak bu süreç uzun vadeli ekonomik planlamalar gerektiriyor ve beraberinde önemli mali sorumluluklar getiriyor” dedi.

Grynkewich, “NATO Kuvvet Modeli içerisinde ABD kuvvetlerine yönelik sağlıksız bir karşılıklı bağımlılık oluştu” dedi. Aynı zamanda NATO’nun en üst düzey askerî komutanı olan Grynkewich sözlerini şöyle sürdürdü:
“Başkan Trump, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve diğer yetkililer bunun değişmesi gerektiğini açıkça ifade etti. Bu değişim gerçekleşecek. Dünyanın farklı bölgelerinde aynı anda ortaya çıkabilecek çatışma ihtimali bunu zorunlu kılıyor.”
Bu açıklamalar, Washington yönetiminin Avrupa merkezli güvenlik yaklaşımından uzaklaşarak stratejik odağını Çin’in yükselişi ve Hint-Pasifik bölgesindeki güç mücadelesine kaydırdığını gösteren en güçlü işaretlerden biri olarak değerlendiriliyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler