Ana içeriğe geç

Türkiye'nin gizli gündemi: Çekirge istilası... Paniğin asıl sebebi

İstanbul ve Trakya’da görülen iri çekirgeler istila paniği yaratırken Bakanlık, tarımsal üretimi tehdit eden bir durum bulunmadığını açıkladı. Ancak çekirge, Anadolu’nun tarihsel ve edebi hafızasında kıtlığın, yoksulluğun ve çaresizliğin güçlü simgelerinden biri...

Türkiye'nin gizli gündemi: Çekirge istilası... Paniğin asıl sebebi
Odatv
16

İstanbul ve Trakya’da görülen iri çekirgeler, sosyal medyada kısa sürede ‘istila’ söylentisine dönüştü. Tarım ve Orman Bakanlığı ise görüntülerdeki canlıların Afrika’dan ya da Balkanlar’dan gelen bir sürüye ait olmadığını, Türkiye’de doğal olarak yaşayan yerli türler olduğunu açıkladı.

İstanbul’da görülen beyaz yüzlü çalı çekirgesinin tarımsal üretime zarar vermediği, aksine zararlı böceklerle beslenerek biyolojik dengeye katkı sağladığı belirtildi.

Ancak çekirge istilası, Anadolu’nun hafızasında yalnızca bir doğa olayını anlatmıyor. Zira çekirge, tarihten edebiyata uzanan anlatılarda tarlayı, geçim kaynağını ve geleceğe duyulan güveni bir gecede ortadan kaldırabilen büyük yıkımın simgelerinden biri…

“ÇEKİRGE GELİNCE YOKSULLUK BÜYÜR”

Türk edebiyatında doğa, özellikle köy romanlarında yalnızca olayların geçtiği bir dekor olarak kullanılmadı. Kuraklık, kıtlık, sel ve tarım zararlıları; toprağa bağımlı yaşayan insanın ekonomik ve toplumsal koşullarını belirleyen güçler olarak anlatıldı.

Çekirge de bu anlatı dünyasında çoğu zaman köylünün emeğini silip süpüren, zaten kırılgan olan yaşamı daha ağır bir yoksulluğa sürükleyen felaketlerden biri haline geldi. Ürünün kaybedilmesi yalnızca açlık anlamına gelmiyordu. Borcun ödenememesi, hayvanların elden çıkarılması, toprağın terk edilmesi ve göç yolunun açılması demekti.

Bu nedenle çekirge, edebi eserlerde doğanın içinden gelen bir felaket olmasının yanında toprak düzenini, yoksulluğu ve devletle köylü arasındaki mesafeyi görünür kılan bir işaret olarak da kullanıldı.

YAŞAR KEMAL'İN ÇUKUROVASI VE KÖY ENSTİTÜLERİ

Yaşar Kemal’in Çukurova hikayelerinde insan ile doğa sürekli karşı karşıya gelir. Kuraklık, bataklık, sıcak, fırtına ve verimsizleşen toprak, kahramanların yaşamını doğrudan belirler. Çekirge istilası bütün romanlarının merkezinde yer almasa da, onun kurduğu edebi dünyada doğadaki en küçük değişim bile toplumsal sonuçlarıyla anlatılır.

Köy Enstitüsü geleneğinden gelen yazarlar da toprağı romantik bir kır manzarası olarak ele almaz. Fakir Baykurt’un 1967’de yayımlanan Kaplumbağalar romanında kuraklık, susuzluk ve verimsiz toprak, köylünün gündelik yaşamını kuşatan temel gerçeklerdir. Romanda çekirgeler kırın doğal parçaları arasında görünür; asıl yıkım ise doğanın güçlüğü ile köylüyü yalnız bırakan düzenin birleşmesinden doğar.

Bu ayrım şu yüzden önemli:

Köy edebiyatında felaketin kaynağı her zaman yalnızca doğa değildir. Köylüyü çekirge, kuraklık veya kıtlık karşısında savunmasız bırakan ekonomik düzen ve işlemeyen yönetim de anlatının hedefindedir.

“ÇEKİRGE CEPHESİ”

Çekirge istilasının unutulmayan en ağır karşılıklarından biri Birinci Dünya Savaşı yıllarında yaşandı. Osmanlı coğrafyasının özellikle Suriye ve Filistin bölgelerini etkileyen büyük sürüler, ekili alanları yok ederek savaşın yol açtığı kıtlığı daha da ağırlaştırdı.

Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı adlı eseri de savaş yıllarındaki Suriye ve Filistin’i açlık, salgın ve idari çöküş içinde anlatır. Zeytindağı bir roman değil, Atay’ın Cemal Paşa’nın karargahında görev yaptığı döneme dayanan bir anı kitabıdır. Buna rağmen çekirge felaketinin edebi ve tarihsel hafızaya taşınmasında önemli metinlerden biridir.

Savaşın cephe gerisindeki bu mücadele daha sonra ‘Çekirge Cephesi’ olarak adlandırıldı. İnsanlar bir yandan savaşın ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken diğer yandan tarlaları örten sürülerle mücadele ediyordu. Çekirge böylece yalnızca doğal bir zararlı olmaktan çıktı; savaş, açlık ve devlet düzeninin çözülüşüyle birlikte anılan tarihsel bir imgeye dönüştü.

İLAHİ CEZADAN BÜROKRASİ ELEŞTİRİSİNE

Çekirge sürülerinin kültürel hafızadaki korkutucu yeri çok daha eskiye uzanıyor. Kutsal metinlerdeki felaket anlatıları, çekirgeyi insanın kontrol edemediği büyük güçlerin ve ilahi cezanın sembolüne dönüştürdü.

Modern edebiyatta ise bu anlam değişti. Çekirge artık yalnızca gökten gelen bir ceza değildi. Yoksulluğu büyüten koşulların, emeği koruyamayan düzenin ve felaket karşısında halkı yalnız bırakan bürokrasinin de simgesi haline geldi.

İstanbul’da görülen iri çekirgelerin tarıma zarar vermediği ve bir istilanın söz konusu olmadığı açıklandı. Fakat ‘çekirge istilası’ ifadesinin bu kadar hızlı korku yaratmasının gerisinde yalnızca böceğin büyüklüğü yok. Anadolu’nun tarihsel ve edebi hafızasında çekirge, bir tarlanın değil, bütün bir hayatın bir gecede kaybedilebildiği zamanlardan kalan güçlü bir simge.

Saliha Deren

Odatv.com

Kaynağa Git

İlgili Haberler