Ana içeriğe geç

Türkiye üretim için yeni bir vizyon oluşturmalı

Ankara Ticaret Odası (ATO), Ankara Sanayi Odası (ASO) ve Ankara Ticaret Borsası (ATB) ile EKONOMİ’nin düzenlediği Ankara Ekonomi Zirvesinde, küreselleşmeyle oluşan üretim değer zincirindeki paradigma değişikliği ve Türkiye ile Ankara’nın bu değişim içinde nasıl bir yol izlemesi gerektiği tartışıldı. Panelistler, tarım ve sanayide yeni bir vizyonun oluşturulmasını ön plana çıkardı. Ticarettte ise istihdamın korunması ve adil ticaret vurgusu yapıldı.

Türkiye üretim için yeni bir vizyon oluşturmalı
Ekonomim.com
16

Maruf BUZCUGİL, Hüseyin GÖKÇE, Mehmet KAYA / ANKARA

EKONOMİ Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın moderatörlüğünü yürüttüğü Sanayi Oturumunda, geçmişte hızla daha az gelişmiş ülkelere üretimi kaydırılan tekstil-hazır giyim örneğini vererek, ABD’nin özellikle California bölgesinin, yakın zamanda dünyanın en fazla tekstil-hazır giyim makine yatırımı yapan ülke haline geldiğine işaret ederek, bu değişim döneminin nasıl yönetilmesi gerektiği sorusunu gündeme taşıdı.

Türkiye üretim için yeni bir vizyon oluşturmalı - Resim : 1

SANAYİ OTURUMU | Paydaşlarla masa baştan doğru kurulmalı, yeni teknolojik ortama uyum sağlanmalı

ASO Genel Sekreteri Mehmet Cansız: “Türkiye çok önemli kazanımlar sağladı ama bu noktada devreyi kapatmak gerekiyor”

Son 25 yılda bazı ülkeler makas değiştirdi ve gelişmiş ülke konumlarına geldiler. Bunların başında da Kore geliyor. Türkiye olarak son 25 yılda çok önemli kazanımlar sağladığımızı görüyoruz ama artık geleceğimiz noktada devreyi kapatmak gerekiyor. Bundan sonra yapacağımız şey Türkiye’de derinlik açığını kapatmak. Bir derinlik açığı var. Derinlik açığını kapatabilmek için niteliği, liyakati artırmanız gerekiyor ülke olarak. Ekosistemi doğru kurgulayarak yapacağız. Yani hiçbir başarı tesadüf değil. Temel yaklaşımımız; bugünün bir sorunu varsa bu geçmişteki çözümünüzden kaynaklanır. Bu anlamda masayı doğru kurmak, o masada da sanayicinin taleplerini, ekosistemin taleplerini doğru aktarmak artık bizim önümüze koyduğumuz temel hedeflerden bir tanesi diye düşünüyorum.

“Her şeyi desteklerseniz hiçbir şey destekleyemezsiniz”

Ölçek önemli. Ankara’daki toplam kârın yüzde 75’ini 100 firma yapıyor. Yani bu artık bizim o KOBİ ölçeğinden çıkabilecek bir büyüme perspektifine geçmemiz gerektiğini gösteriyor. Türkiye’nin savunma sanayindeki başarısı sadece bir mühendislik başarısı değil, mühendisliği bir sonraki aşamaya götürüp sürdürülebilir hale getiren bir ekosistem kurmasıdır. Devreyi kapatmak bağlamında buradaki yeteneğin, buradaki öğrenilmiş sistemin mesela Ankara için sağlık teknolojilerine aktarılması gerekir. Burada masa çok aktörlü ama Sağlık Bakanlığı’nın içinde bir daire başkanlığı çerçevesinde yürütülüyor. Bunu daha üst seviyeye yani savunma sanayi başkanlığı gibi bir başkanlık inşa ederek masanın baştan doğru kurulması gerekiyor.

Sanayi Bakanı olsam ne yaparsınız diye sordunuz:

1-Odaklanırım. Her şeyi destekleyerek hiçbir şeyi destekleyemezsiniz. Talebi desteklemekle değil, çıktıyı desteklemek üzerinden bir yaklaşım gerekiyor. Bizim KOBİ ölçeğindeki verimliliğimizin kesinlikle birleşmesi, bir küme etrafında yoğunlaşması, bir birleşme stratejisinin KOBİ’ler tarafından benimsenmesi gerekiyor. Diğeri üniversite reformu. Üniversitelerin nitelik değiştirmesi, örneğin bir hocanın (akademik) yükselmesi için OSTİM ile birlikte bir projeyi tamamlaması gerekiyor.

Ankara Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Duhan Kalkan: “Yaşam kalitesi yüksek Ankara’ya nasıl yatırımcı çekilebilir?”

“Uzun zamandır çalıştığımız konu Ankara’nın kent kimliğinin inşası. Çok farklı alanlarda Ankara’nın çok güçlü kasları var. Ankara’yı bir bürokrasi şehri olarak nitelendirdiğimizde, Ankara’nın aslında çok güçlü olan diğer kaslarını geri plana atmış sayılıyoruz. Ticaretinden turizme, kültürden sanayiye, eğitime çok farklı alanlarda aslında ekonomiye hizmet eden ve Ankara’nın ekonomisini aslında çıta atlatabileceğimiz konulardan bahsediyoruz. Oxford’un hazırladığı Dünya Başkentleri listesi var. Ankara, 169 şehir arasında 59. Sırada. Türkiye’yi ilk 10 ekonomi arasına sokmak istiyoruz ama ülkenin başkenti 59. sırada. Yani aslında yapılacak çok şey var.

2024-2028 bölge planımız bizim yol haritamız: Yaşam kalitesi yüksek, dünya ile rekabet eden düşünce ve yeniliğin başkenti.. Ankara’ya nasıl yatırımcı çekebiliriz? Bunu sadece yurt dışından yabancı yatırımcı anlamında değil, aynı zamanda farklı şehirlerden Ankara’ya nasıl yatırımcı çekebiliriz... İstanbul’da bir deprem söylentileri var; Ankara ülkenin tam ortasında, kuzeyden güneye, doğudan batıya önemli bir aslında lojistik aksı üzerinde Ankara. Orta Koridor ve Güney Koridorun kesişme noktası. Lojistik üssünün genişletilmesiyle alakalı çok güzel bir çalışma yaptık ATO ile birlikte. Seyit Başkanımız bahsetti, "serbest bölge" meselesi... Bunlar bizim fizibilite olarak yapıp -ki benim çok önemsediğim bir şey bu- lobi gücü oluşturmak, şehrin gündemine taşımak.

Ankara’da kırsal yatırımlar, otel yatırımlarıyla alakalı bir başlık da var, Ankara’da sağlık/medikal teknolojilerle alakalı bir başlık da var. Güçlü olduğumuz dört konu başlığı: 1. Savunma sanayisi, 2. İnşaat ve iş makineleri, 3. Bilişim sektörü ve 4. İlaç alanı. Bu dört alanda Ankara’yı ciddi anlamda güçlendirmeyi planlıyoruz. Sanayi alanında da inşallah biraz önce algıyı kırıp biraz önce bahsettiğim algıyı kırıp Ankara’yı tam anlamıyla sanayiyle anılan bir şehre dönüştürmeyi hedefliyoruz.

ODTÜ Öğretim Üyesi Erol Taymaz: “Sanayi güçlü ama metal işlemede yoğunlaşmış, ama gelecek o yönde değil”

Ankara’daki sanayinin geleceğine bakarken Türkiye’deki sanayinin geleceği ya da Türkiye ekonomisinin geleceği ne olacak ona bakmak lazım. Çünkü bu gelecek kendiliğinden olan bir şey değil, bunu şekillendirebiliyorsunuz. Bence mevcut durumu değiştirebilecek üç önemli faktör var: Bir tanesi teknoloji, işte yapay zeka bunun klasik örneği. İkincisi, her şeyde her yerde Çin var Çin’i unutup bir şey yapamazsınız. Üçüncüsü Türkiye açısından da Avrupa Birliği önemli. Çünkü Türkiye’nin en önemli ticaret ortaklarından bir tanesi.

Dünya değişti ama hala ihracat içindeki en önemli kalem makine ve ulaşım araçları. En büyük döviz kazandırıcı sektör ise hala tekstil sektörü. Peki günümüzde konuştuğumuz teknolojiler neler? Elektronik, yapay zeka vb. Bu sektörlerdeki payımız çok düşük, yüzde 5’ler düzeyinde.

Şimdi bunu temel almamız lazım. Sanayimiz güçlü ama daha çok metal işleyen sanayiler ama gelecek o yönde değil. Gelecek nerede? Daha çok yazılım temelli teknolojiler gelişiyor, yapay zeka gelişiyor, robot gelişiyor onunla birlikte. Zaten robotların gelişmesini sağlayan da yapay zeka olacak gibi görünüyor.

Bizim açımızdan önemli, AB Sanayiyi Hızlandırıcı Yasasını çıkardı. Artık AB arz yönlü politikalar izliyordu, yeni teknolojilerle talep yönlü politika uygulamaya başladı. Bizim de uygulamamız lazım. Türkiye açısından bakarsak ne yapabilir: Yeni teknolojilere bakılmalı. Nature her yıl dünyanın en önemli araştırma merkezlerini sıralıyor, 10 merkezden 1’i ABD’de, 9’u Çin’de. Çin sadece böyle emek yoğun alanlarda değil, bilimsel alanda da güçlü ve gücünü sürdürecek.

Küresel düzeydeki zincirler kopuyor. Türkiye nerede yer alacağını saptaması lazım. AB ile mi devam edeceksin yoksa farklı bir şeyler olabilir mi ki bence zor. Yeni teknolojilerde de bir üretici konumunda olamazsak mevcut konumumuzu da koruyamayabiliriz. Yeni teknolojilerde ölçek gerekiyor, bunun için de belki bizim gibi orta düzeydeki ülkelerle iş birliği yaparak ancak mevcudu koruyabiliriz. Son olarak, "açık kaynak kod" yazılımları var, büyük ölçek sağlıyor. Türkiye’nin de bu yolda çok büyük efor harcaması gerekiyor.

Türkiye üretim için yeni bir vizyon oluşturmalı - Resim : 2

TİCARET OTURUMU | Kırsal kalkındırılmalı, vergi reformu gerekli

EKONOMİ Gazetesi Genel Koordinatörü Vahap Munyar, moderatörlüğünü yürüttüğü panelin açılışında, sayısal dönüşüm ile akıllı yazılımlar ile ticaretin ekonomi içindeki ağırlığına vurgu yaptı. Panelde istihdamın korunması ve yetkinliğin artırılması ön plana çıktı.

ATO Mali Danışmanı Nazmi Karyağdı: “Vergide tek oranlı sisteme geçilmeli”

“Türkiye’nin vergi reformuna ihtiyacı var. Ayrıca, Türkiye'nin istihdam üzerindeki yüklerinin fazla olması bir sorun. OECD üyesi ülkelerde istihdam üzerindeki toplam yük SGK ve gelir vergisi olmak üzere yüzde 34, Türkiye'de yüzde 39. İstihdamı arttırmayı düşünüyorsak bunu aşağı çekmekten başka bir çare yok. Türkiye'deki istihdamın çoğunluğu hizmet sektöründe sağlanıyor. Gelir vergisi düz oranlı sisteme geçmelidir. Türkiye'de gerçekte bir artan oranlılık yoktur, çok kazanandan çok, az kazanandan vergi al. Çok kazanandan çok vergi alınmıyor. Ekonomi Gazetesi'nde bir haber yapmıştık: 1 milyon lira kazanan kişi ne kadar vergi ver? Sıfır TL 250 bin ödeyen de var. Böyle bir vergi sistemi olabilir mi? İstisnalar var diyeceksiniz. O nedenle yüzde 20 düz oranlı vergiye geçmemiz lazım. Kurumlar Vergisinde de yüzde 20 düz oran mantıklı olur. Şu soruyu sormak önemli: Kim ne kadar kar dağıtıyor? Halka açık olanlar dışında diğerlerinde bir müddet sonra biz mali müşavirlere soruluyor, ne yapmamız lazım, gayrimenkul mü alsak, gayrimenkulü şirkete mi satsak diye çünkü orada kar var ama öyle bir kar yok aslında. O kar çoktan gitmiş. Vergi Usul Kanunu kağıt üzerindeki düzeni (sayısal olmayan) düzenliyor. Dolayısıyla yeniden yazılmalı. Algoritmaların, sorgulamanın arttığı yerde mükellef haklarının korunacağı Kurul’un açılması lazım. Artık, hala takdir komisyonu gibi bir ilkeliliğin olmaması lazım.

Cumhurbaşkanlığı Eğitim-Öğretim Politikaları Kurulu Üyesi ve ÖZDER Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Akça: “Ankara ihracatında teknoloji payının yüzde 20 olması tesadüf değil”

Şehirler sadece nüfuslarıyla, ekonomisiyle değil ruhlarıyla büyüdü ve medeniyetleriyle yükseldiler. Medeniyet ise kültürle, eğitimle, üretimle ve insanla inşa edilir. Ankara tam da böyle bir şehirdir aslında. Cumhuriyetimizin başkentidir ama aynı zamanda Anadolu'nun kadim birikiminin modern dünyayla buluştuğu merkezdir. Ankara'nın en büyük avantajı da bu. Ankara bilgi üreten, insan yetiştiren ve bu bilgiyi ekonomik değerlere dönüştüren bir şehir olmuştur. Bugün Türkiye'nin en yüksek beşeri kalkınma endeksine sahip ili olması tesadüf değildir. Bu başarı eğitimde, sağlıkta ve yaşam kalitesinde oluşturduğu güçlü altyapının sonucudur. Yaklaşık 6 milyon nüfusa sahip Ankara, ülke nüfusunun yalnızca yüzde 6.8'ini oluşturmasına rağmen Türkiye ekonomisinin yüzde 10.5'ini üretmektedir.

Ankara'nın ihracatında yüksek teknolojinin, teknoloji ürünlerinin payının yüzde 20 seviyesine ulaşması tesadüf değildir. Türkiye ortalamasının yaklaşık 7 katı olan bu oran Ankara'nın bilgi ekonomisine geçişte önemli bir mesafe aldığını göstermektedir. Ankara'nın sahip olduğu insan kaynağı üniversiteleri, sanayi, sanayisi, ticareti, Kültürel mirası, tarımsal potansiyeli ve güçlü kurumlarıyla önünde çok büyük bir gelecek vardır. Bizlere düşen görev ise bu unsurları birbirinden bağımsız alanlar olarak değil, aynı medeniyet tasavvurunun parçaları olarak görmektir. Çünkü eğitim ekonomiyi besler, ekonomi kültürü güçlendirir, kültür toplumu bir arada tutar, toplum medeniyeti inşa eder, medeni Niyet ise güçlü devletlerin en sağlam temelidir.

“Mesleki Eğitimde Ankara Modeli”

Bu aşamada bizim Ankara Ticaret Odası olarak son 4 yılda yapmış olduğumuz en önemli çalışma mesleki eğitimde Ankara modeli olarak ortaya koymuş olduğumuz büyük bir çalışmadır. Bu çalışmayla bizler sadece ATO ve meslek liseleri değil bunun Milli Eğitim Bakanlığının uhdesinde Hacettepe Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Ostim Üniversitesi, İşkur gibi temel paydaşları da bu işe dahil ederek bir çalışmayı yürütüyorduk. Çocuklarımız daha öğrencilik yıllarından teorik olarak öğrendikleri bilgileri yeteneğe ve üretime dönüştürürken aynı zamanda bunun ahlaki alt yapısını da almaları, bir ticarette güvenin, kalitenin, söz vermenin ve yaptığı işin hiç kimse kontrol etmese bile en nitelikli bir iş olması gerektiği inancının ve kazancını paylaşmanın ve toplumsal fayda üretmenin temel uhdelerinde içeren bir çalışmayı Sayın Başkanımızın da önderliğinde ve Yönetim kurulumuzun vermiş olduğu büyük destekle yürütüyoruz. İşte bu çalışmanın Ankara'ya da büyük bir katkı sağlayacağına inanıyoruz.

TOBB Tarım Meclisi Başkanı Ülkü Karakuş: “Bir insan niye metropole göçer?”

Tarımdan Sanayiye ve sanayiden hizmetler sektörüne geçiş bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de olmuş. Tarımda yüzde 55 nüfusun kalması zaten beklenemez ama 90’lı yıllarda tarımdan hizmetler sektörüne doğrudan atlamışız. Yani tarım-sanayi entegrasyonundaki bir kopukluk. Nereye getirmiş bizi? İşsizliğin fazla olduğu, meslek liselerinin atıl hale geldiği, insanların bir an önce iş kovalamak için büyük metropollere göçme zorunluluğu sonucuyla. Nüfusun üçte biri kırsalda bu sürdürülebilir bir şey değil.

Bir insan niye büyük metropole göçer? Geçim kaygısı. Niye köyleri kırsalı boşaltır? Yaptığı işten yeterince kar etmiyordur. Konuşmacılar söyledi, iki neden: Televizyon ve internet. O şehirdeki şartların bir kısmını köye taşıyabilirsek orada kalırlar insanlar.

Deprem döneminde tartıştık: Kahramanmaraş tekstil merkezi. Maraş’ta binalar yapılacak. Bir de 30 bin kişilik tekstil kent kuralım. Urfa’da un-bakliyat ise onu, Hatay’da yapılacaksa narenciyeyi… Ekonomi Gazetesi aracılığıyla bu tür kentlerin oluşturulması ve genelgelerin gelmesi için yapmamız lazım.

Mazıdağı’nda bir fabrika var. Güzel sosyal tesisler, lojmanlar yapılmış. Genel Müdürü söyledi Diyarbakır’a hafta sonları servis kaldırılıyor eğlenmeye gidenleri götürün-getiriyor. Böyle daha geniş bir perspektifte bakmak lazım belki.

Dünyanın en büyük komünist ülkesi Çin, diyor ki "Duvarları yıkın.” En büyük kapitalist ABD Meksika’ya duvar örüyor. Biz Güneydoğu sınırımıza duvar örüp NATO’daki yerimizi kesinleştiriyoruz ama Türkiye serbest pazar ekonomisini bütün kurallarıyla işletmek durumunda. Mesela, dalgalı kur diyoruz ama uygulanmıyor. Aslında yıl sonu bana 50-52 TL deseler daha rahat edeceğim. Biz kamuyu 3 yerde istiyoruz, 3D diyorum: Düzenleme, destekleme ve denetleme. Kamunun bu düzenleyici ve denetleyici etkisinin, kamusal alandaki eksikliğinin bu serbest pazar ekonomisindeki açıklarının da vergi kaybı ile ilgili oluşan orantısızlıkların da nedeninin denetim eksikliğinden kaynaklandığını dolayısıyla kamu özel sektör işbirliğinin üniversitelerle birlikte olması gerektiği şartı var. Efendim bir de haddim olmayarak Ekonomi tarifi ile ilgili.

Ankara ekonomi zirvesinde öne çıkan öneriler

SANAYİ: Sanayi dahil tüm ekonomi sistemi yeniden yapılandırılmalı
TİCARET: Vergide tek oranlı sisteme geçilmeli
TARIM: Sigortalı inek sayısı sigortalı insanın 4 katı, tarımda insana destek verilmeli

Türkiye üretim için yeni bir vizyon oluşturmalı - Resim : 3

TARIM OTURUMU | Akıllı tarımla verimlilik artırılmalı

EKONOMİ Ankara Haber Müdürü Hüseyin Gökçe’nin moderatörlüğünü gerçekleştirilen Tarım Oturumunda, gıda güvencesi, tarımsal verimlilik, tarımsal destekleme modelleri ve tarımda teknoloji kullanımı masaya yatırıldı.

Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Şahinöz: “Üretim ölçeğinden uzak politika tarımı bu hale getirdi”

Gıda güvencesi çok önemli. Tarım politikaların temelini oluşturan aslında gıda güvencesidir. Herkesin her zaman her yerde yeterli sağlıklı gıdaya erişimdir. Gıda ulaşım bir insan hakkı olarak ele alınmaya başlandı. 2007 dünya gıda krizinde bu konu yeniden gündeme geldi. Kuraklık kaynaklı olağanüstü fiyat artışı başladı. 1994 DTÖ Tarım Anlaşması ile tarımsal üretim ve ticaret tamamen piyasanın yönetimine bırakılıyor. Dolayısıyla devletin tarıma müdahalesi azalıyor, kamu stokları azalıyor. Spekülatör ataklarıyla fiyat artıyor.

Gelişmiş ülke tarım politikalarında yeni eğilim ortaya çıkıyor gıda güvencesi stratejik hedefi yeniden tarım politikalarında yer tutuyor. AB güvenlik ağı geliştiriyor. Fiyat 2010-2020 arası sabitleşmeye başlıyor. 2020 COVID sonrası dalgalanmalar durmuyor. Hızlı kentleşmeyle beraber oluşan talep artışı da etkili olmaya başladı Çin, Hindistan gibi ülkelerde. 2020’de pandemide içerde kalan insanlar dışarı çıkmaya başlayınca, 2021’de talep şoku yaşanıyor ve fiyatlar da ona bağlı olarak artmaya başlıyor. Rusya Ukrayna savaşında ise enerji, gübre fiyatlarında küresel artış yaşandı.

AB de gıda güvencesine bağlı tarım politikası savaş sonrası ortaya çıktı. 1’nci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sonrası biz de yaşadık, pancar üretiliyor şeker yok, pamuk üretiliyor tekstil yok. Sonradan bunların fabrikası kuruluyor. Devlet destekli modernleşmeyle yaşanan verim artışı ithal ikamesini finanse etti. Türkiye tarihsel olarak sermaye yoksulu bir ülkedir.

Gıda güvencesi zaafına götüren politikalar 2000’li yıllarda tarım reformuyla başladı. Doğrudan Gelir Desteği gelişmiş ülkelerin tarımına göre dizayn edilmiş politikalardır. Tarımda üretim sorunun çözmüşler üreticiye destek veriyorlar. 90’lı yıllarda partiler tarımı siyasi rant aracı olarak kullandılar ama bunun çözümü Tarım Reformu değildir. Yapısal sorunlardan, üretim ölçeğinden uzak politika Türkiye tarımını bugünkü duruma getirdi. Çiftçi tarımı terk etti. Toprak boş kaldı, tarımdan göç eden üretim faktörlerinin yerini alacak verimlilik artışı olmadığı için tarımsal arz açığı oluştu.

2000’den bugüne nüfus 64’ten 85 milyona çıktı. Gelir arttı, gelir artışıyla talep arttı. Arzı yeterince artıramadık. Üretim girdileri önemli ölçüde dışa bağımlı.

İnsanları stoka yönelten şey yanlış tarım politikalarıdır. Doğrudan Gelir Desteği değil, sosyal uzlaşmaya dayalı tarımsal planlama olması lazım.

Gıda güvencesi tanımını yaparken, herkesin her zaman yeterli sağlıklı gıdaya ulaşımıdır. 28 bin lira asgari ücret, 36 bin lira açlık sınırı. 5 yıldır talebe baskı yaparak enflasyonla mücadele ediyoruz. İnsanların önceliği beslenmedir. Bunun çözümü etkili tarım politikalarıdır:

-Fark ödeme sistemine dayalı tarım politikası, hem fiyat istikrarı, hem tüketici refahı, hem çiftçi gelirine güvence, hem dış koruma.

-Prim sistemi de kullanılabilir. Ayçiçeği gibi yetersiz olan ürünlerde ve kalitesi istediğiniz üründe olabilir.

Doğrudan Gelir Desteği ise kırsal kalkınmada yeterli geliri olmayanlara sosyal politika aracı olarak verilebilir. Bu bir ekonomi politikası aracı değildir.

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Caner Koç: “Artık kozlar veri üretip satanların elinde”

Nüfus artışına karşılık kaynaklarımız kıt tüm dünyada olduğu gibi, daha verimli üretim yapmamız gerekiyor. Küresel ısınma, ani yağışlar, kuraklık teknoloji kullanım ihtiyacını ortaya çıkarıyor. Ülkemizde tarımsal nüfusun yaş ortalaması 55-59 arasında değişiyor. Akıllı tarım için nelere ihtiyacımız var. Artık kozlar, verileri üreten, elinde tutan ve satan kişilerin elinde.

Şimdi hassas tarım diye de bir olgu var, verileri bir araya getirip bunları kullanmayı içeriyor. GBS, haritalandırma ile yüksek yoğunluklu tarım yapmaya çalışıyoruz. Akıllı tarım girdilerin azaltılarak, çıktıların maksimize edilmesi olarak adlandırabiliriz. Öncelikle Ar-Ge ye büyük önem vermeliyiz.

Türkiye’de Ar-Ge harcamalarında tarımın payı yüzde 10 civarında. Normal şartlarda Ar-Ge’ye yapılan her 1 dolarlık yatırımın çıktısı 12 dolar, çevrenin korunması vs gibi diğer unsurları da eklediğimizde bu miktar 36 dolara kadar çıkıyor. Yapay zekanın temel şartı veri üretmekten geçiyor, Tarım 5.0 konuşuluyor, yapay zeka, makine öğrenmesi, anlık karar veren robotlara ihtiyacımız bulunuyor.

Drone, otonom tarım robotları, pandemiden bu yana büyük evrim geçirdiler. Çok fazla üretim yapılmaya başlandı. Dünya genelinde 2030 yılına kadar 30 milyar dolar civarında tarım robotu piyasasının ulaşması bekleniyor. Türkiye’deki tarım makinelerinin kg fiyatı 5-6 dolar aralığında, Oysa 2020’de Almanya’da 12 dolar iken, bugün 25 dolar seviyesine çekti. Tarım makineleri sektörü 3 milyar dolar büyüklüğe sahip.

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk: “Yıllarca, üretim insan olmadan yapılıyor zannettik”

Bizler bilim insanı olarak kırsal nüfus niye azaldı, ortalama çiftçi yaşı niye yükseldi ona bakarız. Türkiye’de tarım politikalarında insana destek verilmedi, onların temel yaşam gereksinimlerine bakılmadı. 1990’lı yıllara kadar çiftçi bunu kabullendi. Ancak bu tarihten itibaren, internet, TV devreye girince işin şekli değişti. Kadınlar TV’lerde gördüklerini talep etmeye başladılar. Ardından “Onlar bana gelmiyorsa ben onlara giderim” diyerek kentlere göç etmeye başladılar. Konuta ve ulaşıma artık çok daha fazla para verilir oldu. Bunun toplumsal maliyeti de giderek artmaya başladı.

Yıllarca insan olmadan bir şeyler kendi kendine üretiliyormuş gibi davrandık. TKDK kredileri ilk çıktığında AB standardında hayvan refahını öngören ahırlara destek sağlanıyordu. Adamın oturduğu ev o standarda sahip değil ki. Türkiye’de desteklerde her zaman insan olmak hayvan olmaktan daha az makbul. Türkiye’de sigortalı hayvan oranı sigortalı işçi oranının 4 katı.

Dünyada Kırsal Gençlik Ağı diye bir yapı var 17 -18 milyon civarında üyesi bulunan. Biz dünyanın gıda güvencesini sağlamaya tabiyiz diye bir manifesto yayınladı bu gençler. Biz ayrım yapmadan birlikte çalışmaya hazırız, tarımla ilgili kararlara da ortak olmaya hazırız diyorlar.

Oysa Türkiye’de bugün tarımla ilgili karar verenlerin yaş ortalaması 70, biz diyoruz ki gençler köylere niye gelmiyor? Kırsal alanlarda tarım dışı istihdam alanları yaratamadık. Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığında 1993 yılında bir kırsal sanayi sempozyumu düzenlendi. Aradan 33 yıl geçti ikincisi yapılamadı. Sosyal adaleti gözetmeyen bakış açısıyla bakıldı. Son 15 yılda dünyada 78 milyon arazi satılmış veya kiralanmış. Başka ülkeler tarafından. Kuzey ülkeleri, Ortadoğu ülkeleri gidip Latin Amerika’dan, toprak 3’üncü dünya ülkelerinden toprak alıyorlar.

Suudi Arabistan tek başına Kamboçya’dan 400 bin ha arazi satın aldı. tarımda iklimi, teknolojiyi, yapay zekayı da düşünen geniş bir perspektifle ele alınmalı. COVID 19 tedarik zincirlerini kırdı, neyi nereden temin edeceksin bilemiyorsun.

Rusya-Ukrayna savaşı tahıl ticaretini alt üst etti, son ortaya çıkan İran-ABD savaşı petrol ve gübre maliyetlerini alt üst etti. Güney Amerika’da El nino her şeyi alt üst etti. Savaşlar nedeniyle milyonlarca hektar tarım alanı devre dışı kalırken, kadınların kırsal alandaki iş yükü yüzde 42 artmış, bunun sosyolojik boyutu da var. Veriye ne kadar sahipseniz o kadar hakimsiniz ve iklimle uyumlu üretim de yapabilirsiniz. Eskiden kim daha fazla üretiyor ona bakılırken, şimdi kim daha az karbon salımı yapar, kim daha az enerji harcar, kim daha kaliteli veri kullanır, ona bakılıyor.

Kırsal alan sadece üretim değil, yaşam, teknoloji, veri üretimi gibi alanlar da olmalı. Yeni destekleme araçlarına yönelinmesi lazım. Bugün mazot, gübre, ilaç vs desteği veriliyor. Toprağı koruyup, karbon salımını azaltan, suyu tasarruflu kullananlara destek veriliyor. ABD desteklemede önceliği iklim dirençli tarıma veriyor. Türkiye nasıl büyüyen bir dev ise Ankara da aynı şekilde. Ancak, diğer sektörler tarımı geride bıraktı. Bir çok tarım ürününde Türkiye’de ilk üçte yer alan Ankara’nın tarım ürünleri ihracatından aldığı pay yüzde 2 civarında.

Kaynağa Git

İlgili Haberler