Birleşik Krallık siyaseti, halk iradesini hiçe sayan kapalı kapı diplomasisiyle ve koltuk kavgalarıyla bir kez daha çalkalanıyor. İktidara geldiği günden bu yana halk desteğini tamamen yitiren Keir Starmer, hem parti içinden gelen baskılara dayanamayarak hem de kitlelerin güvenini tamamen kaybetmesiyle havlu attı ve istifasını sundu. Ancak sistem, derinleşen ekonomik ve siyasi krize gerçek bir demokratik çözüm üretmek yerine, çareyi yine halka sormadan, "sandıksız bir devir teslim" de buldu.
Starmer’ın gidişiyle boşalan koltuğa, İşçi Partisi’nin “her devrin adamı” olarak bilinen figürü Andy Burnham’ın oturtulması için yol açıldı.
SİSTEMİN YENİ KURTARICISI: "KUZEYİN KRALI" MASALI
Halkın sırtındaki ekonomik yükü hafifletmek yerine düzen içi restorasyonlarla göz boyamaya çalışan sistem, şimdi de Andy Burnham’ı bir "kurtarıcı" gibi pazarlıyor. Koronavirüs döneminde takındığı popülist tavırlarla "Kuzeyin Kralı" lakabını alan Burnham’ın, aslında sınırları asla zorlamayan, rüzgara göre yön değiştiren bir siyasi figür olduğu sır değil. Daha önce iki kez liderlik yarışında ağır yenilgiler alan bu isim, parlamentoda koltuğu bile yokken sırf başbakanlık koltuğuna sıçrayabilmek adına sipariş usulü bir ara seçimle (Makerfield) yeniden meclise taşındı. Wes Streeting gibi potansiyel rakiplerin de "yukarıdan" gelen bir talimatla adaylıktan çektirilmesi, Birleşik Krallık demokrasisinin aslında elitlerin kendi arasında döndürdüğü bir tiyatrodan ibaret olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
İNGİLİZ SİYASETİNİN BUKALEMUNU VE SERMAYE DENGELERİ
Tony Blair ve Gordon Brown hükümetlerinde Hazine, Kültür ve Sağlık Bakanlığı gibi kritik koltuklarda oturarak neoliberal yıkım politikalarının bizzat uygulayıcısı olan Burnham, şimdi merkez sol ile sert sol arasında güya "dengeleyici" bir figür olarak sunuluyor. Geçmişte kamu kaynaklarının özelleştirilmesine sessiz kalan, bugün ise sıkışan sistemi rahatlatmak adına enerji ve su sektörlerinin kamulaştırılmasını savunarak sol kitleleri dizhinlemeye çalışan Burnham, eleştirmenlerin de belirttiği gibi tam bir "siyasi bukalemun." İşçi kökenli bir aileden gelmiş olması, Westminster koridorlarında sermayenin sadık bir yöneticisine dönüştüğü gerçeğini perdelemiyor.
SANDIKSIZ DEMOKRASİ VE KAPİTALİZMİN TIKANIKLIĞI
İngiltere’de son 10 yılda tam yedi kez başbakan değişmesi, ülkedeki krizin artık yönetilemez bir boyuta ulaştığının en net göstergesi. Egemen güçler, neoliberal politikaların yarattığı toplumsal çürümeyi ve yoksullaşmayı çözmek yerine, halkın önüne sandık koymaktan korkuyor. Tıpkı muhafazakarların Rishi Sunak döneminde yaptığı gibi, İşçi Partisi de şimdi halkı tamamen devre dışı bırakarak kendi iç hiyerarşisiyle yeni bir başbakan tayin etme derdinde.
Odatv.com