Dünyanın gözü bugün Ankara'da başlayacak 36. NATO Liderler Zirvesi'ne çevrildi. ABD Başkanı Donald Trump başta olmak üzere 32 ülkenin lideri ile dışişleri ve savunma bakanlarını bir araya getirecek zirvede, ittifakın geleceğini şekillendirecek kritik kararların alınması bekleniyor.

Uluslararası güvenlik mimarisinde yeni bir dönemin kapısını aralayacağı değerlendirilen zirvede, "NATO 3.0" olarak tanımlanan yeni stratejik yaklaşımın resmiyet kazanması öngörülüyor. Bu süreç, ittifakın kuruluş felsefesi olan kolektif savunma anlayışına yeniden ağırlık verilmesini hedefliyor. İşte tarihi zirvede dakika dakika yaşananlar...

Zirve kapsamında düzenlenen resepsiyonda liderler ve eşleri "NATO Aile Fotoğrafı"nda yer aldı.

Külliye'de NATO resepsiyonu için liderler ve eşleri gelmeye başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Emine Erdoğan liderleri ve eşlerini karşılıyor.


Donald Trump da resepsiyon için Külliye'ye geldi.

NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında liderlerin Ankara'ya gelişi devam ediyor. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’i taşıyan uçaklar Ankara’ya iniş yaptı. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’i Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş karşıladı.
İspanya Başbakanı Sanchez Ankara'ya iniş yaptı.
Ankara’da düzenlenen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında, BAE Savunma İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Mohamed Bin Mubarak Fadhel Al Mazrouei, Esenboğa Havalimanı'na geldi.
36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Münih Güvenlik Konferansı (MSC) ile Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) işbirliğinde düzenlenen "Müttefikler Ankara'da" programı kapsamında "Masayı Tersine Çevirmek: Avrupa İçin Bir Güvenlik Sağlayıcısı, Ukrayna" paneli düzenlendi.
Ankara Palas'ta düzenlenen "Masayı Tersine Çevirmek: Avrupa İçin Bir Güvenlik Sağlayıcısı, Ukrayna" paneline Hollanda Dışişleri Bakanı Tom Berendsen, İsveç Dışişleri Bakanı Maria Malmer Stenergard ve Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha katıldı.
Külfet paylaşımındaki değişimin önemine işaret eden Berendsen, savunma harcamalarını ABD istediği için değil, kendileri buna ihtiyaç duyduğu için artırdıklarını belirtti.
Berendsen, "Rusya, Avrupa ve NATO için büyük bir tehdit olmaya devam ediyor. Bu nedenle Ukrayna'nın kavgası, bizim kavgamız." dedi.
Ukrayna'ya desteğin ve Rusya'ya baskının artırılması gerektiğini kaydeden Berendsen, Hollanda'nın barış görüşmelerine varılması için sorumluluk almaya hazır olduğunu dile getirdi.
UKRAYNA'YA DESTEĞİN ARTIRILMASI ÇAĞRISI
Stenergard da Ukrayna'ya yönelik desteğin yetersiz olduğundan bahsederek, maddi desteğin artırılması gerektiğini söyledi.
İskandinav ülkelerinin nüfusunun NATO'nun çok azına tekabül etmesine rağmen Ukrayna'ya yönelik desteğin 3'te 1'ini bu ülkelerin verdiğini dile getiren Stenergard, "Eğer diğer ülkeler de bizim kadarını yapsaydı, savaş çoktan sona ermiş olurdu." dedi.
Stenergard, savaş sonrasında Ukrayna'nın yeniden inşasının, barışın sürdürülmesinde büyük önem taşıyacağını vurgulayarak, Rusya'ya yönelik baskı ve yaptırımların artırılması gerektiğini yineledi.
GÜVENLIK GARANTİLERİ TALEBİ
Sybiha da savaşın ilk aylarında ortaklarından destek almakta çok zorlandıklarını belirterek, ülkesinin dirençli tutum sergilediğine işaret etti.
"Kırım işgal edildiğinde savaşmamamız çok büyük bir hataydı." diyen Sybiha, bu hatayı "tarihi" olarak nitelendirdi.
Sybiha, "Koşulsuz ateşkese hazırız. Asla barışın önündeki engel olmayacağız. Barış istiyoruz. Uygulanabilir tekliflerimiz var." dedi.
Ukrayna Dışişleri Bakanı, ABD'nin sürece katkısı olmadan savaşın sonlandırılmasının gerçekçi olmadığı değerlendirmesinde bulundu.
Barışın sağlanması durumunda, ABD'nin yasal olarak bağlayıcı şekilde ikili güvenlik garantileri vermesinin gerekli olduğunu söyleyen Sybiha, barışı sekteye uğratacak bir durumla karşılaşılırsa sahada askeri destek verilmesi, Ukrayna'nın Avrupa Birliği (AB) üyesi olması ve Ukrayna ordusunun caydırıcı şekilde güçlendirilmesinin önem arz ettiğini kaydetti.
ABD Başkanı Trump, NATO Zirvesi kapsamında Ankara’ya geldi. Trump’ı taşıyan Air Force One Ankara Havalimanı’na iniş yaptı.
ABD Başkanı Donald Trump'ın uçağı Bulgaristan hava sahasına giriş yaptı.

Ankara’da düzenlenen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Ankara Havalimanı'na geldi.

Ankara’da düzenlenen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis, Esenboğa Havalimanı'na geldi.

Ankara’da düzenlenen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi öncesinde, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy Esenboğa Havalimanı'na geldi. Devlet Başkanı Zelenskiy'i havalimanına gelişinde Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy karşıladı.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, ittifakın hava kabiliyetlerini artıracak stratejik adımları açıkladı.
Rutte'nin açıklamalarından öne çıkan unsurlar şöyle:
Müttefik ülkeler, çok uluslu MRTT (Çok Rollü Tanker Uçağı) filosuna 10’uncu Airbus A330 MRTT uçağının teslim edileceğini resmen duyuruyor. Bu teslimat, hedeflenen 12 uçaklık MRTT filosuna bir adım daha yaklaşılmasını sağlıyor.

12 YENİ UÇAK KARARI
NATO bünyesinde Airbus A400M uçağına odaklanan yeni bir çok uluslu proje de başlatılıyor. Bu girişim, ittifaka dünya standartlarında stratejik hava taşımacılığı kabiliyeti sağlamayı amaçlıyor.
A330 MRTT ve A400M modelleri, ittifaka yüksek kabiliyetli iki çok uluslu hava filosu kazandırma özelliği taşıyor.
Açıklama kapsamında, birçok müttefik ülkenin hava kapasitesini güçlendirmek amacıyla tanker filolarının bir parçası olarak Airbus'tan 12 adet uçak satın alacağı bildiriliyor.

Ankara'nın ev sahipliğinde düzenlenen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, transatlantik savunma üretimi ve buna ilişkin yatırımların ön planda olacağı Savunma Sanayii Forumu'yla başladı.
ATO Congresium'da başlayan Savunma Sanayii Forumu, NATO tarihinin en geniş kapsamlı sanayi etkinliği olacak.
NATO devlet ve hükümet başkanları da 8 Temmuz'da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde bir araya gelecek.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde bugün NATO savunma ve dışişleri bakanlarının katılacağı etkinlikler düzenlenecek.
Son 3-4 yıldır NATO'nun yan etkinliği şeklinde tasarlanan Savunma Sanayii Forumu, ilk kez Türkiye'de zirvenin resmi programı dahilinde yapılıyor.
NATO'nun paylaştığı programa göre önemli bir duyurunun yapılacağı Forum'da, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin konuşma yapması planlanıyor.
Savunma sanayisine ilişkin çeşitli oturumların düzenleneceği Forum kapsamında Rutte ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy de açıklama yapacak.
NATO Genel Sekreteri Rutte, savunma sanayisi üretiminin artırılmasının Forum'un en önemli başlıklardan olacağını belirtmişti.
ANKARA DÜNYA LİDERLERİNİ AĞIRLIYOR
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında aralarında ABD Başkanı Donald Trump, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Slovakya Cumhurbaşkanı Peter Pellegrini, İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Almanya Başbakanı Friedrich Merz, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Kanada Başbakanı Mark Carney, Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, Karadağ Başbakanı Milojko Spajic ve NATO Genel Sekreteri Rutte ile Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Antonio Costa'nın bulunduğu liderlerle görüşecek.
Zirve kapsamında dışişleri bakanları ve savunma bakanları da çalışma yemeklerinde bir araya gelecek.
2004'te İstanbul'daki NATO Zirvesi'nde hayata geçirilen ve Katar, Bahreyn, Kuveyt ile Birleşik Arap Emirlikleri'nin yer aldığı İstanbul İşbirliği Girişimi kapsamında dışişleri bakanları düzeyinde özel oturum düzenlenecek ve NATO İstanbul İşbirliği Girişimi Dışişleri Bakanları Toplantısı yapılacak.
Zirvede, transatlantik ilişkilerde son dönemde artan gerginliklere rağmen müttefiklerin birlik ve dayanışma mesajı vermesi en önemli beklentiler arasında yer alıyor.
Ana gündem maddeleri arasında Avrupa'nın konvansiyonel savunmada liderliği üstlenmesi ve ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığının yeniden değerlendirilmesini öngören "NATO 3.0" vizyonunun inşa edilmesi bulunuyor.
Ukrayna'ya desteğin geleceğinin de ele alınacağı zirvede, müttefiklerin savunma harcamalarını ve savunma sanayi üretim kapasitelerini artırmaları konusunda taahhütlerde bulunmaları bekleniyor.
NATO Ankara Zirvesi, uluslararası basının da en yoğun katılım göstereceği NATO zirvesi olacak.
ABD Başkanı Donald Trump, 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ne katılmak üzere Air Force One uçağıyla Ankara'ya hareket etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Trump'ın görüşmesi saat 15.00'te Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirilecek. Erdoğan-Trump görüşmesinde CAATSA, F16, F35 masadaki en önemli başlıklardan olacak.

Kanada Başbakanı Mark Carney, 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ne katılmak üzere Ankara'ya geldi.

Carney'nin uçağı, Ankara Havalimanı'na indi. Havalimanında Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve yetkililer, Carney'yi karşıladı.

(Haberi okumak için lütfen görsele tıklayınız)
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, "Avrupa'nın savunmaya daha güçlü katkı sağlamasını memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak bu katkı NATO'yla rekabet etmemeli, NATO'yu güçlendirmelidir." dedi.
Güler, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Münih Güvenlik Konferansı (MSC) ve Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) işbirliğinde düzenlenen "Müttefikler Ankara'da" programına katıldı.
Burada konuşan Güler, NATO'nun, kuruluşundan bu yana bir askeri ittifaktan daha fazlası olduğunu, kolektif savunmanın, siyasi dayanışmanın ve transatlantik bağın kurumsal ifadesini teşkil ettiğini belirtti.
İttifakların, tarih boyunca ya kısa ömürlü olduğunu ya da değişen koşullara uyum sağlayamamaları nedeniyle işlevsiz hale geldiklerini hatırlatan Güler, NATO'nun ise temel amacını gözden kaçırmadan kendisini yenileyebildiği için varlığını sürdürdüğünü söyledi.

NATO'nun dönüşümünün genel hatlarıyla üç aşamada ele alınabileceğini dile getiren Güler, şunları kaydetti:
"Birinci aşama, 'NATO 1.0' olarak adlandırılan, İkinci Dünya Savaşı'nı müteakip, Soğuk Savaş dönemini kapsayan ve gerçekçi tehdit değerlendirilmesinin yapılarak İttifakın misyonunu sürdürdüğü dönemdir. Bu kapsamda, hazır kuvvetler, muharebe hizmet desteği kapasitesi ve güvenilir yük paylaşımı ile birlikte çalışabilirliği inşa ederek ortak güvenliği sağlamıştır. Bu dönemde ittifakın temel önceliği, kolektif savunma çerçevesinde güçlü ve caydırıcı bir askeri yapı tesis etmek olmuştur. Ancak Soğuk Savaş sonrasında küresel sistemde yaşanan köklü değişim ile birlikte birçok Avrupalı Müttefik savunma harcamalarını, kuvvetlerini, stoklarını ve sanayi kapasitesini azaltmıştır. 'NATO 2.0' olarak tanımlanan bu dönemin odak noktası terörizm ve Balkanlar'daki savaşlar nedeniyle kriz yönetimi ve alan dışı harekatlar olmuştur."
Bakan Güler, 2014'ten bu yana konvansiyonel savaşın kademeli olarak NATO sınırlarına ulaştığını, yeni büyük güç rekabeti ve eş zamanlı bölgesel krizlerin ittifak üyelerini yeni bir aşamaya, yani "NATO 3.0" dönemine taşıdığını ifade etti.

"NATO, 360 DERECE BAKIŞ AÇISINI MUHAFAZA ETMELİDİR"
Bu sürecin temel sınamasının, NATO'nun krizleri yönetme ve her yönden gelen tehditlere karşılık verme kabiliyetini koruyarak, güvenilir kolektif savunmayı yeniden tesis etmesi olduğuna aktaran Güler, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu durum, Avrupa'nın konvansiyonel savunmada daha fazla sorumluluk üstlendiği, ancak transatlantik bağın ve ABD'nin genişletilmiş caydırıcılığının vazgeçilmezliğini koruduğu, daha güçlü, daha gerçekçi ve daha dengeli bir İttifakı gerekli kılmaktadır. Bu dönüşüm, olağanüstü karmaşık bir güvenlik ortamında gerçekleşmektedir. Ukrayna'daki savaş Avro-Atlantik güvenliğini şekillendirmeye devam ederken, İran, İsrail ve ABD'yi kapsayan son çatışma, bölgesel krizlerin nasıl küresel sonuçlar doğurabildiğini göstermiştir. Füze ve insansız hava aracı saldırıları, deniz ulaşımındaki kesintiler, enerji arzının sekteye uğraması ve tedarik zincirleri üzerindeki baskı, tehditlerin birbiriyle ne kadar derinden bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle NATO, doğu ve güney kanatları ile Avrupa-Atlantik alanının ötesindeki sınamaları kapsayan kapsamlı bir 360 derece bakış açısını muhafaza etmelidir. Böylesine kritik bir dönemde Avrupalı Müttefikler daha fazla sorumluluk üstlenmelidir. Ancak bu, yalnızca daha yüksek bütçe rakamları açıklamakla gerçekleştirilemez. Savunma harcamaları, hazır birliklere, eğitimli personele, mühimmata, dayanıklı lojistik sistemlere, bütünleşik komuta yapılarına ve muharebe edebilir kuvvetlere dönüşmelidir."
Güler, ayrıca ittifaktaki külfet paylaşımında, operasyonel risk, coğrafi konum, hazırlık seviyesi, görev katkıları, sanayi kapasitesi ve kriz anında görev icra edebilme kabiliyetinin de dikkate alması gerektiğine işaret etti.

"TÜRKİYE'NİN TECRÜBESİ SON DERECE DEĞERLİ"
ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığına ilişkin düzenlemelerinin, ittifak içindeki sorumlulukların yeniden dengelenmesi ihtiyacını daha da belirgin hale getirdiğini dile getiren Güler, şunları kaydetti:
"Bu bakımdan Türkiye'nin tecrübesi son derece değerlidir. Avrupa'nın büyük bölümü Soğuk Savaş sonrasında silahlı kuvvetlerini küçültürken Türkiye aynı yolu izlememiştir. Türkiye, büyük, profesyonel ve faal bir kuvvet yapısını muhafaza etmiş, hazırlık seviyesini artırmış, savunma sanayisine yatırım yapmış ve zorlu ortamlarda harekat icra etme kabiliyetini korumuştur. Bu geniş imkan ve kabiliyetler ile sahip olunan devamlılık, bugün hem Türkiye hem de İttifak için stratejik bir avantaja dönüşmüştür. Bazı müttefikler birliklerini yeniden teşkil etmeye, personel temin etmeye ve stoklarını yenilemeye çalışırken Türkiye mevcut yapıları ve operasyonel bilgi birikimi sayesinde derhal katkı sağlayabilmektedir."
Bakan Güler, Türkiye'nin konuşlandırılabilir kuvvetleri, tecrübeli komutanları, yerleşmiş eğitim kültürü ve sağlam askeri temeliyle "NATO 3.0" sürecinde güçlü bir konuma sahip olduğunun altını çizdi.
Bu durumun, Türkiye'nin, hazırlık açıklarının kapatılmasına katkı sağlamasına, farklı kanatlarda caydırıcılığı güçlendirmesine ve krizlere süratle karşılık vermesine imkan tanıdığına işaret eden Güler, "Türkiye, 1952 yılında NATO'ya katılmasından bu yana yalnızca İttifakın coğrafi ön hattında yer alan bir ülke olmamıştır. Aksine Türkiye, risk üstlenen, sorumluluk alan, krizlerde sahada yer alan ve gerektiğinde caydırıcılığın fiilî yükünü taşıyan bir duruş sergilemiştir." diye konuştu.

"TÜRKİYE, NATO GÖREVLERİNE ÖNEMLİ KATKILAR SAĞLIYOR"
Güler, Türkiye'nin, yüksek eğitim standartları, operasyonel tecrübesi ve güçlü müşterek harekat kapasitesiyle NATO'nun ikinci büyük ordusuna ve en yetenekli kuvvetlerinden birine sahip olduğunu hatırlatarak, "Yüksek hazırlık seviyesindeki komando birliklerimiz, geniş bir coğrafyada süratle konuşlanma ve krizlere etkili şekilde müdahale etme imkanı sağlayan önemli stratejik güç çarpanlarıdır." dedi.
Türkiye'nin, Kosova'dan Akdeniz'e, Baltık bölgesinden Karadeniz'e kadar, NATO görevlerine, harekatlarına ve tatbikatlarına önemli katkılar sağladığına dikkati çeken Güler, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu kapsamda hava polisliği, deniz güvenliği, kriz yönetimi ve eğitim alanlarında sorumluluk üstleniyoruz. Yakın dönemde icra edilen kapsamlı NATO tatbikatları, Türkiye'nin yalnızca yakın çevresinde değil, tüm Avrupa-Atlantik alanında güvenliği sağlayıcı kapasitesini bir kez daha göstermiştir. Türkiye'nin Afrika, Orta Doğu ve Asya'daki saha tecrübesi de boş bırakılan alanların rakip aktörler tarafından hızla doldurulduğu bir dönemde stratejik bir değerdir."
"SAVUNMA HARCAMALARININ ARTIRILMASI ÖNEMLİ"
Bakan Güler, mevcut dönemde NATO'nun önündeki temel sorulardan birinin, "NATO, siyasi taahhütlerini ne ölçüde ve ne kadar hızlı somut askeri kabiliyetlere dönüştürebilecektir?" sorusu olduğunu belirterek, "Savunma harcamalarının artırılması önemlidir. Ancak yapılan harcamalar, tek başına caydırıcılık üretmez. Caydırıcılık, eğitimli personel, hazır kuvvetler, mühimmat, güçlü lojistik, bütünleşik hava ve füze savunması, etkili komuta ve kontrol, siber dayanıklılık, sanayi kapasitesi ve siyasi kararlılık gerektirir." ifadelerini kullandı.
Ankara Zirvesi'nin temel mesajlarından birinin, taahhütlerin uygulamaya dönüştürülmesi olduğunu dile getiren Güler, "NATO'nun geleceği yalnızca bütçe oranlarıyla değil, bu bütçelerin hangi kabiliyetleri ne kadar sürede üretebildiğiyle belirlenecektir. Türkiye bu alanda da önemli kabiliyetlere sahiptir. NATO yetenek hedeflerini ve milli ihtiyaçlarımızı karşılamak amacıyla önümüzdeki üç yıl içinde hava ve balistik füze savunması, uzun menzilli ateş sistemleri ve insansız sistemlerin tedarikine öncelik veriyoruz." dedi.
Güler, Türkiye'nin savunma sanayisi, insansız sistemleri, hava savunma sistemleri, elektronik harp, mühimmat, deniz platformları, havacılık ile komuta ve kontrol teknolojilerinde ileri bir seviyeye ulaştığını vurguladı.
Bugün, ihracat projeleri de dahil olmak üzere Türkiye'de 50 askeri geminin inşasına devam edildiğini hatırlatan Güler, şunları kaydetti:
"İnsansız ve yeni nesil hava platformlarımız da modern harbin şekillenmesine katkı sağlamaktadır. Bunlar yalnızca milli imkan ve kabiliyetler değildir. Doğru şekilde bütünleştirildiklerinde NATO'nun kabiliyet ve üretim açıklarının kapatılmasına katkı sağlayabileceklerdir. Türkiye savunma sanayi alanında rekabet yerine tamamlayıcılığı, dışlama yerine ortak üretimi ve kısıtlamalar yerine güvene dayalı işbirliğini savunmaktadır. Müttefiklik ruhu kısıtlamalarla değil, dayanışma ve ortak vizyonla güçlenmektedir."
"NATO-AB İŞBİRLİĞİ KAPSAYICI OLMALI"
er, bir diğer kritik meselenin ise Avrupa güvenliğinin gelecekte nasıl yapılandırılacağı olduğunu belirterek, "Avrupa'nın savunmaya daha güçlü katkı sağlamasını memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak bu katkı NATO'yla rekabet etmemeli, NATO'yu güçlendirmelidir." diye konuştu.
Daha güçlü bir Avrupa sütununun, transatlantik bağı güçlendirirken, NATO'nun, Avrupa'nın kolektif savunmasının temeli olan tek güvenlik sağlayıcı rolünü koruması gerektiğine vurgu yapan Güler, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Avrupa güvenlik girişimleri, ilgili kabiliyetlere sahip AB üyesi olmayan tüm NATO müttefiklerine açık olmalıdır. Askeri kapasitesi, gelişmiş savunma sanayi, operasyonel tecrübesi ve jeostratejik konumuyla uluslararası güvenlik mimarisinin başat üyelerinden biri olan Türkiye'nin dışlanması Avrupa'yı daha güvenli hale getirmeyecektir. Beklentimiz açıktır. NATO-AB işbirliği kapsayıcı, bütünleştirici ve karşılıklı olarak güçlendirici olmalıdır. Daha güçlü, daha gerçekçi ve daha dengeli bir NATO için tüm Müttefiklerin eşit katılımı ve her Müttefikin kabiliyetlerinden tam olarak yararlanılması gerekmektedir."
Ankara Zirvesi'nin, yalnızca diplomatik bir toplantı olmadığına işaret eden Güler, zirvenin, NATO'nun birlik ve beraberliğini, savunma yatırımlarını, hedeflerini, savunma sanayi üretimini, Ukrayna'ya desteğini ve caydırıcılığının sürekliliğini ele alacak kritik bir eşik olduğunu söyledi.
"MÜTTEFİKLERİMİZLE İŞ BİRLİĞİ İÇİNDE ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ"
"Ankara'dan verilecek mesaj açık olmalıdır. 5'inci maddeye bağlılığımız sarsılmazdır ve siyasi taahhütler güvenilir askeri güçle desteklenecektir." diyen Güler, şunları ifade etti:
"Bu kapsamda müttefikler savunma yatırımlarını, hazır kuvvetlere, dayanıklı altyapıya, sürdürülebilir mühimmat stoklarına ve modern kabiliyetlere dönüştürmelidir. Üretimi artıran, yeniliği destekleyen kapsayıcı bir savunma sanayi ekosistemi oluşturan iş birliği alanları da genişletilmelidir. Bugün ele alınacak yazılım tanımlı kabiliyetler, yapay zeka, bilişsel harp gibi teknolojik içeriklerle birlikte altyapı ve deniz güvenliği konuları ile NATO'nun güney kanadı, Karadeniz, Kafkasya, Körfez ve Hint-Pasifik gibi bölgelerdeki jeopolitik denklem, aynı stratejik gerçekliğin farklı boyutlarıdır. Günümüzde caydırıcılık, yalnızca tanklar, uçaklar ve gemilerle inşa edilemez."
Caydırıcılığın, aynı zamanda güvenli veri, etkili stratejik iletişim, güvenilir tedarik zincirleri, korunan altyapı ile dayanıklı toplumların varlığı ve hasımlardan daha hızlı görev icra edebilme yeteneğiyle inşa edilebileceğine işaret eden Güler, NATO'nun geleceğinin yalnızca silahlı kuvvetlerin değil, toplumların, sanayinin, teknolojinin ve siyasi birliğin gücüne de bağlı olduğu söyledi.
Türkiye'nin, NATO'nun yükünü paylaşan, sahada sorumluluk üstlenen, savunma yatırımlarını ciddiyetle ele alan ve geleceğin kabiliyetlerine yatırım yapan bir müttefik olduğunu ifade eden Güler, "Bundan sonra da NATO'nun savunma ve caydırıcılığına katkı sağlamaya, Müttefiklerimizle yakın iş birliği içinde çalışmaya ve NATO'nun dönüşümünü aktif şekilde desteklemeye devam edeceğiz. Bu etkinlikte gerçekleştirilecek tartışmaların ve yapılacak değerlendirmelerin İttifakın geleceğine ve önümüzdeki muhtemel sınamalara ilişkin ortak anlayışımıza katkı sağlamasını diliyorum." dedi.

(Haberi okumak için lütfen görsele tıklayınız)
letişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran, 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi marjında Ankara Palas'ta düzenlenen "Allies in Ankara" programının açılışında konuştu.

Münih Güvenlik Konferansı ve SETA Vakfı işbirliğiyle düzenlenen etkinlikte katılımcıları selamlayan Duran, 2004 yılındaki İstanbul Zirvesi'nden sonra Türkiye'nin ikinci kez bir NATO Liderler Zirvesi'ne ev sahipliği yapmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Duran, 22 yıl önce gerçekleşen İstanbul Zirvesi'nin NATO'nun Soğuk Savaş sonrası dönüşümünü simgelediğini hatırlatarak, günümüzdeki sınamaların çok daha çetin olduğuna dikkati çekti.
Müttefiklerin şu anda büyük güçler arasında yeniden alevlenen rekabet, bölgesel çatışmalar, teknolojik dönüşüm ve hibrit tehditlerle karşı karşıya olduğunu belirten Duran, şöyle devam etti;
Bu değişiklikler, NATO üyelerinin yeni tehdit algılarını ve yeni kolektif önceliklerini yeniden değerlendirmelerini gerekli kılmaktadır. Bu nedenle Ankara Zirvesi, NATO'nun tarihsel serüveninde bir başka dönüm noktasını teşkil ediyor. Burası, İttifak'ın kendisine daha zor ve daha acil bir soruyu sorması gereken yerdir: Tehditlerin artık tek bir yönden, tek bir biçimde veya tek bir araçla gelmediği bir dünyada, kolektif savunmayı gerçekleştirmek için esasta ne gerekiyor? Ukrayna'daki savaş, değişen savaş niteliğini ve Avrupa'nın güvenlik ve savunma mimarisinin kırılganlıklarını hepimizin gözleri önüne sermiştir.

"ORTA DOĞU'DAKİ İSTİKRARSIZLIK GÜVENLİK RİSKLERİ DOĞURMAKTADIR"
Amerika, İsrail ile İran arasındaki savaş da bize enerji akışlarının ve deniz yollarının Avro-Atlantik güvenliğini doğrudan şekillendirdiğini hatırlatmıştır. Orta Doğu'daki istikrarsızlık bölgesel bir sorun olarak kalmamakta, daha geniş kapsamlı güvenlik riskleri doğurmaktadır. NATO'nun 360 derece güvenlik yaklaşımı doğrultusunda İttifak artık doğu ve güney kanatlarını ayrı dosyaların konuları olarak ele alamaz.
Hürmüz Boğazı, Körfez, Suriye, Irak, Doğu Akdeniz, Kuzey Afrika ve Sahel bölgesi aynı güvenlik denkleminin birer parçasıdır. Bu durum, güvenlik kavramını yeniden düşünmemiz gerektiği anlamına geliyor. Güvenliğin yukarıdan aşağıya nasıl savunulacağını ve aşağıdan yukarıya nasıl inşa edileceğini düşünmek zorundayız. Bunun için tutarlı politika araçlarıyla askeri ve askeri olmayan araçların nasıl birlikte çalışabileceğine dair ortak bir anlayışa ihtiyacımız var. İşte bu noktada yük paylaşımı hayati önem kazanmaktadır.

"SAVUNMA HARCAMALARI KENDİ BAŞINA YETERLİ DEĞİLDİR"
Savunma harcamaları değerli bir siyasi taahhüttür ancak sadece harcama yapmak kendi başına yeterli değildir. Asıl önemli olan; yapay zeka kaynaklı manipülasyon, siber saldırılar, dezenformasyon ve kamu güvenliğinin aşındırılması gibi tehditleri ele alan çok katmanlı bir savunma stratejisi oluştururken, aynı zamanda gerçek bir askeri kapasiteye de yatırım yapmaya devam etmektir. Türkiye'nin İttifak'taki rolü tam da bu anlayışı yansıtmaktadır ki bence bu, 'NATO 3.0'ın temsil ettiği şeydir.
Türkiye 1952 yılından beri NATO İttifakı'nın istikrarlı ve kararlı bir üyesi olmaya devam etmektedir. O günden bugüne İttifak'ın kolektif savunmasına, caydırıcılığına ve komuta yapısına katkıda bulunduk. Gelecek yıl da NATO üyeliğimizin 75. yıl dönümünü kutlamaya hazırlanıyoruz. Bu dönemde Türkiye'nin rolü; stratejik özerkliği, operasyonel deneyimi ve Avro-Atlantik güvenliğine yaptığı benzersiz katkı üzerinden okunmalıdır.
Türkiye, NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahiptir. Afganistan'dan Kosova'ya, Bosna'dan Irak'a kadar Türkiye; kriz yönetimi, barışa verdiği destek, eğitim ve çatışma sonrası yeniden yapılanma süreçlerine hep katkıda bulunmuştur. NATO'nun en büyük tatbikatlarından olan Steadfast Dart 2026'ya yaklaşık 2000 personel ve yerli-milli üretim teçhizatla katılımımız, Türkiye'nin yeteneklerinin kendi coğrafyasının çok ötesinde hareket kabiliyetine sahip, birlikte çalışabilir ve geçerli olduğunu göstermiştir.

"TÜRKİYE DOĞU İLE BATI ARASINDA BİR KÖPRÜ OLARAK TANIMLANIR"
Türkiye hem Ukrayna'yla hem de Rusya'yla iletişim kanallarını açık bir şekilde sürdürmüştür. Ayrıca hem İran hem de ABD ile aynı anda ilişki kurabilen az sayıdaki ülkeden biridir Türkiye. Hepinizin bildiği gibi Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan bu ülkelerin liderleriyle aynı anda iyi ve samimi ilişkiler sürdürmektedir; bu önemli bir diplomatik fırsattır. Türkiye genellikle doğu ile batı arasında bir köprü olarak tanımlanır. Oysa bugün karşı karşıya olduğumuz birçok krizde Türkiye, diplomatik etki alanı ve gerilimin azaltılmasına katkı sağlama kapasitesi sayesinde doğu ile batı arasında değil, batı ile batı arasında yer almaktadır.
Son 20 yıl boyunca Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye ulusal bir savunma mimarisi ekosistemi oluşturmuştur. NATO Genel Sekreteri Sayın Rutte'nin yakın zamanda yaptığı ziyaretinde bu sistemi 'savunma sanayii devrimi' olarak nitelemesi de çok önemlidir. Bugün Türkiye NATO'ya; savaşta kendini kanıtlamış sistemler, hava savunma, yapay zeka destekli kabiliyetler ve mühendislik kapasitesi ile ölçeklenebilir üretimi bir arada sunmaktadır.

"SAVUNMA SANAYİİNDEKİ YERLİ VE MİLLİ ÜRETİM ORANIMIZ YÜZDE 82'YE ULAŞMIŞTIR"
Rakamlara baktığımız zaman Türkiye, savunma harcamalarını yüzde 2 eşiğinin üzerine çıkarmıştır. Savunma bütçesi 2021'de 13 milyar dolardan, 2025'te tahmini 33 milyar dolara yükselmiştir. Savunma ve havacılık ihracatımız 10 milyar dolarlık seviyeyi aşarken, savunma sanayiindeki yerli ve milli üretim oranımız yüzde 82'ye ulaşmıştır. Ancak asıl mesele sadece bu sayısal verilerle sınırlı değildir. Gerçek değer, savunma sanayiinde 'dört boyutlu derinlik' olarak adlandırılabilecek unsurlarda yatmaktadır: Kalite, miktar, savaşta kanıtlanmış performans ve sürdürülebilirlik.
Yüksek kaliteli sistemler büyük ölçekte üretilemiyorsa tek başına yeterli değildir. Son dönemdeki savaşlar bize; sürekli ve dayanıklı üretimden yoksun olmaları halinde güçlü orduların bile stratejik bir felçle karşı karşıya kalabileceğini öğretmiştir. Türkiye'nin savunma sanayisi müttefiklerin kolektif caydırıcılığı için doğrudan değer taşıyan bir ulusal varlık haline gelmiştir. Günümüzde saldırılar sadece askeri tesisleri hedef almamakta; kamuoyları, iletişim ağları, finansal sistemler ve sosyal psikoloji de hedef alınabilmektedir.
Siber saldırılar, dezenformasyon kampanyaları ve yapay zeka destekli manipülasyon artık birer istisna olmaktan çıkmıştır; bunlar artık stratejik rekabetin normal işleyiş ortamının bir parçasıdır. Bu nedenle caydırıcılık, tam bir dayanıklılıkla birleştirilmelidir. Kamuoyu sistematik manipülasyona karşı korunmalıdır. Türkiye bu alanda doğrudan deneyime sahiptir. Dezenformasyon, siber tehditler, göçün araçsallaştırılması ve terörizm bizim için teorik riskler değildir; biz bunlarla karşı karşıya kaldık ve bunlara karşı kurumsal bir kapasite geliştirdik. Doğrulama mekanizmaları, stratejik iletişim ve kamu diplomasisi yoluyla Türkiye; bilgi bütünlüğünü, ulusal ve kolektif güvenliğin temel bir unsuru olarak ele almaktadır. Siber güvenlik, yapay zeka ve kritik altyapıların korunması gibi konular artık NATO için tali konular olarak kalmamalı; bunlar İttifak'ın savunma doktrinine entegre edilmelidir.
NATO'nun geleceği stratejik fikirlerin test edildiği, geliştirildiği ve politikaya dönüştürüldüğü bu tür entelektüel platformlarda şekillenecektir. İşte bu nedenle 'Allies in Ankara' programı sıradan bir tartışma değildir; bu program yeni güvenlik gündeminin karmaşıklığını da yansıtmaktadır. Bu düşüncelerle Ankara Zirvesi'nin, NATO'nun beyan ettikleriyle gerçekleştirebildikleri arasındaki uçurumu daraltmaya yardımcı olacağını umuyorum. Ankara'daki mülahazalarımızın hem verimli hem de ileriye dönük olacağına inanıyorum. Münih Güvenlik Konferansı'na, SETA'ya ve tüm değerli katılımcılarımıza katkılarından dolayı teşekkür ediyor ve programımızın başarıya ulaşmasını diliyorum.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, “36’ncı NATO Zirvesi'nin Ukrayna açısından önemli olmasını bekliyoruz” dedi.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, sanal medya hesabından Rusya'nın Ukrayna'nın farklı bölgelerine düzenlediği saldırılar nedeniyle devam eden arama kurtarma çalışmaları hakkında açıklamada bulundu. Rus ordusunun başkente ve Kiev bölgesine bağlı Vişneve kasabasına önceki geceden itibaren düzenlediği hava saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısının 22'ye yükseldiğini belirten Zelenskiy, yaralı sayısının da 90'ı geçtiğini kaydetti.
Zelenskiy, Rus ordusunun 68 füze ve 351 silahlı insansız hava aracıyla (SİHA) saldırı gerçekleştirdiğini vurgulayarak, daha fazla hava savunma sistemine ihtiyaç duyduklarını bildirdi. Patriot tipi hava savunma füzelerinin üretilmesi için ABD'den ilgili lisans hakkını talep ettiklerini anımsatan Zelenskiy, “Bu, bizim için en büyük önceliktir” ifadelerini kullandı.
Ankara'nın ev sahipliğinde gerçekleştirilecek 36’ncı NATO Zirvesi'nin Ukrayna'ya destek sağlanması açısından önemli olmasını beklediklerini aktaran Zelenskiy, “Ankara'da düzenlenecek en güçlü Avrupa-Atlantik devletleri zirvesinin de boş geçmeyeceğini umuyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da basın mensuplarına, Rusya-Ukrayna Savaşı ve İran müzakerelerine ilişkin açıklamada bulundu. Trump, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşla ilgili, “NATO'ya gideceğiz, konuyu görüşeceğiz ve sanırım bunu başaracağız. Ukrayna'daki savaşı sona erdirmeye çok yaklaştığımızı düşünüyorum. Hem Rus hem de Ukraynalı liderler, anlaşma yapmak istiyor” ifadelerini kullandı.

İran ile devam eden barış görüşmeleri konusunda ise Trump, “Görüşmeler iyi gidiyor ancak medya bu konuya hak ettiği ilgiyi göstermedi” dedi.
Trump, İran’ın asla nükleer silaha sahip olamayacağını söyleyerek, buna asla izin verilemeyeceğini aktardı. Trump, "İran'ın nükleer zenginleştirme çalışmaları konusunda Tahran'dan ‘tavizler elde ettik’ ve ellerindeki zenginleştirilmiş malzemeyi teslim alacağız" diye konuştu.
İran'la anlaşmayı tercih ettiğini, 91 milyon İran halkının savaştan etkilenmesini istemediğini vurgulayan Trump, “Öyle ya da böyle kazanacağız. Ya bir anlaşma yapacağız ya da işi bitireceğiz” değerlendirmesinde bulundu.
Trump, Hürmüz Boğazı konusuna da değinerek, “Hürmüz Boğazı, büyük bir para makinesi. Ününü daha önce kimse duymamıştı” açıklamasını yaptı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan sosyal medya hesabından zirveye ilişkin paylaşımda bulundu.
The stage is set in Ankara.
— Hakan Fidan (@HakanFidan) July 7, 2026
Under President Erdoğan’s leadership, Türkiye stands ready to welcome NATO members at a moment that will define the Alliance’s future.
The decisions taken in Ankara will not merely address immediate challenges — they will shape the Euro‑Atlantic… pic.twitter.com/YjAXXW2pD2
Bakan Fidan şu ifadelere yer verdi:
"Sahne Ankara'da kurulmuş durumda.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde, Türkiye, İttifak'ın geleceğini belirleyecek bu kritik anda NATO üyelerini ağırlamaya hazır. Ankara'da alınacak kararlar, yalnızca acil zorlukları ele almakla kalmayacak — bunlar, önümüzdeki yıllar için Euro-Atlantik güvenlik ortamını şekillendirecek.
Toplu savunma, NATO'nun temel unsuru olmaya devam ediyor, ancak stratejik ortam değişiyor. Tehditler çok boyutlu, daha hızlı ve daha karmaşık hale geliyor. Geleneksel ölçütler bu gerçeği artık yansıtamıyor. Önemli olan şimdi çıktı: konuşlandırılabilir yetenek, endüstriyel kapasite ve operasyonel hazırlık.
Daha güçlü bir Avrupa katkısı zorunlu — ancak savunma-endüstriyel iş birliğindeki kısıtlamalar verimliliği baltalıyor ve tepkiyi yavaşlatıyor. Bu kısıtlamalar stratejik yükler haline gelmiş durumda.
Avrupa savunma girişimleri, tüm NATO Müttefiklerini tam anlamıyla kapsayıcı kalmalı. Gerçek mesele, yalnızca nasıl tepki vereceğimiz değil, aynı zamanda bugünün gerçeklerini yansıtan bir şekilde iş birliğini nasıl organize edeceğimiz. Ankara Zirvesi, İttifak'ı karşı karşıya olduğu dünyaya yapısını uyumlu hale getirmede yönlendirecek. Türkiye'nin amacı net: Daha uyumlu, daha yetkin ve daha dirençli bir İttifak."

(Haberi okumak için lütfen görsele tıklayınız)
ABD Başkanı Trump, bugün Ankara’da başlayacak 36’ncı NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne katılmak üzere Air Force One ile yola çıktı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Beştepe’de ağırlayacağı Trump ile görüşmede KAAN’ın motor tedariki, Türkiye’nin F-35 programına dönüşü, Suriye ve Gazze başta olmak üzere kritik başlıklar masaya yatırılacak.

Letonya Cumhurbaşkanı Edgars Rinkēvičs, NATO Zirvesine katılmak için Ankara’ya geldi.

Letonya Cumhurbaşkanı Edgars Rinkēvičs, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde 7-8 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilecek olan 36'ncı NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ne katılmak için Ankara'ya geldi. Rinkēvičs’i Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan karşıladı.
Türkiye, tarihsel bir kırılmanın eşiğinde 22 yıl sonra yeniden NATO liderlerini ağırlamaya hazırlanıyor.
Liderlerin masasında geçen yıl Lahey Zirvesi'nde alınan kararların hayata geçirilmesinden savunma harcamalarının artırılmasına, NATO Kuvvet Modeli'nin uygulanmasından savunma sanayisinin üretim kapasitesinin güçlendirilmesine, Avrupa'nın üstleneceği yeni sorumluluklardan Ukrayna'ya desteğin sürdürülmesine kadar İttifak'ın geleceğini şekillendirecek birçok kritik başlık yer alıyor.

ERDOĞAN'A KRİTİK DİPLOMASİ ROLÜ
Avrupa Birliği üyesi NATO ülkeleri, ABD ile son dönemde yaşanan görüş ayrılıklarının azaltılması, Rusya'ya verilecek ortak mesajın netleştirilmesi ve ittifak içindeki uyumun güçlendirilmesi konusunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın üstleneceği diplomatik rolü önemli görüyor. Ankara'daki temasların, NATO içindeki dengeleri yeniden şekillendirebilecek sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor.

NATO'NUN ÜÇ DÖNEMLİ DÖNÜŞÜMÜ
İttifakın bugüne kadar geçirdiği dönüşüm üç ana başlık altında değerlendiriliyor.
NATO 1.0 döneminde, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından başlayan Soğuk Savaş koşullarında kolektif savunmayı esas alan 5. madde ön plana çıktı.
NATO 2.0 sürecinde ise Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte ittifak, kriz yönetimi, sınır ötesi operasyonlar ve uluslararası misyonlara ağırlık verdi.
NATO 3.0 olarak adlandırılan yeni dönemde ise Donald Trump'ın ikinci başkanlık süreciyle birlikte NATO'nun yeniden temel kuruluş amacına, yani ortak savunma konseptine odaklanması hedefleniyor.

ZİRVE İKİ GÜN SÜRECEK
36. NATO Liderler Zirvesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirilecek. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin başkanlık edeceği zirve iki gün boyunca devam edecek.
ABD Başkanı Donald Trump'ın yanı sıra 31 müttefik ülkenin liderleri ile davetli ülke temsilcilerinin katılacağı organizasyon kapsamında binlerce diplomat, üst düzey bürokrat ve güvenlik yetkilisi Ankara'da bir araya gelecek. Zirve öncesinde başkentte geniş güvenlik önlemleri alınırken, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi de yoğun diplomasi trafiğine hazır hale getirildi.