Ana içeriğe geç

ICE operasyonları: ABD'de göçmenlere karşı yeni baskı

ABD'de göçmen karşıtı politikalar yeni bir eşiğe ulaştı. ICE operasyonları, Trump yönetiminin göçmen politikalarının yalnızca sınır güvenliği değil, işçi sınıfına yönelik daha geniş bir baskı mekanizmasına dönüştüğünü ortaya koyuyor.

ICE operasyonları: ABD'de göçmenlere karşı yeni baskı
Evrensel
16

ABD'nin Texas eyaletine bağlı Houston kentinde yaşayan Meksikalı göçmen işçi Lorenzo Salgado Araujo, salı sabahı ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) ajanlarının açtığı ateş sonucu yaşamını yitirdi. Olay, Latin göçmen nüfusun yoğun olarak yaşadığı Magnolia Park mahallesinde meydana geldi.

İç Güvenlik Bakanlığı (DHS), Salgado Araujo'nun gözaltından kaçmaya çalıştığını ve aracını "silah olarak kullandığını" öne sürerek ateş açılmasını meşru müdafaa olarak savundu. Ancak mahalle sakinleri ve sivil haklar örgütleri, resmi açıklamaların gerçeği yansıtmadığını belirterek bağımsız soruşturma çağrısında bulundu.

Salgado Araujo'nun oğlu Ronaldo Salgado, babasının olay günü diğer inşaat işçilerini işe götürmek için yolda olduğunu söyledi. Görgü tanıklarının ifadeleri ve kamuoyuna yansıyan görüntüler, federal makamların açıklamalarıyla çelişen yeni soru işaretleri doğurdu.

"Aracı silah olarak kullandı" söylemi tekrar ediyor

Son yıllarda ICE ve diğer federal güvenlik güçlerinin karıştığı birçok ölüm vakasında benzer bir söylem dikkat çekiyor. Yetkililer sık sık öldürülen kişilerin araçlarını "silah olarak kullandıklarını" iddia ediyor. Ancak daha önceki birçok olayda ortaya çıkan video kayıtları ve tanık ifadeleri, güvenlik güçlerinin anlatımlarını boşa çıkarmıştı.

Bu nedenle Houston'daki ölüm, yalnızca münferit bir polis şiddeti vakası olarak değil, göçmenleri kriminalize eden ve ölümcül müdahaleleri meşrulaştıran daha geniş bir devlet politikasının parçası olarak değerlendiriliyor.

Yeşil Kart sahipleri de hedefte

Göçmenlere yönelik baskının yalnızca belgesiz göçmenlerle sınırlı olmadığı da ortaya çıkıyor.

Yeni Zelandalı Everlee Wihongi, ABD'de daimi oturma iznine sahip olmasına rağmen, nisan ayında ülkeye giriş yaptığı sırada ICE tarafından gözaltına alındı. Wihongi, herhangi bir resmi suçlama olmaksızın 73 gün boyunca farklı gözaltı merkezlerinde tutuldu.

Ailesi ve avukatları günlerce nerede olduğunu öğrenemedi. Wihongi'nin aktardığına göre gözaltı sürecinde saatlerce zincirli şekilde bekletildi, yeterli beslenme ve hijyen koşullarına erişemedi.

Avukatları, hükümetin gözaltı kararını destekleyecek herhangi bir hukuki dayanak ortaya koyamadığını belirtti. Nihayetinde ABD makamları sınır dışı sürecini durdurmak zorunda kaldı. Ancak Wihongi'nin serbest bırakılması dahi haftalar sürdü.

Bu olay, ABD'deki göçmenlik rejiminin yalnızca belgesiz göçmenleri değil, yasal statüye sahip kişileri de keyfi uygulamalarla karşı karşıya bıraktığını gösteriyor.

Göçmen işçilerin hak araması zorlaşıyor

Uzmanlar, Trump yönetiminin sert göçmen politikalarının yalnızca sınır güvenliği amacı taşımadığını vurguluyor. ABD ekonomisi başta tarım, inşaat, lojistik ve hizmet sektörleri olmak üzere milyonlarca göçmen işçinin emeğine bağımlı.

Ancak aynı göçmen işçiler düşük ücret, güvencesizlik ve sınır dışı edilme tehdidi altında çalıştırılıyor. Bu durum, patronlar açısından daha kolay denetlenebilen ve hak talep etmekten çekinen bir işgücü yaratıyor.

Sınır dışı edilme korkusu yaşayan işçiler sendikalaşmaktan, kötü çalışma koşullarına itiraz etmekten ve hak mücadelesi yürütmekten uzaklaştırılıyor. Bu nedenle göçmen karşıtı politikalar, aynı zamanda işçi sınıfının bütününe yönelik bir baskı aracı işlevi görüyor.

Demokratik haklar açısından da alarm

Son yıllarda ABD'de yükselen grevler ve sendikal hareketler, göçmen işçilerin mücadelelerinin diğer emekçi kesimlerle giderek daha fazla ortaklaştığını gösteriyor.

Houston'da yaşanan ölüm ve Everlee Wihongi'nin hukuksuz biçimde gözaltında tutulması, federal güvenlik aygıtının giderek daha militarize bir karakter kazandığına işaret ediyor.

İnsan hakları örgütleri ve göçmen dayanışma ağları, bugün hedefte göçmenlerin bulunduğunu ancak bu otoriterleşme eğiliminin uzun vadede tüm demokratik haklar açısından ciddi sonuçlar yaratabileceği uyarısında bulunuyor.

ABD'de göçmenlere yönelik baskının derinleşmesi, yalnızca bir göç politikası tartışması değil; işçi sınıfının hakları, sendikal özgürlükler ve demokratik haklar açısından da yeni bir mücadele başlığı olarak öne çıkıyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler