NATO Zirvesi yaklaşırken Milli İstihbarat Akademisi (MİA), “Ankara Zirvesi, NATO 3.0 Tartışmaları” başlıklı bir rapor yayınladı. NATO’dan güney kanadını, dolayısıyla Türkiye’yi tehditlere karşı daha fazla desteklemesi istenirken bu tehditler göç, terörizm ve enerji güvenliği olarak sınırlandırıldı. NATO’nun doğu kanadındaki tehdit ise Rusya ve Çin olarak adlandırıldı. MİA, Doğu Akdeniz’den, Yunanistan kıyılarından Türkiye’ye yönelik savaş hazırlığına gözlerini kapattı. Türkiye, NATO’nun güney ve doğu kanadındaki tehditleri eşzamanlı okuyan kritik müttefik olarak tanımlandı. NATO’dan Türkiye’nin savunma sanayi üretim kapasitesinden yararlanması istendi.
DAĞILMAKTA OLAN NATO’YU KURTARMA ÇABASI
Farklı tehdit algıları ve coğrafi önceliklerin NATO içerisinde uyuma engel olduğunu kabul eden MİA, Ankara’da yapılacak olan zirvede NATO 3.0’ın ayrıntılı olarak tartışılmasını istedi. Raporda, zirvenin kalıcı anlamı, “Doğu ve güney kanatları arasında daha dengeli bir güvenlik anlayışının kurulması, savunma harcamalarının kapasite üretimiyle ilişkilendirilmesi ve dayanıklılığın kolektif savunmanın kurucu unsuru olarak içselleştirilmesi” olarak ifade edildi. Rapor NATO içindeki farklı tehdit algılarını da şöyle sıraladı: “Doğu kanadındaki müttefikler için Rusya kaynaklı konvansiyonel saldırı birincil tehdit iken güney kanadındaki müttefikler için terörizm, düzensiz göç, enerji güvenliği ve Orta Doğu kaynaklı istikrarsızlıklar öne çıkmaktadır. Bu öncelik farklılıklarının ortak bir stratejik çerçevede yönetilememesi, NATO’nun bütünlüğünü tehdit eden asıl kırılganlık noktasını oluşturmaktadır.”
Güneydeki tehditlerin terörizm, düzensiz göç ve enerji güvenliği olarak sıralandığı raporda, bu tehditlerin kaynağı yer almadı. Rapor, Doğu Akdeniz’de enerji güvenliğini dinamitleyen ABD güdümünde Yunanistan, GKRY ve İsrail’in girişimlerini görmezden geldi. Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) mücadeleleri, ABD, İsrail ve Yunanistan’ın adaları silahlandırma hamleleri de bu tehditler arasında sıralanmadı. ABD’nin savunma harcamalarını Avrupa’ya paylaştırdığı ifade edilirken Dedeağaç başta olmak üzere Yunanistan’a kurduğu üslerden Türkiye’ye yönelen namlular da MİA’nın gündeminde yer almadı.
YENİ GÜVENLİK MİMARİSİNDE KATMA DEĞER ARAYIŞI
MİA; bizzat liderleri tarafından “Beyin ölümü gerçekleşti.” denilen NATO’nun savunma kapasitesini artırmada Türkiye’ye yeni roller biçti. Türkiye’nin “NATO 3.0’ın ihtiyaç duyduğu müttefik profilinin güçlü ve istisnai örneği” olduğu savunulan raporda, Türkiye’nin “kendi savunma kapasitesini üretebilen”, “bölgesel krizleri okuyabilen”, “hibrit ve asimetrik tehditlerle mücadele edebilen”, “savunma sanayisi üretim altyapısını sürdürülebilir kılan” ve “stratejik özerkliğini İttifak kapasitesine dönüştürebilen” ender devletlerden olduğu ifade edildi. MİA raporunda, “Türkiye’nin NATO içindeki rolü, tam da bu nedenle klasik müttefiklik kategorisinin ötesine geçmekte ve NATO’nun yeni güvenlik mimarisi açısından stratejik katma değer üreten bir konuma evrilmektedir.” denildi.
ÇİN’E ABD’NİN GÖZLÜĞÜ İLE BAKMAK
ABD’nin gözünden yazılan rapor, Çin’in ekonomik, teknolojik ve askerî yükselişini de tehdit olarak ele aldı. Karadeniz güvenliği ile Orta Doğu istikrarsızlığı, Rusya ve Çin odaklı değerlendirmeler ile terörizm ve enerji güvenliğinin “aynı stratejik bütünlük içinde okunmak zorunda” olduğunu değerlendiren raporda şu ifadeler yer aldı: “İttifak, bir yandan Rusya kaynaklı konvansiyonel tehdide karşı kolektif savunma ve caydırıcılık kapasitesini tahkim etmekte diğer yandan Asya’nın artan önemi ve Çin’in yükselişinin beraberinde getirdiği meydan okumayı tartışmaktadır. Teknolojik rekabetin bu denli yoğunlaşması, teknoloji egemenliğini ve bu egemenliğe dayalı dayanıklılığı da güvenlik gündeminin ayrılmaz bir parçası hâline getirmektedir. NATO 3.0, Soğuk Savaş koşullarında şekillenen klasik dönem caydırıcılık anlayışına dönüşün ötesinde çok katmanlı, çok aktörlü, esnek, üretim kapasitesi ve dayanıklılık merkezli yeni bir güvenlik mimarisinin inşasını ifade etmektedir.”