Ana içeriğe geç

Oyunun içinde düşüncenin dışında! Sahnede deneyim tuzağı

Son dönemde hızla yayılan etkileşimli ve deneyim odaklı oyunlar, seyirci ile sahne arasındaki geleneksel mesafeyi ortadan kaldırıyor. İzleyiciyi oyunun bir parçası haline getiren bu yapımlar, ilk bakışta sınırları yıkan bir yenilik gibi görünse de durum pek öyle değil.

Oyunun içinde düşüncenin dışında! Sahnede deneyim tuzağı
Aydınlık
16

Tiyatroda son dönemde başlayan “etkileşim” ve “deneyim” odaklı oyun akımı giderek yaygınlaşıyor. Derinlikli metinlerin ve nitelikli rejinin yerini günümüzde tüketim kurguları almaya başladı: Bir yanda sahneyi adeta bir yarışma programına ya da “talk show” stüdyosuna çevirip seyirciyi zorla sahneye çeken yüzeysel yapımlar; diğer yanda ise devasa setler ve özel aydınlatmalarla oluşturulan deneyim projeleri seyirciyi bir illüzyonun içine çekiyor.

Seyircinin mikrofon uzatılarak zorla oyuna dahil edildiği bu gösterilerde “kendini gösterebileceği” birkaç dakikalık geçici bir rol vadediliyor. Bu sayede seyirci sorgulamaktan tamamen uzaklaşıyor.

YENİ MEKANLAR VE DERİNLEŞEN BÜTÇE UÇURUMU

Dev bütçelere dayanan kapsayıcı deneyim projeleri sahne sanatlarındaki bütçe dinamiklerini de bütünüyle sarsmış durumda. Seyirciyi içine çeken etkileşimli bir dünya yaratmak; özel aydınlatmalar, devasa set tasarımları, koku efektleri ve çok sayıda oyuncunun aynı anda farklı mekanlarda performans sergilemesini gerektiriyor. Doğal olarak bu yapımlar, ciddi bir sermaye desteğiyle ve son derece yüksek bilet fiyatlarıyla izleyiciyle buluşuyor.

Sermayenin risksiz, politik açıdan nötr ve ticari getirisi yüksek bularak desteklediği bu şatafatlı gösteriler ana akım görünürlüğü tamamen ele geçirirken; diğer yanda metin, oyunculuk ve ışık üzerinden toplumsal bir meseleyi dert edinen bağımsız ekipler kısıtlı imkanlarla, küçük salonlarda ayakta kalmaya çalışıyor. Bu durum, kültür sanat alanında gelir adaletsizliğini derinleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda neyin “başarılı” tiyatro olduğuna dair algıyı da bütçenin büyüklüğüne bağlıyor.

Oyunun içinde düşüncenin dışında! Sahnede deneyim tuzağı - Resim : 1

DÖRDÜNCÜ DUVAR PİYASA İÇİN YIKILDI

Tiyatro tarihinde sahne ile seyirci arasındaki “dördüncü duvarın” yıkılması, aslında radikal ve toplumsal bir eylemdi. Bertolt Brecht, “Yabancılaştırma Efekti”ni kurarken tam olarak seyircinin konforunu bozmayı hedeflemişti. Brecht tiyatrosunda ışık kaynakları gizlenmez, oyuncu birden rolünden çıkıp şarkı söyler veya sahneye açıklayıcı tabelalar asılırdı. Buradaki temel hedef; seyircinin hikayeye duygusal olarak kapılmasını (büyülenmesini) engellemek ve onu sahnedeki eylemin neden-sonuç ilişkilerini sorgulayan, dışarıdaki gerçekliğe uyanan eleştirel bir “yargıç” konumuna taşımaktı.

Günümüzün etkileşimli oyunları ise bu duvarı tamamen zıt bir niyetle yıkıyor. Bu tür kurgularda, seyircinin aklını sürekli uyanık tutacak o “yabancılaştırma” kasıtlı olarak yok ediliyor. Sosyolojik bir rahatsızlık hissi yerine, izleyiciye göz kamaştırıcı bir atmosfer, kişiselleştirilmiş anlar ve eserin merkezinde olma hissi pazarlanıyor. Düşünsel uyanışın yerini, duyusal bir uyuşma hali alıyor.

DÜŞÜNEN SEYİRCİDEN TÜKETEN SEYİRCİYE

Bu yapısal dönüşüme yönelik en net teşhisler, çağdaş sanat felsefesinin önemli isimlerinden geliyor. Fransız düşünür Jacques Rancière, Özgürleşen Seyirci adlı eserinde, seyirciyi koltuğundan kaldırıp zorla sahneye çekmenin ya da fiziksel olarak eyleme dahil etmenin onu “özgürleştirmeyeceğini” savunur. Rancière’e göre seyircinin asıl aktif eylemi fiziksel değil, zihinsel bir çeviri ve yorumlama sürecidir. Ona ne hissetmesi gerektiğinin, nereye bakacağının ve hangi deneyimi yaşayacağının önceden tasarlandığı ve dayatıldığı her etkileşim kurgusu, aslında seyirciyi entelektüel olarak pasifleştirir.

Benzer bir okumayı Güney Koreli filozof Byung-Chul Han da yapar. Güzelliği Kurtarmak ve Şeffaflık Toplumu kitaplarında Han, günümüz sanatının pürüzsüz, rahatsızlık vermeyen bir tüketim nesnesine dönüştüğünü belirtir. Han’ın ifadesiyle; acı, sarsıntı, politik bir itiraz ve rahatsızlık barındırmayan, sadece anlık haz ve “beğeni” üzerine kurulan bu sistem, sanatın doğasındaki sorgulayıcı ve yıkıcı potansiyeli yok eder. Eser, seyircisini zorlamaz; sadece onu memnun etmeye çalışır.

BEDAVA REKLAM YÜZÜ

Tüm bu estetik ve felsefi kaymaların en somut pratik sonucu ise izleyicinin yeni konumudur. Etkileşimli tiyatronun bu yeni formu, izleyiciyi oyunun gönüllü bir dekoruna ve dijital bir elçisine dönüştürüyor.

Oyunun veya serginin içine çekilen seyirci, yaşadığı anlık hazzı ve o mekanın görsel çekiciliğini sosyal medyada paylaşma dürtüsüyle hareket ediyor. Yüksek meblağlar ödeyerek girdiği bu alanlarda çektiği her fotoğraf ve video ile, aslında dev bütçeli yapımların pazarlama çarkını ücretsiz olarak çeviren bir reklam yüzü işlevi görüyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler