Ana içeriğe geç

Hizbullah: İhanete karşı koyacağız! İsrail’in ‘iç savaş’ planı devrede

Washington’da imzalanan ‘kısmi çekilme’ anlaşması Lübnan’ı karıştırdı. Direniş cephesinin ‘ihanet ve ilhak’ olarak nitelendirdiği mutabakat sahada iç savaş uyarıları, kararlılık ve sokak protestolarıyla karşılık bulurken, Tel Aviv’in askeri çatışmaya sürükleme planı resmen harekete geçti.

Hizbullah: İhanete karşı koyacağız! İsrail’in ‘iç savaş’ planı devrede
Aydınlık
16

Tel Aviv ile Beyrut hükümetleri arasında cuma akşamı imzalanan anlaşmanın yankıları Lübnan’da katlanarak sürüyor. Direniş cephesinin “ihanet” olarak gördüğü mutabakatın en dikkat çekici ve sorunlu iki başlığı şöyle:

- İsrail, sadece sözde “güvenlik bölgesi” dışında kalan işgal alanlarından kademeli olarak çekilecek. Bu, Lübnan’ın güneyinde batıdan doğuya, ülkenin içlerine kilometrelerce uzanan işgalin sürmesi anlamına geliyor. Hizbullah ve İran ise İsrail’in tam çekilmesi dışında hiçbir anlaşmayı kabul etmeyeceklerini vurguluyor.

- Anlaşma ayrıca Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını ve direnişe karşı ortak mücadeleyi öngörüyor. Silahsızlandırma konusunda Beyrut ve Tel Aviv 2025’in başlarından beri anlaşmış durumda. Ancak saha gerçekleriyle uyumsuz bu masa başı karar uygulamaya geçirilemedi.

KASIM: İLHAKA ZEMİN HAZIRLIYORLAR

İsrail-Lübnan anlaşmasına direnişin tepkisi sert oldu. Hafta sonu boyunca yapılan açıklamalar, “iç savaş” dahil uyarılar ve sokak protestoları, gerilimin geri dönüşü olmayan bir noktaya sürüklendiğine işaret ediyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Washington’da imzalanan İsrail-Lübnan çerçeve anlaşmasının “geçersiz”, “aşağılayıcı” ve “egemenliğin teslimi” olduğunu söyledi.

Silahsızlandırmanın yeniden gündeme gelmesini “kırmızı çizgilerin aşılması” olarak değerlendiren Kasım, Beyrut’u İsrail işgalini meşrulaştırmakla suçladı. Anlaşmanın “güvenlik bölgesi”nde İsrail varlığını koruduğunu, bunun da Lübnanlıların topraklarına dönüşünü engelleyerek ilhaka zemin hazırlayacağını vurguladı.

“Düşman ülke” olarak tanımlanan İsrail ile anlaşmanın Lübnan Anayasası’na aykırı olduğunu hatırlatan Hizbullah lideri sert suçlamalarını şöyle sürdürdü:

“Savaşacak hiçbir gücünüz yok çünkü direnişin ve halkın gücünü gönüllü olarak terk ettiniz. Daha 2 Mart’taki hükümetin uğursuz kararıyla savaşın tam kalbinde direnişi ‘kanunsuz’ olarak etiketleyerek arkadan bıçakladınız.”

‘İRAN-ABD MUTABAKATI UYGULANMALI’

Kasım, son anlaşma yerine İran-ABD mutabakatını geçerli bir alternatif olarak sunarak şunları kaydetti:

“Lübnan topraklarının güvenliğini ve egemenliğini garanti altına almaktadır ve egemenlik 60 gün içinde İsrail’in tamamen çekilmesiyle sağlanacaktır.”

Genel Sekreter sözlerini bir kararlılık mesajıyla sonlandırdı: “En zor şartlarda bile savaş alanını terk etmedik ve terk etmeyeceğiz.”

‘İÇ SAVAŞ’ UYARISI

Hizbullah’ın kurumsal açıklamasında şu iki mesele öne çıktı:

- İhanet anlaşmasının uygulanmasına yönelik her türlü girişime karşı koyacağız.

- Direniş ne silah bırakacak ne de Lübnan ordusunun baskısı altında bulunan herhangi bir bölgeden çekilecek.

Hizbullah’ın önde gelen vekillerinden Hasan Fadlallah ise uyarıyı daha da sertleştirdi: “Bu anlaşmanın uygulanması imkânsız. Tabii ki bir iç savaş istemiyorlarsa...”

‘HİZBULLAH SİLAHSIZLANANA KADAR ÇEKİLME YOK’

Lübnan Cumhurbaşkanı’nın “iyi bir başlangıç” olarak değerlendirdiği anlaşma, ABD-İran mutabakatı kapsamında Lübnan’dan çekilmeye zorlanan İsrail’de memnuniyetle karşılandı. Anlaşmayı “İsrail için tarihi bir başarı” olarak niteleyen Başbakan Binyamin Netanyahu, bunun İran ve Hizbullah için “büyük bir darbe” olduğunu iddia ederek ekledi:

“Hizbullah silahsızlandırılana ve İsrail’e yönelik tehdit ortadan kalkana kadar mevcut güvenlik bölgesini koruyacağız. Lübnanlıların bu bölgeye dönüşüne izin verilmeyecek.”

HANGİ ANLAŞMA?

Netanyahu ayrıca bu çerçevenin ABD ve Lübnan’ın İsrail’in “güvenlik bölgesini”

fiilen kabul ettiği anlamına geldiğini ve İran’a açık bir mesaj verdiğini savundu:

“Bu seni ilgilendirmez. Burada hiçbir statün, rolün yok; ne sen, ne Hizbullah, ne de herhangi bir grup.”

Tahran ile Washington arasında İsviçre’de varılan mutabakatın sonucunda Lübnan’da istikrarlı bir ateşkes amacıyla İran’ın da dahil olduğu “Çatışma Kontrol Birimi” adlı bir denetim mekanizması kurulması karara bağlandı. Bu da İran’ın, Netanyahu’nun iddiasının aksine, fiilen Lübnan güvenlik denkleminde yer aldığını gösteriyor.

İSRAİL MEDYASI: HEDEF ÜLKEYİ BÖLMEK

Netanyahu’nun açıklamaları İsrail’in siyasi hattını yansıtırken, ülkede yayınlanması yasaklanan “The Bibi Files” (Bibi Dosyaları) belgeselinin yapımcısı gazeteci Raviv Drucker, Kanal 13 ekranlarında farklı bir çerçeve çizdi:

“İsrail’in Lübnan’daki planı, ülkeyi bölmek ve iç savaşa sürükleyerek Lübnan hükümetini Hizbullah ile askeri bir çatışmaya zorlamaktır.”

BOMBARDIMAN SÜRÜYOR

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Netanyahu’nun açıklamalarına ek olarak “her türlü ateşkes ihlaline yanıt vereceklerini” kaydetti. Tel Aviv’in “ihlal” ile kastettiği, sözde “güvenlik bölgesinde” bulunan işgal kuvvetlerine ateş açılması.

İsrail ise buna Lübnan’ın güneyini bombalayarak karşılık veriyor. Nitekim Tel Aviv-Beyrut anlaşmasının mürekkebi kurumadan İsrail hafta sonu boyunca Lübnan’ın güneyine üç hava saldırısı düzenledi.

ABD İMZADAN UZAKLAŞIYOR

Washington son günlerde diğer birçok başlıkta olduğu gibi imza attığı mutabakat metninden giderek uzaklaşıyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio geçen hafta şöyle dedi:

“Hizbullah İsrail’e saldırdığı sürece bölgedeki düşmanlıkların ve çatışmaların sona ermesi mümkün değil.”

Bu yaklaşım, Hizbullah’ın İsrail topraklarına değil, yalnızca işgal güçlerine saldırdığı gerçeğini görmezden gelmekle kalmıyor, fiilen Lübnan’daki sözde “güvenlik bölgesini” İsrail toprağı olarak ele alıyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler