Kıbrıs'ta yeni hesaplar, eski emeller
Kıbrıs meselesi, uluslararası hukukun, tarihsel hafızanın, meşru güvenlik kaygılarının ve milletlerin kendi kaderlerini tayin hakkının sınandığı önemli bir jeopolitik sınavdır. Bu nedenle Kıbrıs'a ilişkin her gelişme, Doğu Akdeniz'in tamamını ve bölgesel güç dengelerini de doğrudan etkilemektedi...
Star Gazetesi
16
Kıbrıs meselesi, uluslararası hukukun, tarihsel hafızanın, meşru güvenlik kaygılarının ve milletlerin kendi kaderlerini tayin hakkının sınandığı önemli bir jeopolitik sınavdır. Bu nedenle Kıbrıs'a ilişkin her gelişme, Doğu Akdeniz'in tamamını ve bölgesel güç dengelerini de doğrudan etkilemektedir.Bugün bazı çevrelerin Kıbrıs Türk halkını ve Türkiye'yi Doğu Akdeniz denkleminden dışlamaya yönelik girişimleri dikkat çekmektedir. Enerji kaynakları, deniz yetki alanları ve bölgesel güvenlik mimarisi üzerinden yürütülen bu çabalar, özünde statükoyu tek taraflı biçimde değiştirme arzusundan beslenmektedir. Oysa tarih göstermiştir ki, Kıbrıs Türklerini yok sayan hiçbir plan başarıya ulaşmamış, ulaşamayacaktır.MAVİ VATANIN GÜNEY CEPHESİKuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 1963-1974 yılları arasında maruz kaldığı ağır saldırılara rağmen varlığını koruyan bir halkın iradesinin somut tezahürüdür. Kıbrıs Türkü, adadaki mevcudiyetini herhangi bir devletin lütfuyla değil, kendi mücadelesi ve fedakârlıklarıyla muhafaza etmiştir. Bu nedenle KKTC'nin varlığı, tarihsel bir hakikatin ve siyasi bir gerçekliğin ifadesidir.Son dönemde İsrail'in Doğu Akdeniz'de artan faaliyetleri, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirilen askeri ve stratejik ilişkiler ve bazı Batılı aktörlerin bu sürece verdiği koşulsuz destek, bölgedeki güvenlik hassasiyetlerini artırmaktadır. Özellikle Gazze'de yaşanan insanlık trajedisi karşısında uluslararası hukuku ve insan haklarını savunduğunu iddia eden çevrelerin sessizliği, Batı'nın normatif söylemi ile fiili politikaları arasındaki derin çelişkiyi ortaya koymaktadır.Uluslararası ilişkiler teorisi bize büyük güçlerin çoğu zaman değerler üzerinden değil, çıkarlar üzerinden hareket ettiğini öğretir. Bugün Doğu Akdeniz'de gözlenen tablo da bunun tipik bir örneğidir. Demokrasi, insan hakları ve hukuk söylemleri, jeopolitik hesapların gölgesinde ikinci plana itilmekte; bölgesel denklemler güç politikalarının mantığıyla şekillendirilmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki sürdürülebilir güvenlik, dışlama üzerine değil kapsayıcılık üzerine inşa edilir.KIBRIS'TA YENİ BİR KUŞATMA GİRİŞİMİ Mİ?Kıbrıs Türk halkını bölgesel projelerin dışında bırakmayı hedefleyen her girişim, yalnızca siyasi açıdan değil, stratejik açıdan da gerçeklikten kopuktur. Türkiye, Doğu Akdeniz'in en uzun kıyı şeridine sahip ülkesi olarak bölgenin asli aktörüdür. Aynı şekilde Kıbrıs Türk halkı da adanın eşit ve asli unsurudur. Bu iki gerçeği yok sayan hiçbir denklem kalıcı olamaz.Kıbrıs, Türk milleti için yalnızca jeostratejik bir ada olarak değerlendirilmemelidir. Tarih, fedakârlık ve ortak hafızayla yoğrulmuş milli bir davadır. Bu nedenle Kıbrıs Türkü'nün güvenliği, refahı ve siyasi eşitliği Türkiye açısından tartışmaya açık bir konu değildir. Barış Harekâtı ile adaya getirilen istikrarın temel amacı da zaten çatışmayı değil, barışı ve güvenliği tesis etmekti.Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni gerilimler üretmek değil, adadaki iki halkın egemen eşitliğini ve eşit uluslararası statüsünü kabul eden gerçekçi bir vizyondur. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin meşru haklarını görmezden gelen, Türkiye'yi dışlamaya çalışan veya bölgeyi yeni jeopolitik rekabetlerin sahnesi hâline getirmeyi amaçlayan projeler tarihsel gerçeklere çarpmaya mahkûmdur. Çünkü Kıbrıs'ta barışın, adaletin ve istikrarın yolu, güç dayatmalarından değil; hakikatin, hukukun ve tarihi gerçeklerin kabulünden geçmektedir.
Kaynağa Git