ABD Savunma Bakanlığı’na bağlı teknik bilgi arşivinde yer alan ve 1977’de gizliliği kaldırılan 69 sayfalık rapor, Project Bellwether adlı bir askeri programın ayrıntılarını ortaya koydu. Rapora göre ABD ordusu, 1959 yılının eylül ve ekim aylarında sivrisineklerin sıcak ve kuru açık alanlarda insanları ne kadar etkili şekilde ısırabildiğini ölçmek için gerçek saha testleri yaptı.
Deneylerde Aedes aegypti türü sivrisinekler kullanıldı. Bu tür, Zika, dang humması, sarı humma ve chikungunya gibi ciddi hastalıkları yayabilmesiyle biliniyor. Belgelerde, enfekte eklem bacaklıların düşman hedeflere karşı kullanılmasının “stratejik potansiyel” taşıdığı yönünde ifadeler yer aldı.
GİZLİ PROGRAM ORTAYA ÇIKTI
Raporda, Project Bellwether’ın daha önceki bazı askeri projelerin devamı niteliğinde olduğu belirtildi. 1950’li yılların ortasında yürütülen Operation Drop Kick ve Operation Big Buzz adlı çalışmalar da aynı başlık altında değerlendirildi.
Bu projelerde amaç, sivrisineklerin havadan bırakıldıktan sonra hayatta kalıp kalamayacağını, ne kadar uzağa gidebildiğini ve insanları bulup ısırıp ısıramadığını anlamaktı. Belgelerdeki en kritik nokta, deneylerin yalnızca böcek davranışını incelemek için değil, bu canlıların bir gün biyolojik silah taşıyıcısı olarak kullanılıp kullanılamayacağını değerlendirmek için yapılmış olması.
Soğuk Savaş döneminde ABD ordusu, hastalık taşıyan canlıların savaş alanında nasıl kullanılabileceğine yönelik birçok gizli araştırma yürütüyordu. Sivrisinekler de bu araştırmalarda öne çıkan canlılardan biri oldu. Çünkü küçük olmaları, hızla yayılabilmeleri ve insanları doğrudan ısırmaları, onları teorik olarak tehlikeli bir taşıyıcı haline getiriyordu.
ASKERLER ISIRILDI
1960 tarihli Pentagon raporuna göre araştırmacılar, Utah’taki Dugway Proving Ground test sahasında 52 canlı deneme gerçekleştirdi. Bu denemelerde ABD askerleri gönüllü olarak açık alanda sivrisinek ısırıklarına maruz bırakıldı.
Deneylerin amacı, Aedes aegypti türünün alışık olmadığı sıcak, kuru ve çöl benzeri koşullarda ne kadar etkili olabileceğini ölçmekti. Araştırmacılar ayrıca rüzgar, yüksek sıcaklık ve yoğun güneş ışığı gibi çevresel faktörlerin sivrisineklerin davranışını nasıl etkilediğini de inceledi.
Sonuçlara göre sivrisinekler, doğal yaşam alanları dışında da hayatta kalabiliyor ve insanları ısırabiliyordu. Raporda, 10 askerin küçük bir halka halinde oturduğu bir denemede, 100 Aedes aegypti sivrisineğine maruz kalan grubun ortalama 40 kez ısırıldığı bilgisi yer aldı.
Bu bulgu, sivrisineklerin yalnızca tropikal bölgelerde değil, daha farklı iklim koşullarında da biyolojik ajan taşıyıcısı olarak teorik bir tehdit oluşturabileceğini gösterdi. Belgelerde, bu tür canlıların 15 derecenin altındaki sıcaklıklarda bile etkili olabileceğine dair değerlendirmeler de yer aldı.
HASTALIK TAŞIYABİLİRLERDİ
Raporda kullanılan ifadeler, deneylerin yalnızca zararsız böcek davranışı testleri olarak görülmediğini ortaya koyuyor. Sivrisineklerin hastalık etkenleriyle enfekte edilmesi halinde düşman hedeflere karşı kullanılabileceği açık biçimde değerlendirildi.
Bununla birlikte, belgelerde anlatılan bazı saha testlerinde kullanılan sivrisineklerin hastalık etkeni taşımadığı da vurgulanıyor. Bu ayrım önemli. Deneylerin bir bölümünde araştırmacılar, sivrisineklerin gerçekten hastalık yaymasını değil, böyle bir senaryoda taşıyıcı olarak işe yarayıp yaramayacağını ölçmeye çalıştı.
Aedes aegypti türünün yayabildiği hastalıklar ise son derece ciddi. Sarı humma yüksek ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, mide bulantısı ve kusmayla başlayabiliyor. Ağır vakalarda sarılık, kanama ve ölüm riski ortaya çıkabiliyor.
Dang humması da yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, eklem ağrıları ve yoğun halsizlikle seyrediyor. Çoğu kişi iyileşse de ağır vakalarda iç kanama ve şok tablosu gelişebiliyor. Tedavi edilmediğinde ağır vakalar ölümcül hale gelebiliyor.
SOVYETLER DUYURMUŞTU
Belgelerde yer alan bilgiler, Soğuk Savaş döneminde Sovyet basınında çıkan bazı iddiaları da yeniden gündeme taşıdı. CIA’in kamuya açık arşivlerinde yer alan bir dosyaya göre, eski Sovyetler Birliği’nde yayımlanan bir dergi 1982 yılında ABD’yi “katil sivrisinekler” üretmekle suçlamıştı.
Söz konusu yazıda, ABD’li biyologların sıtmayla mücadele görüntüsü altında ölümcül virüsler taşıyan sivrisinekler üzerinde çalıştığı ileri sürülmüştü. CIA ise o dönem bu iddiaları “Sovyet propagandası” olarak nitelendirmiş ve programın varlığını reddetmişti.
Yeni gündeme gelen Pentagon raporu, ABD’nin en azından sivrisineklerin biyolojik silah taşıyıcısı olarak kullanılma ihtimalini ciddi şekilde araştırdığını ortaya koyuyor. Ancak Sovyet basınındaki tüm iddiaların doğrulandığını söylemek için belgeler tek başına yeterli değil.
KENE İDDİALARI DA VAR
Sivrisinek belgeleri, Soğuk Savaş döneminde böceklerin biyolojik silah amacıyla kullanılması üzerine yapılan başka tartışmalı iddiaları da yeniden gündeme getirdi. Bunlardan biri, kenelerin hastalık taşıyıcısı olarak kullanılıp kullanılmadığına ilişkin iddialar.
mRNA aşı teknolojisinin gelişimine katkıda bulunan isimlerden Dr. Robert Malone, daha önce gizliliği kaldırılmış bazı hükümet belgelerini incelediğini ve Lyme hastalığının yayılımıyla Soğuk Savaş dönemi biyolojik silah araştırmaları arasında bağlantı olabileceğini iddia etmişti.
Malone, 1960’larda Virginia’da yüz binlerce radyoaktif kenenin salındığını ve Lyme hastalığının ilk tespit edildiği bölgeye yakın Plum Island adlı federal laboratuvarda açık alan kene araştırmaları yapıldığını öne sürdü. Bu iddialar, Project 112 olarak bilinen daha geniş kapsamlı biyolojik silah programıyla ilişkilendirildi.
Ancak bu bölümdeki iddialar, Pentagon’un sivrisinek deneylerini anlatan raporundaki bulgular kadar doğrudan belgelenmiş değil. Bu nedenle araştırmacıların ve kamuoyunun tartıştığı ayrı bir başlık olarak değerlendirilmesi gerekiyor.
Batılı akademisyenler ise günümüzde belirli virüslerin kenelere bulaştırılmasının teknik olarak mümkün olduğunu, ancak bir ülke çapında büyük ölçekli bir istila kampanyası yürütmenin pratikte kolay olmadığını belirtiyor.
Ortaya çıkan belgeler, Soğuk Savaş döneminde biyolojik savaş araştırmalarının ne kadar ileri gittiğini bir kez daha gösterdi. Sivrisinekler üzerinde yapılan bu testler, geçmişte yalnızca laboratuvarlarda değil, gerçek saha koşullarında da canlılar üzerinden biyolojik silah senaryolarının değerlendirildiğini ortaya koyuyor.