Hayat, birbirine bağlanan sayısız ilişkinin içinde akıyor; okulda, işte, sokakta, kampüste, evde her gün yeni deneyimlerin, yeni çelişkilerin ve yeni karşılaşmaların parçası oluyoruz. Gençlik de bu ilişkiler bütününün en hareketli, en dinamik unsurlarından biri olarak dünyayı anlamaya, kendine bir yön çizmeye ve kendi yaşamını kurmaya çalışıyor. Bu nedenle gençliğin hayatı kavrama ve elbette değiştirme ihtiyacı her dönem kendine özgü biçimlerde ortaya çıkıyor. Ve tabii ki bu ihtiyaç, karşısında her zaman bir engel de buluyor; egemen sınıflar eğitimden medyaya, kültürden sanata kadar uzanan geniş bir alanda kendi dünya görüşlerini yeniden üretecek araçlar yaratıyor; gerçeği perdeliyor, sömürüyü olağanlaştırıyor, eşitsizlikleri kader gibi sunuyor. Eğitim, piyasanın ihtiyaçlarına göre yeniden biçimlendiriliyor; hak gaspları yaygınlaşıyor, baskı politikaları derinleşiyor, gericilik toplumsal yaşamın her alanına nüfuz ediyor.
Dünyada emperyalist saldırganlık artarken savaş politikaları, gençliğin karşısına yoksulluğu ve güvencesizliği çıkarıyor, geleceksizlik milyonlarca genç için ortak bir deneyime dönüşüyor. Diğer yandan düşünmenin, konuşmanın, örgütlenmenin ve itiraz etmenin alanları daraltılıyor. Emperyalist güçlerin iş birlikçisi Saray rejimi ve temsilcileri tarafından hayatımız ipotek altına almaya çalışılıyor. Herkesin kendi dar koridoruna çekildiği, birbirini rakip olarak gördüğü, yarınından umudunu kestiği bir düzen hayal ediyorlar. Oysa aynı sıralarda oturanların, aynı yurtlarda kalanların, aynı tezgahlarda çalışanların hikayesi birbirine benziyor. Bu nedenle geleceğe dair söz söylemek, geleceği kurma mücadelesinin ayrılmaz bir parçası haline geliyor.
İşte bu nedenle gençliğin kendi yaşamını kurma mücadelesi; kendi sözünü, kendi kürsüsünü ve kendi araçlarını yaratma mücadelesine içkin. Hayatı değiştirme iddiası, o hayat üzerine konuşabilmeyi ve ortak bir bilinç oluşturabilmeyi gerektiriyor. Genç Hayat’ın dünden bugüne yaslanan yolculuğu da tam burada başlıyor. Çünkü yolculuğumuz varılacak bir menzilden öte yüründükçe açılan yollarla anlam kazanıyor, yayımcılığımız da böyle.
Bugün Evrensel’in 31. yılını karşılamak, gençliğin kürsüsünü büyütme çabasının tarihine uzanmaktır aynı zamanda. Her sayı farklı şehirlerden, okullardan ve atölyelerden yükselen sesleri ortak bir hatta buluşturdu. Bir lise öğrencisinin kaleme aldığı birkaç satır, yüzlerce kilometre ötede başka bir gencin cesaretine dönüşebildi, bir kampüste yürütülen tartışma başka bir okulda çözümlerin kapısını aralayabildi.
Böylece sayfalarında gençliğin ortak mücadele birikimi, dergimizin okuyucunun aynı zamanda onun örgütleyicisi olduğu iddiasıyla kürsüsünde büyüyor. Yazanlar, okuyanlar, dağıtanlar ve tartışanlar aynı yürüyüşün parçası haline geldikçe sayfalar arasında kurulan bağ, hayatın içinde kurulan bağlarla güçleniyor. Genç Hayat’ta sayfa sayfa, yan yana; bizden yana bir geleceği büyütme hedefiyle gençliğin gündemlerinden kalkarak içinde bulunduğumuz kuşatmayı delme çabası gösteriyoruz.
Sorularımız dönüşüyor, arayışımız sürüyor, değiştirmek istediğimiz dünya karşımızda bütün ağırlığıyla duruyor. Bugün kürsümüze eklenen her yeni taşla başka bir dünyanın mümkün olduğunu savunuyoruz. Sayfalarımızdaki “hayat” da buradan doğuyor, dergimizi yaşayan bir organizmaya dönüştürüyor. Nabzını gençliğin hayatından alıyor ve yönünü gençliğin mücadelesinden belirliyor. Bugünden yarının güzel günlerine dikilmiş bir işaret taşı… Çünkü biliyoruz: “Güzel günler gelmez bize, biz güzel günlere yürümedikçe!”