Mahkemenin mutlak butlan kararı neticesinde CHP Genel Başkanlığı görevine yeniden başlayan Kemal Kılıçdaroğlu, basın toplantısı düzenledi.
2 Temmuz 1993 tarihindeki Madımak ve 5 Temmuz 1993 tarihindeki Başbağlar olaylarında hayatını kaybedenleri andı. Kılıçdaroğlu, söz konusu olayların akıllardan çıkarılmaması gereken acılar olduğunu belirterek, "2 Temmuz ile Başbağlar katliamı unutmamamız gereken iki acıdır." dedi. İç politikaya yönelik en son 20 Haziran tarihinde konuşan Kılıçdaroğlu, bu toplantıda konuya değinmedi ve gazetecilerden soru almadan kürsüden ayrıldı.
YENİ DÜNYA DÜZENİNDE TÜRKİYE'NİN STRATEJİK KONUMU DEĞERLENDİRİLDİ
Ankara'da 7 ve 8 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilecek NATO Zirvesi hakkında görüşlerini aktaran Kılıçdaroğlu, dünyadaki güç merkezlerinin, teknoloji, enerji, ticaret ve güvenlik anlayışlarının değiştiğini ifade etti. Türkiye'nin küresel rekabette edilgen bir unsur, ileri karakol veya stratejik taşeron olmayacağını bildiren Kılıçdaroğlu, dış politikanın temelinde ideolojiler yerine ulusal çıkarların bulunması gerektiğini dile getirerek, "Dünya değişiyor, güç merkezleri, uluslararası dengeler değişiyor, teknoloji, enerji, ticaret ve güvenlik anlayışı yeniden şekilleniyor. Türkiye bu yeni dünya düzeninin neresinde olacaktır? CHP'nin yanıtı çok açıktır. Türkiye, hiçbir küresel rekabetin edilgen unsuru olmayacaktır. hiçbir gücün ileri karakolu olmayacaktır. Hiçbir ülkenin stratejik taşeronu olmayacaktır. Türkiye kendi tarihinden, devlet geleneğinden ve millet iradesinden aldığı güçle kendi yolunu çizecektir. Bizim dış politika anlayışımızın merkezinde ideolojiler değil ulusal çıkarlar vardır, hamasi söylemler değil devlet aklı vardır. Günübirlik hesaplar değil cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını inşa edecek stratejik vizyon vardır. Bugün dünya artık tek kutuplu değildir. Atlantik dünyası yeniden yapılanırken Asya küresel ekonominin ağırlık merkezi haline gelmiştir." ifadelerini kullandı.
İTTİFAK İÇİ BAĞIMSIZLIK VE DEVLET AKLI VURGUSU YAPTI
Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin salt bölgesel bir aktör değil, stratejik merkez ülke statüsünde olduğunu ve temel görevinin cepheleşmeye dahil olmak yerine denge ile istikrar üretmek olduğunu kaydetti. Türkiye'nin NATO'nun müttefiki olduğunu ve masada kimseden onay almadan bağımsızlık anlayışıyla yer aldığını aktaran Kılıçdaroğlu, "Türkiye'yi yalnızca bir bölgesel güç olarak değil, stratejik merkez ülke olarak görüyoruz. Türkiye'nin görevi cepheleşmenin parçası olmak değil, denge kurmak, güven üretmek ve bulunduğu coğrafyada istikrarın taşıyıcısı olmaktır. Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi'ni de işte bu anlayışla değerlendiriyoruz. Çünkü mesele yalnızca bir zirve meselesi değildir. Mesele Türkiye'nin yeni dünya düzeninde nasıl bir vizyon ortaya koyacağıdır. Türkiye, NATO'nun güçlü bir müttefikidir, bu konuda bir sorunumuz yok. Türkiye bu masaya kimseden onay almak için değil, kendi tarihinden, coğrafyasından, millet aklından ve cumhuriyetin bağımsızlık anlayışından aldığı güçle oturmaktadır. CHP olarak bizim bakışımız açıktır. Türkiye, NATO üyesidir ancak NATO'nun ileri karakolu değildir. Türkiye, Avrupa güvenliğinin bir parçasıdır fakat Avrupa'nın çevresinde bekletilecek bir ülke değildir. Türkiye Rusya ve Çin ile de konuşur fakat hiçbir gücün yörüngesine giremez." açıklamasını yaptı. Jeopolitik önemin sürekli hatırlatılarak büyümeyeceğini, büyümenin kurumlar ve diplomasi ile gerçekleşeceğini bildiren Kılıçdaroğlu, "Bu bağlamda Türkiye'nin jeopolitik önemi büyüktür. Fakat bir ülkenin jeopolitik değeri sürekli başkalarına hatırlatılarak da büyümez. Türkiye kurumlarıyla, ekonomisiyle, hukukuyla, üretimiyle, diplomasiyle ve toplumsal bütünlüğüyle büyür ve saygınlık kazanır. Hiç kimse unutmasın CHP bu devlet aklının kurucu taşıyıcısıdır." şeklinde konuştu.
"TÜRKİYE KURUCU BİR DİL KULLANMAK ZORUNDA"
Zirveye yönelik yaklaşımın iktidar propagandasıyla sınırlandırılamayacağını vurgulayan Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin çevresindeki savaşları önleme ve istikrar sağlama misyonunun cumhuriyetçi stratejik özerklik olduğunu bildirdi. NATO güvenliğinin sadece Doğu Avrupa ile sınırlı kalamayacağını, Türkiye'nin çevresindeki unsurların da güvenlik mimarisinin parçası olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, toplantıda edilgen bir üslup yerine kurucu bir dil kullanılması gerektiğini aktararak, "Bu bağlamda Ankara zirvesine bakışımız iktidarın dar propaganda diliyle sınırlanamaz. Mesele bir iktidar başarısı ya da lider fotoğrafı değildir. Mesele Türkiye'nin gelecekteki strateji konumudur. Mesele Türkiye'nin büyük güç rekabetinde kendisine biçilen rolü mü kabul edeceği yoksa kendi bağımsız karar alanını mı güçlendireceği meselesidir. Türkiye'nin görevi kendi çevresinde savaşların büyümesini önlemek, enerji ve tedarik hatlarını güvence altına almak, Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e, Kafkasya'dan Orta Doğu'ya kadar istikrar üretmektir. Bu tarafsızlık değildir, bunun adı cumhuriyetçi stratejik özerkliktir. Ankara zirvesinde Türkiye'nin NATO'ya hatırlatması gereken temel gerçeklerden birisi şudur. Güvenlik bölünemez. NATO güvenliği yalnızca Baltıklar ve Doğu Avrupa'dan ibaret değildir. Türkiye açısından, Suriye, Irak, İran, Doğu Akdeniz, Kafkasya, terör örgütleri, göç, enerji hatları, gıda ve su güvenliği, devlet dışı silahlı aktörler de bu güvenlik mimarisinin parçasıdır. Bu toplantıda Türkiye bu başlıkları asla ve asla dar bir şikâyet diliyle dillendirmemelidir. Bize destek verin diyen edilgen bir üslup yerine NATO'nun stratejik bütünlüğünü hatırlatan kurucu bir dil kullanmak zorundadır." dedi.
Dış politikanın gücünün içerideki devlet kapasitesine bağlı olduğunu bildiren Kılıçdaroğlu, yanlış bölge politikalarına desteğin stratejik bağımlılık yaratacağını savunarak, "Bir müttefikin yanlış bölge politikalarına destek vermek ittifak değildir, bunun adı stratejik bağımlılık olur. Dış politika yalnız sınır ötesinde kurulmaz. İçerideki devlet kapasitesiyle kurulur. Ancak hukuk devleti zayıfsa, kurumlar aşınmışsa, ekonomi öngörülemezse, parlamento etkisizleşmişse, yargı bağımsızlığı tartışmalıysa, basın özgürlüğünün güvencesi yoksa Türkiye'nin dışarıdaki sözü zayıf kalır. Bu gerçekleri hatırlatmak sadece CHP'nin değil yurtseverin de temel görevidir. Ankara zirvesinde verilmesi gereken son mesaj ise şu olmalıdır. Türkiye masadadır. Ama Türkiye masada kendisine yer açıldığı için değil, tarihsel aktör, stratejik ağırlığı ve cumhuriyetin bağımsızlık iradesiyle bu masadadır mesajını vermemiz gerekiyor." sözlerini kaydetti.