Ana içeriğe geç

Ankara'da tarihi NATO Zirvesi! Öznur Küçüker Sirene'den çarpıcı analiz: 'Türkiye'nin gücü dünyaya ilan edilecek'

Ankara, küresel krizlerin tam ortasında ''Barışın Anahtarı'' sloganıyla tarihi NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapıyor. Uluslararası İlişkiler Uzmanı Öznur Küçüker Sirene, NATO 2004 İstanbul Zirvesi'nden 2026 Ankara Zirvesi'ne değişen güvenlik parametrelerini, Türkiye'nin NATO içindeki yükselen stratejik rolünü, ilk kez resmi programa alınan Savunma Sanayii Forumu'nun perde arkasını ve ittifakın yeni yol haritasını Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er'e açıkladı. İşte küresel dengeleri değiştirecek o analizler...

Ankara'da tarihi NATO Zirvesi! Öznur Küçüker Sirene'den çarpıcı analiz: 'Türkiye'nin gücü dünyaya ilan edilecek'
TGRT Haber
16

Son yıllarda Rusya-Ukrayna krizinden ABD-İsrail-İran savaşına kadar birçok kritik dosyada diplomatik temasların merkezinde yer alan Türkiye, şimdi de dış politika tarihinin en kritik organizasyonlarından birine ev sahipliği yapıyor.

7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da düzenlenecek 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, yalnızca NATO'nun geleceğine değil, Avrupa güvenliği, savunma politikaları, küresel krizler ve yeni jeopolitik dengelere yön verecek kararların alınacağı tarihi bir buluşma olarak görülüyor. "Barışın Anahtarı Ankara" mottosuyla gerçekleştirilecek zirve, dünya liderlerini başkent Ankara'da buluştururken, Ankara'nın uluslararası diplomaside üstlendiği stratejik rolü de bir kez daha gözler önüne serecek.

ZİRVEDE BİR İLK: SAVUNMA SANAYİİ FORUMU RESMİ GÜNDEMDE

Küresel güvenlik risklerinin her geçen gün arttığı bir dönemde gerçekleştirilecek Ankara Zirvesi, NATO tarihinde bir ilke de sahne olacak. Savunma Sanayii Forumu, ilk kez resmi zirve programına dahil edilirken, bu adım Türkiye'nin savunma sanayiindeki yükselen konumunu da uluslararası ölçekte tescilleyecek.

KAAN, HÜRJET, TCG Anadolu ve milli savunma teknolojileriyle son yıllarda küresel savunma ekosisteminde dikkat çeken Türkiye; ortak üretim, teknoloji paylaşımı, savunma yatırımları ve NATO'nun yeni güvenlik vizyonunda kritik bir merkez haline geliyor.

Savunma harcamalarından yapay zeka destekli askeri teknolojilere, NATO'nun caydırıcılık stratejisinden ittifakın genişleme politikalarına kadar birçok kritik başlığın masaya yatırılacağı tarihi zirveyi, uluslararası ilişkiler alanındaki analizleriyle öne çıkan Uluslararası İlişkiler Uzmanı Öznur Küçüker Sirene, Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er'e değerlendirdi.

Sirene, 22 yıl sonra yeniden Türkiye'de gerçekleşen zirvede Ankara'nın neden küresel güvenliğin yeni karar merkezi olduğunu çarpıcı detaylarla açıkladı. Öznur Küçüker Sirene, zirvede hem Türkiye’ye yeni ihracat kapıları açılabileceği hem de ortak üretim, teknoloji paylaşımı ve Avrupa pazarına daha güçlü giriş açısından büyük fırsatlar doğabileceğini ortaya koydu.

''ANKARA ZİRVESİ, TÜRKİYE'NİN NATO İÇİNDEKİ STRTAJİK AĞIRLIĞINI DÜNYAYA GÖSTEREN BİR VİTRİN''

Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'nin ittifakın geleceği bakımından da kritik bir dönüm noktası olacağını belirten Öznur Küçüker Sirene, zirvenin Türkiye'nin küresel güvenlik denklemindeki ağırlığını tüm dünyaya gösterecek stratejik bir vitrin niteliği taşıdığını söyledi:

''Ankara Zirvesi’ni sadece Türkiye açısından değil, NATO’nun geleceği açısından da tarihi bir zirve olarak görüyorum. Uluslararası çevrelerde de bu zirve, son yılların en kritik NATO buluşmalarından biri olarak değerlendiriliyor. Çünkü bu, klasik bir diplomatik buluşma değil; NATO’nun yeni dünya düzeninde nasıl bir rol oynayacağının tartışılacağı stratejik bir güvenlik zirvesi olacak. Bu zirveyi önceki zirvelerden ayıran en önemli unsur zamanlaması. Bugün dünyada aynı anda birçok kriz yaşanıyor: Rusya-Ukrayna savaşı dördüncü yılını geride bıraktı; Orta Doğu’da İran, Gazze, Lübnan ve Hürmüz hattında büyük bir kırılganlık var; ABD-Çin rekabeti Pasifik’ten enerji yollarına kadar geniş bir alana yayılıyor. Buna bir de ABD ile Avrupa arasında savunma harcamaları ve yük paylaşımı konusunda yaşanan gerilimi eklemek gerekiyor. Bu nedenle Ankara Zirvesi’nde sadece genişleme değil, çok daha kritik sorular gündeme gelecek: NATO olası bir büyük savaşa ne kadar hazır? Üretim kapasitesi yeterli mi? Avrupa kendi güvenliği için daha fazla sorumluluk üstlenmeye hazır mı? Ankara’nın ev sahipliği de bu açıdan ayrı bir anlam taşıyor. Çünkü Türkiye artık yalnızca NATO’nun güney kanadını koruyan bir müttefik değil; Karadeniz’den Kafkasya’ya, Orta Doğu’dan Doğu Akdeniz’e uzanan geniş bir güvenlik hattının merkezinde yer alan karar verici bir aktör. Bu nedenle Ankara Zirvesi, Türkiye’nin NATO içindeki stratejik ağırlığını dünyaya gösteren önemli bir vitrin olacak. NATO açısından asıl mesele şu: İttifak bu yeni tehdit ortamına uyum sağlayabilecek mi? Çünkü bugün güvenlik sadece tank, uçak ve asker sayısıyla ölçülmüyor. Siber saldırılar, insansız hava araçları, hava savunma sistemleri, enerji hatları, boğazlar, kritik altyapılar ve savunma sanayi üretim kapasitesi güvenlik tartışmalarının merkezine yerleşti. Bu zirvede NATO’nun hem Rusya’ya karşı caydırıcılığı hem Ukrayna’ya desteği hem de Orta Doğu’daki savaşların ittifaka etkisi tartışılacak. Reuters’ın aktardığına göre zirvede 2026 yılı için Ukrayna’ya 70 milyar avroluk askeri ekipman, yardım ve eğitim desteği taahhüdü de gündeme gelecek. Bence Ankara Zirvesi’nin en kritik tarafı şu: NATO ilk kez bu kadar açık biçimde ''Yeni dünyanın savaşlarına hazır mıyız?'' sorusuyla yüzleşiyor.''

''TÜRKİYE, BM'DEN DAHA AKTİF ÇALIŞIYOR''

Türkiye'nin son yıllarda kriz bölgelerinde üstlendiği arabuluculuk rolünün Ankara Zirvesi'nin ''Barışın Anahtarı'' mottosuna da yansıdığını ifade eden Sirene, bu sloganın Türkiye'nin uluslararası diplomaside üstlendiği yeni misyonun özeti olduğunu dile getirdi:

''Barışın Anahtarı Ankara' mottosu çok bilinçli seçilmiş bir ifade. Türkiye, son yıllarda insani diplomasi vizyonu çerçevesinde dünyada en fazla insani yardım yapan ve en fazla göçmene ev sahipliği yapan ülkelerden biri hâline geldi. Bu çabalara, dünya barış ve güvenliğine katkı sunan arabuluculuk girişimleri de eklendi. Türkiye bugün krizleri uzaktan izleyen değil, krizlere doğrudan müdahil olup çözüm için büyük çaba harcayan bir ülke profili çiziyor. Rusya-Ukrayna savaşında Tahıl Koridoru bunun en güçlü örneklerinden biriydi. Türkiye, BM ile birlikte iki savaşan tarafı aynı masa etrafında buluşturdu ve milyonlarca ton tahılın dünya piyasalarına ulaşmasını sağladı. Bu sadece diplomatik bir başarı değildi; aynı zamanda küresel gıda krizinin derinleşmesini engelleyen stratejik bir hamleydi. Karabağ sürecinde Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği stratejik destek, 30 yıldır donmuş görünen bir dosyada dengeleri değiştirdi. Somali-Etiyopya geriliminde Ankara arabulucu rol üstlendi. Gazze, İran, Suriye ve Ukrayna gibi dosyalarda ise Türkiye hem Batı’yla hem bölge ülkeleriyle hem de çatışmanın taraflarıyla konuşabilen nadir ülkelerden biri oldu. Ben bazen ''Türkiye, Birleşmiş Milletler’den daha aktif çalışıyor'' diyorum. Çünkü uluslararası sistemin kilitlendiği birçok yerde Ankara devreye girebiliyor. Bu nedenle 'Barışın Anahtarı Ankara' sadece bir slogan değil; Türkiye’nin arabulucu, oyun kurucu ve kriz çözücü rolünün diplomatik bir özeti.''

Ankara Zirvesi'nin Türkiye açısından yalnızca diplomatik prestij değil, savunma sanayi, Avrupa güvenliği ve ABD ile ilişkiler başta olmak üzere birçok stratejik alanda yeni fırsatların kapısını aralayabileceğini belirten Sirene, zirvenin Ankara için kritik üç kazanım elde edilebileceğini ifade etti:

''Ankara Zirve'si Türkiye açısından bir dönüm noktası olabilir. Çünkü Türkiye bu zirvede sadece ev sahibi ülke değil; NATO’nun geleceği konuşulurken masadaki en kritik aktörlerden biri olacak. Türkiye’nin önemi artık sadece coğrafyasından kaynaklanmıyor. Elbette Türkiye’nin Karadeniz’e, Kafkasya’ya, Orta Doğu’ya ve Doğu Akdeniz’e açılan konumu çok önemli. Ama bugün buna bir de savunma sanayi kapasitesi eklendi. Türkiye artık sadece silah alan değil, silah üreten, ihraç eden ve NATO ülkeleriyle ortak üretim konuşan bir ülke. Bu zirve Türkiye’ye üç alanda fırsat sunabilir. Birincisi, bu zirve, savunma sanayimizin uluslararası vitrini olacak. İkincisi, ABD ile ilişkilerde KAAN savaş uçağı için GE F110 motorlarının satışı, F-35 savaş uçağı programına geri dönüş ve CAATSA yaptırımlarının kaldırılması gibi başlıklarda yeni bir zemin oluşabilir. Trump yönetimi, KAAN’da kullanılacak GE motorlarının Türkiye’ye satışını ilerletmeye hazırlanıyor. Üçüncü alan ise Avrupa güvenliği. Avrupa bugün savunma kapasitesini artırmaya çalışıyor ama Türkiye’yi SAFE savunma programının dışında bırakarak gerçek bir Avrupa güvenlik mimarisi kurması mümkün değil. Ankara Zirvesi Türkiye’nin Batı’ya şu mesajı verme fırsatı olacak: ''Türkiye olmadan Avrupa güvenliği eksik kalır.''

Ankara Zirvesi'nde yalnızca NATO'nun savunma bütçesi değil, Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki krizler ve ittifakın gelecekte izleyeceği güvenlik stratejisinin de masaya yatırılacağını belirten Sirene, zirvenin gündemindeki kritik başlıkları değerlendirdi:

''Zirvede en önemli başlık savunma harcamaları olacak. Trump yönetimi çok net bir mesaj veriyor: ''Avrupa kendi güvenliğinin faturasını daha fazla üstlenecek.'' NATO’nun 2025’te kabul ettiği savunma yatırımlarını yüzde 5’e çıkarma hedefi de bu tartışmanın merkezinde yer alıyor. Ankara’da asıl mesele bu hedefin nasıl uygulanacağı olacak. NATO’nun resmî sayfasında da Ankara’daki forumun, yüzde 5 savunma yatırım planının nasıl üretime ve ortak tedarike dönüştürüleceğine odaklanacağı belirtiliyor. İkinci büyük başlık Ukrayna. NATO Ukrayna’yı yalnız bırakmayacağını göstermek istiyor ama aynı zamanda Rusya ile doğrudan savaşa sürüklenmek de istemiyor. Bu çok hassas bir denge. Ukrayna’ya daha fazla hava savunması, mühimmat ve eğitim desteği verilmesi gündeme gelecek. Üçüncü başlık Orta Doğu olacak. İran’ın nükleer programı, Hürmüz Boğazı’nın güvenliği, Gazze ve Lübnan’daki savaşlar artık NATO’nun dışında kalan meseleler değil. Çünkü enerji güvenliği bozulursa Avrupa ekonomisi alt üst olur; Hürmüz’de kriz çıkarsa dünya ekonomisi etkilenir; İran gerilimi tırmanırsa NATO’nun güney kanadı baskı altına girer. Kısacası Ankara’da üç soru sorulacak: Avrupa savunma için daha fazla para harcayacak mı? Ukrayna’ya destek devam edecek mi? NATO yeni savaş biçimlerine uyum sağlayacak mı?''

NATO üyesi olmayan ülkelerin de Ankara Zirvesi'ne davet edilmesinin tesadüf olmadığını belirten Sirene, bu tercihin ittifakın güvenlik anlayışında yaşanan küresel dönüşüme işaret ettiğini söyledi:

''NATO dışı ülkelerin Ankara’da yer alması çok önemli. Çünkü bu, NATO’nun artık sadece Atlantik coğrafyasına odaklanan bir ittifak olmadığını gösteriyor. Güvenlik artık küreselleşti. Avrupa’nın güvenliği Hint-Pasifik’ten, Körfez’den, Karadeniz’den ve enerji yollarından bağımsız düşünülemez. Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskiy, Güney Kore Cumhurbaşkanı, AB Konseyi ve AB Komisyonu başkanları liderlerle akşam yemeğine katılacak. Ayrıca NATO dışişleri bakanlarının Bahreyn, Kuveyt, Katar ve BAE temsilcileriyle; savunma bakanlarının ise Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore ile temas etmesi bekleniyor. NATO üyesi olmayan bu ülkelerin zirveye davet edilmesinin iki anlamı olabilir. Birincisi, Hint-Pasifik artık NATO gündeminin parçası. Çin’in yükselişi, Kuzey Kore-Rusya yakınlaşması ve Tayvan gerilimi NATO ülkelerini de ilgilendiriyor. İkincisi, Körfez güvenliği NATO açısından daha stratejik hâle geliyor. İran dosyası, Hürmüz Boğazı’nın güvenliği ve enerji yolları artık NATO’nun doğrudan stratejik hesapları arasında yer alıyor. Bu nedenle Ankara Zirvesi’nde yalnızca Avrupa güvenliği değil, küresel güvenlik mimarisinin geleceği de masaya yatırılacak.''

NATO'nun son yirmi yıldaki en önemli kırılmalarından birine sahne olması beklenen Ankara Zirvesi'nin, ittifakın genişleme döneminden yeniden silahlanma ve teknolojik caydırıcılık dönemine geçişini simgeleyebileceğini belirten Sirene, zirvenin tarihi sonuçlar ortaya koyabileceğini ifade etti:

''2026 Ankara Zirvesi NATO tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı olabilir. 2026 Ankara Zirvesi, Türkiye’nin 2004 İstanbul Zirvesi’nden sonra ev sahipliği yaptığı ikinci NATO zirvesi olacak. 2004 İstanbul Zirvesi, NATO’nun büyük genişleme dalgasından hemen sonra yapılmıştı. O dönem temel soru şuydu: ''NATO’ya kimler katılacak?'' Bugün ise soru çok daha kritik: ''NATO gerçek bir savaş ekonomisine hazır mı?'' Ukrayna savaşı, modern savaşlarda güçlü orduların tek başına yeterli olmadığını gösterdi. Mühimmatınız, hava savunmanız, drone teknolojiniz, üretim kapasiteniz ve güvenli tedarik zincirleriniz yoksa uzun süreli bir savaşı sürdüremezsiniz. Bu nedenle Ankara Zirvesi, NATO’nun genişleme döneminden yeniden silahlanma ve teknolojik caydırıcılık dönemine geçtiği, tarihin en önemli zirvelerinden biri olarak hatırlanabilir.''

Türkiye'nin NATO içindeki konumunun son yıllarda yalnızca jeopolitik avantajlarıyla değil, savunma sanayisindeki yükselişi ve sahadaki etkinliğiyle de güçlendiğini belirten Sirene, Ankara'nın artık stratejik konumunun yanında stratejik kapasitesiyle de öne çıktığını söyledi:

''Türkiye artık sadece İttifak’ın aldığı kararları uygulayan bir müttefik değil; hangi kararların alınacağını etkileyen ülkelerden biri hâline geldi. Çünkü uluslararası ilişkilerde temel kural değişmez: Gücünüz kadar konuşursunuz, kapasiteniz kadar dinlenirsiniz. Türkiye’nin NATO içindeki ağırlığı üç temel nedenle artıyor. Birincisi, Türkiye coğrafi olarak İttifak’ın en kritik güvenlik hatlarından birinde yer alıyor. Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Balkanlar arasında stratejik bir güvenlik köprüsü konumunda. İkincisi, Türkiye sahada en aktif NATO ülkelerinden biri. Suriye’de, Irak’ta, Karadeniz’de, Kafkasya’da ve Doğu Akdeniz’de güvenlik süreçlerine doğrudan müdahil olan, risk alan ve sahada varlık gösteren bir ülke. Üçüncüsü, Türkiye savunma sanayinde artık kendi kapasitesini inşa etmiş bir aktör. Bugün NATO sadece askere değil; insansız hava araçlarına, mühimmata, hava savunma sistemlerine, elektronik harp kabiliyetine, hızlı üretim kapasitesine ve düşük maliyetli ama etkili çözümlere de ihtiyaç duyuyor. Türkiye tam da bu alanlarda öne çıkıyor. Bu nedenle Türkiye artık NATO içinde sadece ''Stratejik konumu önemli ülke'' olarak değil; ''Stratejik kapasitesi önemli ülke'' olarak görülüyor. Ülkenin diğer müttefikler tarafından nasıl algılandığı noktasında yıllar içinde yaşanan bu dönüşüm çok önemli.''

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın zirvede hem müttefiklere hem de uluslararası kamuoyuna Türkiye'nin güvenlik vizyonunu yansıtan güçlü mesajlar vermesini beklediğini ifade eden Sirene, bu mesajların Ankara'nın küresel rolünü daha da pekiştireceğini söyledi:

''Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zirvede üç güçlü mesaj vereceğini düşünüyorum. Birincisi, ''Türkiye olmadan Avrupa güvenliği kurulamaz'' mesajı. Erdoğan uzun süredir Türkiye’nin Avrupa savunma girişimlerine dahil edilmesi gerektiğini vurguluyor. Zirve öncesinde de savunma sanayi ticaretindeki kısıtlamaların kaldırılması ve Türkiye’nin Avrupa güvenlik girişimlerinde yer alması gerektiğini açıkça dile getirdi. İkincisi, ''müttefiklik tek taraflı olmaz'' mesajı. Türkiye NATO’nun güvenliği için sorumluluk alıyor ama kendi terörle mücadele hassasiyetleri konusunda da müttefiklerinden samimiyet bekliyor. Ankara’nın PKK, Suriye, Irak ve sınır güvenliği konularındaki beklentileri bu zirvede yeniden hatırlatılacaktır. Üçüncüsü, ''Türk savunma sanayi NATO’nun yükü değil, gücüdür'' mesajı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin savunma kapasitesinin ittifaka katkı sunduğunu, bu nedenle ambargo ve kısıtlamaların NATO ruhuyla bağdaşmadığını vurgulayacaktır. NATO ülkeleri açısından bu mesaj şu anlama gelir: Türkiye’yi dışlayarak güvenlik mimarisi kurulamaz. Bölge ülkeleri ise bunu şu şekilde algılar: Ankara artık sadece bölgesel dosyalarda değil, küresel güvenlik masasında da merkezi bir aktör.''

Bu yıl ilk kez resmi zirve programına dahil edilen Savunma Sanayi Forumu'nun NATO'nun yeni güvenlik anlayışının önemli göstergelerinden biri olduğunu belirten Sirene, forumun Türkiye'nin savunma sanayisi açısından tarihi fırsatlar oluşturabileceğini ifade etti:

''Savunma Sanayi Forumu’nun resmi zirve programına alınması bence Ankara Zirvesi’nin en önemli sembollerinden biri. Çünkü bu karar, NATO’nun yeni dönemde caydırıcılığı sadece askerî planlarla değil, üretim kapasitesi, teknoloji ve savunma sanayii gücüyle birlikte düşündüğünü gösteriyor. Ukrayna savaşı NATO’ya çok sert bir ders verdi: Modern savaşta sadece gelişmiş silahlara sahip olmak yetmez; o silahları hızlı, çok sayıda ve sürdürülebilir biçimde üretebilmek gerekir. Yani savaşların kaderini sadece cephedeki askerler değil, fabrikalar da belirliyor. NATO’nun resmî açıklamasına göre Ankara’daki Savunma Sanayi Forumu, transatlantik savunma üretimi, yatırım ve inovasyon için üst düzey bir platform olacak. Forumun hedefi, savunma harcamalarını gerçek üretime, ortak tedarike ve daha güçlü endüstriyel caydırıcılığa dönüştürmek. Türkiye açısından bu forum tarihi bir vitrin. Çünkü Türk savunma sanayi NATO’nun bugün en fazla ihtiyaç duyduğu alanlarda yükseliyor: İHA ve SİHA sistemleri, mühimmat, elektronik harp, hava savunması, deniz platformları ve düşük maliyetli ama etkili çözümler. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, forumda on milyarlarca dolarlık savunma anlaşmalarının duyurulacağını bildirdi. Bu forum Türkiye’ye hem yeni ihracat kapıları açabilir hem de ortak üretim, teknoloji paylaşımı ve Avrupa pazarına daha güçlü giriş açısından büyük fırsatlar doğurabilir. Bence Ankara Zirvesi’nin en önemli mesajlarından biri şu olacak: NATO’nun geleceğinde Türk savunma sanayine daha fazla yer var. ''

Kaynağa Git

İlgili Haberler