MUSTAFA YALÇIN
[email protected]
Karadeniz kıyılarında bazen bir şehirden fazlasıyla karşılaşırsınız. Giresun da onlardan biri. İlk bakışta sakin ve mütevazı bir kıyı kenti gibi görünse de, birkaç adım sonra sizi antik çağlara uzanan hikâyeler, yemyeşil yaylalar, efsanelerle çevrili adalar ve kuşaktan kuşağa aktarılan gelenekler karşılıyor. Kirazın anavatanı, fındığın başkenti olarak anılan Giresun; doğası, kültürü ve mutfağıyla Karadeniz’in ruhunu en iyi yansıtan şehirlerden biri.
Giresun’un hikâyesi aslında çok eski zamanlara dayanıyor. Antik çağlarda “Kerasus” adıyla anılan bu toprakların isminin kökeni konusunda farklı görüşler bulunuyor. Bir görüşe göre bölgenin bereketli kiraz bahçeleri nedeniyle bu isim verilmiş. Nitekim kirazın anavatanının Giresun olduğu kabul ediliyor. Bir başka görüş ise şehrin denize doğru uzanan yarımadasının boynuz şeklini andırması nedeniyle bu adın kullanıldığını öne sürüyor.
Tarih boyunca Perslerden Romalılara, Bizans’tan Osmanlı’ya kadar birçok medeniyete ev sahipliği yapan şehir, bugün de bu zengin geçmişin izlerini taşımaya devam ediyor.
Şehre vardığımda ilk durağım, kentin simgesi haline gelen Giresun Kalesi oldu. Şehrin hemen üzerinde yükselen kale, yalnızca bir seyir noktası değil, aynı zamanda tarih boyunca Karadeniz kıyılarını koruyan önemli bir savunma merkezi. Rivayete göre Pontus Kralı I. Farnakes tarafından güçlendirilen kale, yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlerin kullanımında kalmış.
Kalenin surları arasında dolaşırken bir yanda Karadeniz’in sonsuz maviliği, diğer yanda fındık bahçeleriyle kaplı tepeler gözlerimin önüne serildi. Kale içinde bulunan Topal Osman Ağa’nın anıt mezarı, tarihi mağaralar ve eski sur kalıntıları ziyaretçilere adeta açık hava müzesi hissi veriyor.

Mavi Göl’den travertenlere
Giresun’un en dikkat çekici özelliklerinden biri, tarih ve doğanın birbirinden ayrılmaz bir bütün oluşturması. Şehir merkezinden uzaklaştıkça Karadeniz’in eşsiz doğası kendisini daha güçlü hissettiriyor. Özellikle Dereli ilçesi çevresindeki doğal güzellikler son yıllarda bölgenin en önemli çekim noktaları arasında yer alıyor.
Kuzalan Tabiat Parkı’na ulaştığımda kendimi adeta bir masalın içinde hissettim. Türkiye’nin saklı güzelliklerinden biri olarak gösterilen bu parkın içinde yer alan Mavi Göl, ilk görüşte insanı etkiliyor. Yer altından gelen sodalı suların oluşturduğu göl, özellikle yaz aylarında turkuaz ile zümrüt arasında değişen olağanüstü renk tonlarına bürünüyor.
Mavi Göl’den birkaç kilometre ileride yer alan Göksu Travertenleri ise ziyaretçilerini bambaşka bir manzarayla karşılıyor. Pamukkale’yi andıran ancak Karadeniz ormanlarının arasında yükselen travertenler, doğanın sabırla şekillendirdiği beyaz teraslarıyla dikkat çekiyor. Aynı güzergâhta bulunan Kuzalan Şelalesi ise serin havası ve coşkulu akışıyla bölgenin en etkileyici duraklarından biri.
Sislerin arasında bir yayla
Giresun’un yüksek kesimlerine çıktıkça Karadeniz yaylalarının büyüleyici dünyasıyla karşılaşıyorsunuz. Bunların başında gelen Kulakkaya Yaylası, deniz seviyesinden yaklaşık 1.500 metre yüksekte bulunuyor.
Tarihi İpek Yolu güzergâhlarından biri üzerinde yer alan yayla, geçmişte kervanların konaklama noktalarından biri olmuş. Günümüzde ise serin havası, ahşap yayla evleri, yemyeşil çayırları ve sislerin arasından yükselen dağ manzaralarıyla huzur arayanların uğrak noktası.
Sabah saatlerinde yaylayı örten sis tabakasının yavaş yavaş çekilmesiyle ortaya çıkan manzara, Karadeniz’in neden doğa tutkunlarının vazgeçilmez adreslerinden biri olduğunu açıkça gösteriyor.

Islıkla konuşan köyler
Giresun yalnızca doğal güzellikleriyle değil, kültürel değerleriyle de öne çıkan bir şehir. Özellikle Çanakçı, Görele, Eynesil ve Tirebolu ilçelerinde yaşatılan ıslık dili, dünyanın en ilginç iletişim yöntemlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Dağlık arazilerde yaşayan insanların kilometrelerce uzaklıktaki komşularıyla haberleşebilmek için geliştirdiği bu yöntem, bugün UNESCO tarafından Acil Koruma Gerektiren Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alıyor. Bir köy meydanında insanların ıslıklarla birbirine seslenişini dinlemek, modern dünyanın unutturduğu bir kültürel mirasa tanıklık etmek anlamına geliyor.
Karadeniz müziği denildiğinde ise Giresun’un ayrı bir yeri var. Özellikle Görele ilçesi, kemençe ustalarıyla tanınıyor. Düğünlerde, yayla şenliklerinde ve festivallerde yankılanan kemençe sesi, bölgenin yaşam enerjisini ve coşkusunu yansıtıyor.

Fındığın başkentinde sofraya yolculuk
Giresun mutfağı da şehrin karakterini yansıtan önemli unsurlardan biri. Karalahana çorbası, hamsi böreği, fasulye diblesi, pezik mücveri, mendek çorbası ve mısır ekmeği yöresel mutfağın öne çıkan lezzetleri arasında yer alıyor.
Özellikle karalahananın onlarca farklı tarifte kullanılması, Karadeniz mutfağının yaratıcılığını ortaya koyuyor. Bunun yanında Giresun’un dünyaca ünlü tombul fındığı yalnızca ekonominin değil, şehrin kimliğinin de ayrılmaz bir parçası. Ufuk boyunca uzanan fındık bahçeleri, özellikle hasat döneminde kartpostalları aratmayan görüntüler oluşturuyor.
Efsanelerin adası
Karadeniz’in tek yaşanabilir adası olan Giresun Adası, şehrin en ilgi çekici noktalarından biri. Ada yalnızca doğal güzelliğiyle değil, mitolojik hikâyeleriyle de dikkat çekiyor.
Antik Yunan mitolojisinde Amazon kadınlarının yaşadığı yerlerden biri olduğuna inanılan ada, aynı zamanda Altın Post efsanesiyle ilişkilendiriliyor. Günümüzde ise arkeolojik kalıntıları ve doğal dokusuyla ziyaretçilerini geçmişle bugün arasında bir yolculuğa çıkarıyor.
Lezzetlerle şenlenen şehir
Giresun son yıllarda gastronomi alanında da dikkat çekiyor. Geçtiğimiz haftalarda düzenlenen 4. Giresun’un Yeşil Lezzetleri Gastronomi Festivali bunun en güzel örneklerinden biriydi.
Atatürk Meydanı’nda gerçekleştirilen etkinlikte yöresel ürünler tanıtıldı, ünlü şefler Karadeniz mutfağının inceliklerini sergiledi, halk oyunları ve konserlerle şehir adeta bayram havasına büründü. Festival kapsamında Eynesil Ören’de düzenlenen çay hasat şenliği ise ziyaretçilere çayın tarladan bardağa uzanan yolculuğunu yakından görme fırsatı sundu.
Giresun’dan ayrılırken hafızamda kalan yalnızca doğanın sunduğu manzaralar değildi. Bu şehir; tarihi, kültürü, mutfağı ve insanıyla Karadeniz’in karakterini en yalın ve en güçlü haliyle yansıtan yerlerden biri. Bir yanda fındık bahçelerinin arasından yükselen dağlar, diğer yanda Karadeniz’in sonsuz ufku… Giresun, ziyaretçilerine yalnızca güzel manzaralar değil, uzun süre unutulmayacak hikâyeler de bırakıyor.