Ana içeriğe geç

Ahbap Çavuş örgütleri devletin alternatifi olamaz

6 Şubat depremleri sırasında 1 milyar TL bağış toplayan Ahbap Derneği’ne yönelik başlatılan paraları zimmete geçirme soruşturması, devleti yük görerek sivil toplumculuğu parlatan neoliberalizmin tehlikelerini bir kez daha gündeme taşıdı

Ahbap Çavuş örgütleri devletin alternatifi olamaz
Aydınlık
16

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Ahbap Derneği hakkında yürüttüğü soruşturma, yalnızca adli boyutuyla değil, sivil toplumun sınırları ve yardım mekanizmalarının niteliği bakımından da yeni bir tartışmayı gündeme taşıdı. Başsavcılık, 6 Şubat depremleri döneminde toplanan bağışların amacı dışında kullanıldığını, dernek hesaplarından şahsi hesaplara para aktarıldığını ve dernek varlıklarının usulsüz biçimde devredildiğine ilişkin ciddi bulgular olduğunu açıkladı.
Bununla birlikte, ortaya çıkan tablo, kamusal dayanışmanın hangi kurumsal mekanizmalar aracılığıyla örgütlenmesi gerektiğine ilişkin daha temel bir soruyu yeniden gündeme getirdi.
1980’lerden bu yana küresel ölçekte dayatılan neoliberal anlayış, devletin toplumu örgütleyen temel aktör olma niteliğini sınırlandırırken, birçok alanda piyasa mekanizmalarını ve sivil toplum kuruluşlarını ön plana çıkardı. Devlet, halkın üzerinde kambur olarak sunulurken, bu bakış “kürek çeken değil dümen tutan devlet” mottosuyla meşrulaştırıldı. Böylece sivil toplumculuğun serpilmesi, ‘küreselleşme’ denen dönemin en emperyalist, en gerici, en karşıdevrimci öğretisi olarak karşımıza çıktı.

DEVLET ÖRGÜTÇÜDÜR

Neoliberalizm, devlet sorumluluklarının giderek daha fazla gönüllü kuruluşlar, vakıflar ve dernekler aracılığıyla yürütülmesini teşvik ediyor. Böylece toplumsal dayanışmanın kurumsal zemini, kamusal otoriteden ziyade sivil topluma dayanan yapılara kayıyor. Bu dönüşüm, ilk bakışta toplumsal katılımı artıran ve bürokratik süreçleri hızlandıran bir model olarak sunulsa da, kamu yönetiminde önemli yapısal riskleri de beraberinde getiriyor.
Her şeyden önce devletin tarihsel olarak ilerici, toplum kurucu ve dönüştürücü rolü perdelenerek bu kabiliyetleri iğdiş ediliyor. Devletin sınıfsal karakteri de gizlenerek popülizm yoluyla sivil toplumculuk devletin önüne koyuluyor.
Devlet ile sivil toplum kuruluşları arasında hesap verebilirlik bakımından da niteliksel bir fark bulunuyor. Kamu kurumları; bütçe hukuku, Sayıştay denetimi, TBMM gözetimi, idari yargı ve kamu mali yönetimi ilkeleri çerçevesinde çok katmanlı bir denetim sistemine tabii iken dernekler ve vakıflar, her ne kadar hukuki denetime açık olsalar da, özellikle yüksek hacimli bağış kampanyalarında kamu kurumlarıyla aynı ölçekte sürekli ve kurumsallaşmış bir mali denetim mekanizmasına sahip değiller.

KİŞİSEL İTİBAR MEKANİZMASI

Bağış faaliyetlerinin ağırlıklı olarak sivil toplum kuruluşları üzerinden yürütülmesi, zamanla kamusal güvenin kurumsal yapılardan kişisel itibara kaymasına yol açıyor. Vatandaş, devletin hukuki güvencesine değil, belirli kişi veya kuruluşların toplumsal “kredibilitesine” güvenerek bağış yapıyor. Böyle bir sistem ise kurumsal güven yerine kişisel güveni merkeze aldığı ölçüde kırılganlık yaratıyor.
Ahbap soruşturması da tam bu noktada önem kazanıyor. Soruşturmanın nasıl sonuçlanacağı yargı sürecinin konusu olmakla birlikte; soruşturmanın varlığı dahi neoliberalizmin sorgulanmasını gerektiriyor. Nitekim modern devletin temel görevlerinden biri, olağanüstü dönemlerde toplumu örgütleme, kaynak toplama, kaynak tahsisi ve yardım dağıtımını merkezi planlama ilkeleri doğrultusunda yürütmektir. Afet yönetimi de yalnızca bir yardım toplama meselesi değil; aynı zamanda kaynakların adil dağılımı, hesap verebilirliği ve kamu otoritesi adına kullanımını gerektiren bir kamu hizmetidir. İstediğiniz kadar yardım toplayın, yardımın götürüleceği yolu yapmak da açmak da devletin marifetidir.

SAĞ ELİN VERDİĞİNİ SOL EL GÖRMEZ

STK’lar, dernekler devletin alternatifi değildir. Nitekim bu toplulukların sık sık devlete dirsek atan, “Devlet nerede?” yaygarası kopararak devletin itibarını yok etmek için kullanılan araçlar olarak kullanıldığı da görülmektedir. Diğer yandan Türk toplumu elseverlik, hayırseverlik konularında büyük bir fedakarlık geleneğine sahipken, kimileri bu faaliyetleri gösteriş için kullanmakta, kendi itibarına yatırım yapmaktadır. Halbuki örfümüz, adetimiz, geleneğimiz açıktır: Sağ elin verdiğini sol el görmez, görmemelidir. Sol elin görmediğini ise ne televizyonlar, ne sosyal medya bilir.

KAMUSAL KAPASİTE ARTIRILMALI

Devletin asli görev alanlarının sivil topluma devredilmesi, kısa vadede etkinlik sağlayabilse de uzun vadede kamusal kapasitenin zayıflaması ve kamusal sorumluluğun özelleşmesi riskini beraberinde getiriyor. Ahbap soruşturması da hukuki sonucu ne olursa olsun, tam da bu nedenle yalnızca bir ceza soruşturması olarak okunmamalı. Dosya, son yıllarda giderek yaygınlaşan “yardım faaliyetlerinin sivil toplum aracılığıyla yürütülmesi” modelinin sonuçlarını yeniden değerlendirmek için önemli bir örnek teşkil ediyor. Türkiye açısından da artık temel tartışma; tek bir derneğin faaliyetlerinden ziyade; toplumsal dayanışmanın nasıl örgütleneceği sorusu olmalıdır.

Kaynağa Git

İlgili Haberler