Başka bir deyişle, hangi dönemde siyaset neyi doğru kabul ediyorsa hukuk da büyük ölçüde buna göre şekillenmiştir.
Bin yıl öncesine gittiğimizde dönemin “siyaseti” köleliği ileri bir toplumsal düzen olarak görebiliyordu. Daha sonra krallık düzeni kendi hukukunu oluşturdu. Ardından cumhuriyetler ortaya çıktı ve onların hukuk sistemleri kuruldu. Bu süreç bize mutlak ve değişmez bir hukuk düzeninden ziyade, dönemin siyasi şartlarına göre şekillenen bir hukuk anlayışının varlığını gösterir.
Yakın geçmişte de benzer tartışmalar yaşandı. Türkiye’de FETÖ’ye karşı yürütülen operasyonlar sırasında bazı çevreler bu adımların hukuka aykırı olduğunu ileri sürdüler. Özellikle Batı merkezli çevreler ve Amerikan emperyalizminin etkisindeki gruplar bu yönde eleştiriler getirdi. Oysa siyaset, devletin ve milletin güvenliği açısından bir karar aldı ve buna göre hukuki tanımlamalar değişti. Bir zamanlar terör örgütü olarak tanımlanmayan FETÖ, siyasi karar ve devlet iradesiyle resmî olarak bir terör örgütü olarak kabul edildi. Böylece Türk Devleti ABD bağımlılığından koptu ve cesurca kendi iradesiyle karar verebildiği için Cumhuriyet hukukunu uygulayabildi.
BİLİM SİYASETTEN BAĞIMSIZ MIDIR?
Bu noktada akla önemli bir soru geliyor: Bilim de siyaset tarafından şekillendirilebilir mi?
Öncelikle bilimin ne olduğuna bakmak gerekir. Bilim; nedensellik, merak ve amaç taşıyan, olguları ve iddiaları deney, gözlem ve düşünce yoluyla sistemli biçimde inceleyen entelektüel ve uygulamalı disiplinler bütünüdür. Başka bir ifadeyle bilim, gerçeği arama çabasıdır ve özü itibarıyla evrenseldir.
Ancak tarihe baktığımızda bilimin de zaman zaman siyasetin etkisi altında yönlendirildiğini görürüz. Özellikle savaş dönemlerinde devletlerin politikaları bilimin odağını silah teknolojilerine kaydırmıştır. Bilim insanları ve araştırmalar, savaşın ihtiyaçlarına göre seferber edilmiştir. Bu durum bilimin varlığını ortadan kaldırmaz; fakat onun hangi alanlarda yoğunlaşacağını siyaset belirleyebilir.
BİLİMİN GERÇEKTEN UZAKLAŞTIRILDIĞI DÖNEMLER
Bazen siyaset bilimi yalnızca yönlendirmekle kalmamış, onu manipüle etmeye de çalışmıştır. Tarihte bunun çarpıcı örnekleri vardır. Bir dönem sigara sağlıklıymış gibi toplumlara sunulmuş, reklamlarla ve sözde bilimsel söylemlerle halk yanıltılmıştır. Bunun arkasında büyük ekonomik çıkarlar ve kapitalist sistemin ihtiyaçları vardı. Bağımlı tüketiciler, sürekli para harcayan bir toplum demekti.
Benzer bir durum alkol konusunda da tartışılabilir. Örneğin Almanya’da güçlü bir bira lobisinin varlığı bilinen bir gerçektir. Oysa bilimsel olarak alkolün (etanol) bir sinir zehri (nörotoksin) olduğu açıktır. Buna rağmen ekonomik çıkarlar ve vergi gelirleri nedeniyle siyaset zaman zaman bu gerçeğin üzerini örtebilmektedir. Bu tezi güçlendiren bir araştırmaya göre “en güvenli alkol tüketim düzeyi sıfırdır”(1) . Bilim gerçeği söylemeye devam eder; fakat siyaset bu gerçeğin topluma nasıl sunulacağını belirleyebilir.
ATATÜRK’ÜN BİLİM ANLAYIŞI
Tam da bu noktada Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün bilim anlayışı büyük önem taşır. Atatürk’e atfedilen bir söz vardır: “Eğer bir gün benim fikirlerim bilimle çelişirse bilimi seçin.” Bu sözün kesin kaynakları tartışmalı olsa da Atatürk’ün bilim konusundaki yaklaşımı çok nettir.
Onun şu sözleri bu anlayışı açıkça ortaya koyar:
“Dünyada her şey için; uygarlık için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir; fendir. İlim ve fenin dışında rehber aramak dikkatsizliktir, bilgisizliktir, yanlışlıktır.”
Atatürk burada yalnızca bilimin önemini vurgulamaz. Aynı zamanda bilimin sürekli gelişen bir süreç olduğunu da belirtir. Binlerce yıl önce ortaya konmuş bilimsel kuralları değişmeden uygulamaya çalışmanın da bilimsel bir yaklaşım olmadığını ifade eder. Bilim yaşayan ve gelişen bir süreçtir; fakat onun yöntemi ve gerçeği arama iradesi değişmez.
BİLİM OLMADAN BAĞIMSIZLIK OLMAZ
Bir uygarlığın yükselmesi, güçlü ve bağımsız bir devletin kurulması için bilim vazgeçilmezdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bugün savunma sanayisinde elde ettiği başarılar da bunun bir göstergesidir. Üretilen silah sistemleri, teknolojiler ve askeri stratejiler bilimsel bilgi ve araştırmanın ürünüdür. Ordular yalnızca cesaretle değil, bilimle ve akılcı stratejiyle zafer kazanır.
Sonuç olarak siyaset zaman zaman bilimi kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya çalışabilir. Bilimin hangi alanlara yoğunlaşacağını belirleyebilir, hatta bazen onun gerçeklerini perdelemeye çalışabilir. Ancak bilim özü itibarıyla değişmez. Değişen şey bilimin kendisi değil, onun nasıl kullanıldığıdır.
Atom enerjisi bunun en açık örneklerinden biridir. Aynı bilimsel bilgi, bir yandan enerji üretimi için kullanılabilirken diğer yandan yıkıcı bombaların yapımında da kullanılabilir. Bilim gerçeği ortaya koyar; fakat o gerçeğin nasıl kullanılacağına siyaset ve insan iradesi karar verir.
BAĞIMSIZ SİYASET VE ÖZGÜR BİLİM
Bilim hiçbir gücün kölesi değildir. Bilim insanlığın ortak mirasıdır ve hakikatin peşinden gitmeye devam eder. Cumhuriyetimizin kurucu felsefesi de tam olarak bu gerçeğe dayanır: akıl, bilim ve bağımsızlık.
Ancak, sadece bağımsız bir siyaset bilimi özgürleştirir. Zira her güç kendi bilimini dayatmaya çalışır. Örneğin vatanımızın bağımsızlığı için silah, teknoloji, enerji vb. üretmek istiyorsak, bilimi oraya doğru yönlendiren bir siyasete ihtiyacımız var. Aksi halde ABD gibi diğer güçler kendi doğru buldukları “bilimi” dayatıp, hür yaşamamıza engel olur.
Böylelikle sadece doğru bir siyasetle yönlendirilen bilim ile Atatürk’ün “özgürlük ve bağımsızlık karakterimdir” felsefesini yaşayabiliriz. Bilimin yaşayabilmesi için de bağımsız, güçlü ve irade sahibi bir siyaset elzemdir. Arkasında onu savunan siyasî irade olmazsa bilim de yeşeremez.
1) GBD 2020 Alcohol Collborators “Population-level risks of alcohol consumption by amount, geography, age, sex, and year: a systematic analysis fort he Glogbal Burden of Disease Study 2020“ The Lancet, Vol. 400, Issue 10347, 2022.

