Ana içeriğe geç

Politik mizahtan ‘rahatlama seansına’! Hızlı aydın olma rehberi

Komedyen Göktaş’ın milyonlarca kez izlenen ‘Ölü Deniz’ gösterisi sonrası havalimanında ters kelepçeyle gözaltına alınması, ifade özgürlüğü ve politik mizahın sınırları tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Yaşanan soruşturma süreçleri ise birer ‘muhalif ikon’ yaratmaktan başka bir şeye yaramıyor.

Politik mizahtan ‘rahatlama seansına’! Hızlı aydın olma rehberi
Aydınlık
16

Deniz Göktaş’ın 1 Haziran 2026 tarihinde Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda sahnelediği “Ölü Deniz” adlı gösterisi, 24 Haziran 2026’da dijital platformlarda yayımlandı. Kısa sürede 7 milyonun üzerinde izlenmeye ulaşan gösteri, içeriğindeki dini ve politik espriler nedeniyle gündem oldu.

Özellikle metnin dini inançlar, kutsal kitaplar ve vahiy süreciyle ilgili bölümleri soruşturmanın zeminini oluşturdu. Göktaş’ın sahnede Kur’an-ı Kerim’den “Çok kısa bir kitap. Alevi oyları kadar kısa bir kitap” diyerek bahsetmesi; ilahi kitapların gönderiliş sürecini tiye alarak “Bu son kitap demek. Daha yeni yeni kitaplar çıkıyor zaten ya... Yazarı için de çok zor. Aklına yeni bir fikir gelse ‘Son kitap’ dedik ya. Domuz da yemeyiversin ya” şeklindeki ifadeleri ile “Oruç tutan canlı bomba” ve kurban kesimine yönelik “Anlat onlara Tanrının olmayabileceğini söyle... İkiyüzlü riyakâr bir travmam var” sözleri tepkilerin odak noktasını oluşturdu.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” suçlamasıyla resen soruşturma başlattı. Soruşturmanın ardından ortaya atılan “yurtdışına kaçtı” iddialarını yalanlayan Göktaş, 2 Temmuz 2026 tarihinde planlı seyahatinin dönüşünde İstanbul Havalimanı’nda ters kelepçeyle gözaltına alındı. Göktaş’ın soruşturma dosyasına Cumhurbaşkanına Hakaret suçu da eklendi.

MİZAH SAĞALTIM ARACI MI?

Yaşanan soruşturma süreciyle birlikte Deniz Göktaş, politik mizahın yeni temsilcisi olarak gösterildi. Oysa “Ölü Deniz” gösterisi her ne kadar politik olayları konu edinse de politik mizahın önermelerinden çok uzak. Bilindiği üzere Türk politik mizahı temelde emperyalizme, ranta ve işbirlikçiliğe karşı bir tutumla doğdu ve gelişti.

Politik mizahın öncüsü olarak gösterilen Aziz Nesin, Levent Kırca, Ferhan Şensoy gibi muhalif isimlerin ortak özelliği mizah aracılığıyla itiraz kültürünü geliştirirken temelde de bağımsızlık ve aydınlanma değerlerini halka aşılamalarıydı. “İstanbul’u Satıyorum”, “Kahraman Bakkal Süper Market’e karşı” gibi oyunlar, Metin Akpınar ve Zeki Alasya’nın “Deliler” ve “Reklamlar”ı politik mizahın sahnedeki örneklerinden birkaçı.

Öte yandan Göktaş’ın “Ölü Deniz” gösterisi “Yeni Sol” olarak adlandırılan akımın izlerini taşıyor. Klasik solun üretim ilişkileri ve antiemperyalizm odaklı çizgisinden uzaklaşarak cinsiyet rolleri, kimlik siyaseti, çevre ve kentli orta sınıfın yaşam tarzı krizlerine odaklanan Batı menşeli bir akım olan “Yeni Sol” bireyciliği önceleyen bir anlayışa sahip.

Gösteride de bu eksen kayması açık bir şekilde görülüyor. Siyasi eleştirinin hedefinde sermaye düzeninden çok; Kadıköy sosyolojisinin “laktozsuz süt” tüketimi ve apolitik boykot kültürü, milliyetçilerin “Kürtlerin de duyabilecekleri yerlerde devletin ne kadar iyi bir şey olduğunu anlatmaları”, “LGBT ve kadın hakları” üzerinden şekillenen entelektüel pozlar veya çocukluktan mahrum kalınan “erkeklik jestleri” vardır.

Stand-up, toplumsal bir eylem çağrısı olmaktan çıkarak, apolitikleşmiş orta sınıf kentli bireyin mevcut krizler karşısındaki çaresizliğine eşlik eden devasa bir tür “rahatlama seansına” dönüşüyor. Daha da önemlisi bu seans, komedyenin bizzat kendisi için dijital çağda zahmetsizce ‘muhalif aydın’ mertebesine erişmenin kestirme yolunu inşa ediyor.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ALTIN TEPSİDE VERİLMEZ

Göktaş’a açılan soruşturma ve ters kelepçe uygulaması, iktidarın rıza üretemediği alanlarda yasaklara başvurma refleksinin tarihsel bir tekrarından başka bir şey değil. Büyük devrimlerin ve mücadelelerin sonucunda ortaya çıkan ifade özgürlüğü tarih boyunca baskıyla karşılaştı. Kimi aydın ve sanatçıların bu tür uygulamalar karşısında şaşırması ise nedensiz değil. İfade özgürlüğünün üretim, bölüşüm ve egemenlik ilişkilerinden bağımsız ele alınması bir tür şaşkınlığa sebebiyet veriyor.

‘BEDAVADAN AYDIN OLMAK’

Olayın en ironik yanı, sistemin uyguladığı baskının Göktaş’ın gösterisindeki kehaneti birebir doğrulamasıdır. Gösterinin bir bölümünde Göktaş, aydın olmanın günümüzde nasıl popüler bir tüketim nesnesine dönüştüğünü şu sözlerle tiye alır: “Gösterimi YouTube’a yüklüyorum. Halk beni anlamıyor. Başıma işler geliyor. Böyle bedavadan aydın olacağım diye çok heyecanlandım... Ölüyseniz posteriniz olur, hapisteyseniz hakkınızda konuşulur.”

Sistemin bu ironik anlatıya “ters kelepçe” ile müdahale etmesi, eleştirilen o “rahatlama seansının” baş aktörüne tam da aradığı “popüler muhalif ikon” statüsünü altın tepside sundu. İktidar, baskı kurayım derken, post-modern bir ismi kendi eliyle “ikon” haline getirdi.

Kaynağa Git

İlgili Haberler