Dünyanın en güçlü askeri ittifakının liderlerini ağırlayan Ankara, tarihi günlerinden birini yaşadı. Zirve organizasyonu, liderlere sunulan görkemli ev sahipliği ve kültürel dokunuşlarla adeta bir diplomasi ve tarih şölenine dönüştü.
KÜLLİYE'DE TARİHİ KARŞILAMADA "YENİÇERİ" DETAYI
Zirve için başkente gelen ABD Başkanı Donald Trump’ın havalimanından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne atlı birlikler eşliğinde geçişi, askerleri Türkçe selamlaması ve bu sırada gökyüzünde Türk Yıldızları'nın nefes kesen gösteri uçuşu güne damga vuran ilk anlar arasındaydı.
Ancak asıl yankı uyandıran olay, devlet başkanlarının Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin bahçesinde dünyanın en eski askeri bandolarından biri olan mehteran takımı tarafından karşılanması oldu. Liderler araçlarından indiklerinde seslendirilen tarihi eserler, konuklar üzerinde büyük bir etki bıraktı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dünya liderlerinin bu tarihi karşılama törenine verdiği tepkileri şu sözlerle anlattı:
“Hepsi övgüyle bahsetti, tokalaşırken ‘muhteşemdi’ dediler. Hatta bazıları ‘Biz Yeniçerilerinizi tanırız.’ dedi.”
BULGAR YAZAR MEHTERHAN ANALİZİ: BÜYÜLEYİCİ
NATO liderlerinin mehter marşlarıyla karşılanması, siyaset ve diplomasi dünyasının yanı sıra tarihçilerin de dikkatini çekti. Bulgar yazar Sophia Proneikos, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımla bu anları "büyüleyici" olarak nitelendirdi.
BASKI YÜZÜNDEN Mİ KALDIRDI?
Proneikos'un, mehterin sadece bir müzik değil, tarihi bir "silah" ve "dil" olduğuna dikkat çektiği yazısı kısa sürede on binlerce kişi tarafından beğenildi ve paylaşıldı. Yazının viral olmasının ardından yazarın paylaşımını bir süre sonra yayından kaldırması ise dikkatlerden kaçmadı. Proneikos'un yazıyı gördüğü mahalle baskısı nedeniyle kaldırdığı ifade edildi.
İŞTE O YAZI
Bulgar yazar Sophia Proneikos, binlerce beğeni ve yorum alan o görkemli yazısında tam olarak şu ifadeleri kullandı:
“Tarihin beni şaşırtmaktan asla vazgeçmeyen bir huyu var: Neredeyse hiçbir zaman yok olmuyor. Sadece kendini o kadar zarif bir şekilde sunmayı öğreniyor ki, modern insanlar ona artık ‘tören protokolü’ demeye başlıyor.
İşte tam da bu yüzden, Ankara’daki NATO Zirvesi’nin en büyüleyici sahnesi müzakere masası etrafında yaşanmadı. Bu sahne, yirmi birinci yüzyılın en güçlü askerî ittifakının liderleri Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, karşılarında Osmanlı İmparatorluğu’nun farklı yüzyıllarını temsil eden tarihî üniformalı askerler dururken, dünyanın en eski askerî bandosu olan ‘Mehter’in sesiyle karşılandığında, henüz ilk el sıkışmadan bile önce filizlendi.
Ne olağanüstü bir tarihsel süreklilik duygusu: Savaş sonrası dünyanın bir simgesi olarak 1949’da kurulan bir askerî ittifak, kökleri on üçüncü yüzyıla kadar uzanan bir askerî geleneğin müziği eşliğinde bir cumhurbaşkanlığı sarayına adım atıyordu.
Mehter hiçbir zaman sıradan bir askerî bando değildi; o bir silahtı.
Osmanlı orduları Belgrad’a, Konstantinopolis’e, Rodos’a, Mohaç’a ya da Viyana’ya yürüdüğünde ilk duyulan şey devasa ‘kös’ davullarının gürlemesi olur, ardından ‘zurna’ların keskin sesi, pirinç borular ve birbirine çarpan ziller gelirdi; çünkü bu müzik orduya yalnızca eşlik etmez, bizzat ordunun bir parçasını oluştururdu. Amacı askerleri eğlendirmek değil, düşmanı daha savaş bile başlamadan önce üzerlerine koskoca bir imparatorluğun yürümekte olduğuna ikna etmekti.
Avrupa'nın Osmanlı İmparatorluğu ile karşılaşmalarından sonra Batı ordularının Osmanlı davullarını, zillerini ve daha sonra Mozart, Haydn ve Beethoven’ın müziklerine bile sızacak olan o ‘Türk tarzı’nı (Alla Turca) yavaş yavaş benimsemesi bir tesadüf değildir; çünkü tarih bir medeniyeti bazen kılıçla fethetmez.
Bir ritim yeterlidir.
İşte bu töreni bu kadar büyüleyici bulmamın sebebi de tam olarak buydu; birilerinin Osmanlı İmparatorluğu’nu canlandırmaya çalışması değil, Türkiye’nin büyük medeniyetlerin her zaman anladığı bir şeyi çok iyi bilmesiydi: Geçmiş bir yük değil, bir dildir ve bu dili konuşmayı bilen uluslar tarihlerini asla sadece konuşmalarla anlatmazlar; çünkü bazen birkaç davul vuruşu yeterlidir.”