Ana içeriğe geç

Arkasında Mao’nun gizli pişmanlığı var: Pasiflikle eleştirilen Çin’in stratejisinin perde arkası

Çin’in küresel krizlerdeki temkinli duruşunu YENİÇAĞ’a değerlendiren uzmanlar, Pekin yönetiminin stratejisini masaya yatırdı. Mao Zedong’un tarihsel pişmanlığından ekonomik çıkar dengelerine kadar Çin’in dış politikada askeri risklerden kaçınarak zamanı kullanma şekli analiz edildi.

Arkasında Mao’nun gizli pişmanlığı var: Pasiflikle eleştirilen Çin’in stratejisinin perde arkası
Yeniçağ
16

Prof. Dr. Nevzat Evrim Önal, Çin Halk Cumhuriyeti'nin küresel ölçekteki gelişmelere karşı sergilediği tutumu ve dış politika stratejisini YENİÇAĞ gazetesine değerlendirdi.

"ASKERÎ MÜDAHALE BEKLEMEK GERÇEKÇİ DEĞİL"

Çin'in büyük bir ülke olduğunu ve kendine has bir jeostrateji izlediğini belirten Prof. Dr. Önal, ülkenin küresel meselelerde "pasif kalmakla" eleştirilmesini doğru bulmadığını ifade etti. İran ile ABD-İsrail arasında yaşanan gerilime değinen Önal, Çin'in bu sürece askerî bir müdahalede bulunmasının beklenemeyeceğini, nitekim İran'ın da süreç içerisinde kendi başının çaresine bakabileceğini net bir şekilde gösterdiğini dile getirdi.

"ÇİN DIŞ POLİTİKADA PİYASACI GİBİ DAVRANIYOR”

Çin'in dış politikadaki temel yaklaşımının "piyasacı" olduğuna dikkat çeken Önal, ülkenin yönetim yapısı ile küresel ekonomideki pratikleri arasındaki çelişkiyi şu sözlerle aktardı:

"Kendisi bir Komünist Parti tarafından yönetiliyor. Sosyalist bir ülke olarak tanımlanıyor ve kendisini de böyle tanıtıyor. Ancak özellikle uluslararası ekonomi söz konusu olduğunda Çin, gayet olağan bir kapitalist ülke gibi davranıyor."

"ÇİN BİR KURTARICI DEĞİL, YARATTIĞI DURUM BİR FIRSATTIR"

Çin'in Batı emperyalizmi karşısında yalnızca kendi çıkarlarına uygun adımlar atacağını ve yeri geldiğinde çıkarları doğrultusunda silahlı güç de kullanabileceğini belirten Önal, dünya halklarının Çin'den bir kurtarıcı rolü beklememesi gerektiğini vurguladı.

Önal, sözlerini şöyle tamamladı:

"Dünya halklarının iyiliğini veya anti-emperyalizm davasını, insanların emperyalizm musibetinden kurtuluşunu Çin'den bekleyemeyiz. Çin'in mevcut emperyalist sistem içerisinde yarattığı sorunlar ve karmaşıklık; insanlık, dünya işçi sınıfı ve halklar açısından bir fırsat olarak görülebilir. Fakat Çin'in kendisinden bir kurtarıcı ya da yardımcı olmasını beklemenin gerçekçi olmadığını düşünüyorum."

“ÇİN PETROLÜ HÜRMÜZ’DEN GEÇİYOR”

Çin'in dış politika anlayışının Batı dünyasından çok farklı olduğuna dikkat çeken Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Barış Adıbelli, Pekin yönetiminin kendisini doğrudan ilgilendirmeyen krizlerde taraf olmaktan kaçındığını ifade etti. İran ile olan ekonomik ilişkilere değinen Adıbelli, şu bilgileri aktardı:

"Çin, enerji ihtiyacının ve petrol alımının büyük bir bölümünü Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştiriyor ve İran petrolünün önemli bir kısmını satın alıyor. Batı dünyası İran'a en büyük desteğin Çin'den geldiğini iddia etse de Pekin yönetimi resmi düzeyde Orta Doğu'daki çatışmaların bir tarafı olmadığını ilan ediyor ve taraflara yalnızca itidal çağrısında bulunuyor."

Kamuoyunda Çin'in Basra Körfezi'ne gemi gönderdiği veya ABD ile askeri bir çatışmaya gireceği yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirten uzman, Ukrayna Savaşı’nda bile Çin’in askeri katılımına dair hiçbir kanıt bulunamadığını hatırlattı.

DIŞ POLİTİKADAKİ TEMEL KIRILMA: KORE SAVAŞI PİŞMANLIĞI

Çin'in bugünkü çekimser ve temkinli politikasının tarihsel bir arka planı olduğunu ifade eden Adıbelli, Pekin'in geçmişte yaşadığı en büyük kırılmanın Kore Savaşı olduğunu belirtti. Mao Zedong döneminde yaşanan bu tecrübenin Çin hafızasında önemli bir yer edindiğini söyleyen Adıbelli, şöyle devam etti:

"Mao, Kore Savaşı'na girilmesini hayatının en büyük pişmanlığı olarak nitelendirmiştir. Bu savaşta Mao kendi öz oğlunu da kaybetmiş, Stalin’in verdiği yardım sözünü yerine getirmemesi üzerine Çin ile Sovyetler birliği arasındaki ilişkiler de zaten bozulmaya başlamıştır. Çin yönetimi o dönemden beri 'bir kez yapılan bu hatayı tekrarlamama' ilkesiyle hareket etmektedir."

PEKİN'İN ASIL MESAİSİ İÇ PİYASA VE EKONOMİK İSTİKRAR

Barış Adıbelli, Çin’in küresel krizlerde büyük çabalar sarf etmek yerine enerjisini kendi sınırları içerisindeki yapısal sorunlara ayırdığını ifade etti. Pekin'in uluslararası toplumdaki saygınlığını korurken içeride düzeni sağlama, yoksulluk ve yolsuzlukla mücadele etme ile halkın refahını artırma hedeflerine odaklandığını belirtti.

Çin’in dış pazarlara ve küresel tüketime olan bağımlılığını azaltmak amacıyla kendi içinde güçlü bir tüketici piyasası oluşturmaya çalıştığını kaydeden Adıbelli, ülkenin toprak bütünlüğü, ulusal güvenliği ve vatandaşlarının can güvenliği doğrudan tehdit edilmediği sürece bu pasif koruma stratejisinin süreceğini sözlerine ekledi. Adıbelli son olarak, Çin'in İran ve Filistin gibi konularda BM Güvenlik Konseyinde veto hakkını kullanarak tamamen ilgisiz kalmadığını ancak askeri ve ekonomik olarak riskli adımlar atmaktan kaçındığının altını çizdi.

“ZAMAN ÇİN’İN LEHİNE İŞLİYOR”

Prof. Dr. Barış Doster ise, Çin’in zamanı stratejik olarak kullandığını vurguladı. Doster şunları söyledi:

“Çin, zamanın kendi lehine işlediğinin farkında. Ekonomik gücün, doğal ve kaçınılmaz biçimde, siyasi güce dönüştüğünü biliyor. Üretim hacminden dolayı dünyanın fabrikası olarak anılıyor. Yatırım, üretim, ithalat, ihracat, dış ticaret kapasitesi çok yüksek. ABD'nin ardından dünyanın ikinci büyük ekonomisi, satın alma gücü paritesi üzerinden yapılan hesaplarda ise dünyanın en büyük ekonomisi. Hindistan'ın ardından dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi. Avrupa'dan Afrika'ya, Latin Amerika'dan Ortadoğu'ya uzanan geniş bir coğrafyada çok sayıda ülkenin birinci, bilemediniz ikinci dış ticaret ortağı. Nükleer güç sahibi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesinden biri. Şanghay İşbirliği Örgütü'nün ve BRICS platformunun kurucularından. Kuşak ve Yol Projesi'nin ise sahibi. Dünyanın ilk 500 şirketi arasında olsun, dünyanın ilk 500 üniversitesi arasında olsun Çinli şirketlerin, üniversitelerin sayısının hızla artması, elbette önemli göstergeler. “

“GÖSTERİŞ YAPMADAN ADIM ATIYOR”

Çin’in, ABD'nin emperyalist hakimiyetindeki, hegemonya kabiliyetindeki zayıflamanın, NATO içindeki görüş ayrılıklarının, ABD'nin Avrupalı müttefikleriyle yaşadığı gerilimlerin, ABD'nin kendi içindeki toplumsal, sınıfsal fay hatlarının da farkında olduğunu vurgulayan Doster, sözlerine şu ifadelerle devam etti:

“O nedenle fazla öne çıkmadan, ketum bir politika izliyor. Bağırıp çağırmadan, gösteriş yapmadan kendi çıkarına göre adımlar atıyor. Rusya'ya da destek verdi, İran'a da destek verdi, veriyor da. İsrail'le de ilişkileri iyi, Arap ülkeleriyle de. Filistin'le de iyi Lübnan'la da. Geçtiğimiz yıllarda Suudi Arabistan - İran ilişkilerindeki normalleşme Çin'in çabaları sonucu hayata geçmişti. Çin'in İslam ülkeleriyle, Arap ülkeleriyle ilişkileri dikkat çekiyor. Türkiye'nin Almanya ve Rusya ile birlikte üç büyük dış ticaret ortağından biri de Çin.

Ekonomik, teknolojik, bilimsel gücünün, elektrikli otomobillerden ticari gemi yapımına, cep telefonlarından bankacılığa dek uzanan çok geniş bir yelpazede, Çin'e büyük bir ticaret, yatırım ve dış yardım kapasitesi sunduğu bir ortamda, ABD'nin ve Avrupa Birliği'nin yaşadıkları gerileme de, Çin'in elini güçlendiriyor. ABD'nin İran karşısında düştüğü durumun, Avrupalılarla yaşadığı gerilimin, NATO ve Avrupa Birliği içindeki tartışmaların, Çin'i fazlasıyla mutlu ettiğini unutmamak gerekiyor. “

Kaynağa Git

İlgili Haberler