40 ülkeden dansçıları AKM sahnesinde buluşturan tarihi şampiyonanın ardından tango camiasının nabzını tuttuk. Arjantin Başkonsolosluğu ve Buenos Aires Şehir Kültür Bakanlığı ortaklığında düzenlenen etkinlik vesilesiyle; Arjantin İstanbul Başkonsolosluğu Kültür ve Yatırımlardan Sorumlu Diplomatı Rodrigo López Gadano ve organizatör Luciano Brizzi ile bir araya geldik
İstanbul, 12-14 Haziran tarihleri arasında düzenlenen uluslararası bir kültür şölenine ev sahipliği yaptı. Arjantin Başkonsolosluğu, Atatürk Kültür Merkezi (AKM) ve Buenos Aires Şehir Kültür Bakanlığı ortaklığında düzenlenen “The Turkish Tango Championship 2026”, 40 ülkeden dansçıların kıyasıya mücadelesine sahne oldu. InnPark, Tango Port ve İstanbul Modern’deki elemelerin ardından, dünyanın en iyi tango dansçıları 14 Haziran Pazar akşamı Atatürk Kültür Merkezi Opera Salonu’ndaki Büyük Final sahnesindeydi.
Ünlü Arjantinli topluluk Sonder Tango Orkestrası'nın canlı müzik performansıyla eşlik ettiği Büyük Final'de, Buenos Aires Dünya Tango Şampiyonası'nın resmi ön elemesi niteliğindeki kategorilerin kazananları, Buenos Aires'te ağustosta yapılacak dünya kupasında doğrudan yarı finalde yarışma ayrıcalığını elde etti. 14 Haziran'da AKM'de düzenlenen The Turkish Tango Championship 2026 (Preliminares 2026 Tango BA) yarışmasında, Tango Escenario (Sahne Tangosu) kategorisinde Chartoriski & Yelena Odintsova, Tango de Pista (Salon Tangosu) kategorisinde ise Julia Osina & Ruslan Behtimirov birincilik ipini göğüsleyerek Arjantin vizesini aldı.

“Tangonun hamurunda göç, aidiyetsizlik ve yerini bulamama hissi var”
Atatürk, Cumhuriyet’in ilk yıllarında tangoyu modernleşmenin ve kamusal alanda kadın-erkek eşitliğinin bir sembolü olarak balolarda bizzat teşvik etti. Ulusal dansınızın modern Türkiye’nin inşasında üstlendiği bu sosyolojik rolü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’ye gelmeden önce bu tarihi biliyordum ama bunun sadece erken Cumhuriyet dönemine ait nostaljik bir detay olduğunu düşünmüştüm. Ancak buradaki milongaları, sokaktaki hayatı ve gençlerin katılımını gözlemlediğimde yanıldığımı anladım; elit bir sınıfa ait olmayan, mahalle kültürünün içine sızmış, yaşayan gerçek bir halk kültürüyle karşılaştım. Dikkatimi çeken bir diğer unsur ise şarkı sözleri oldu; Arjantin tangosu zaman, göç, aidiyet ve sosyal hafıza gibi daha geniş temaları işlerken, incelediğim Türk tangolarının daha çok aşk ve ayrılık acısı odağında şekillendiğini gördüm. Türkiye’de tangonun tarihi iniş çıkışlarla dolu olsa da, özellikle 90’lardan bu yana yaşanan son 30 yıllık dalga, İstanbul’u Buenos Aires dışındaki tartışmasız en büyük tango başkentlerinden biri haline getirdi.
Neredeyse yüz yıldır Türkiye’deki hemen her düğün, gelin ve damadın ilk dansı için La Cumparsita ile açılır. Arjantin’in bu en ünlü kültürel marşının Türk aile geleneğinin en özel anına işlenmiş olması size ne hissettiriyor?
Dünyanın bir ucunda ürettiğiniz bir şarkının, zamanı ve mekânı aşarak bambaşka bir coğrafyada insanların en mutlu gününün müziği haline gelmesi büyük bir gurur ama sosyolojik olarak tam bir bilmece. Çünkü geçmişte Arjantin, Osmanlı topraklarından çok ciddi bir göç aldı; ancak bu göç eden nüfus bugünkü anlamıyla Türkler değil, daha ziyade Hristiyan Suriyeliler ve Lübnanlılardı. Yani insan sirkülasyonu üzerinden doğrudan kurulabilecek bir bağ yok. Muhtemelen bu etkileşimin köprü noktası, o dönem her iki kültürün de kalbi olan Paris’ti. Yüzünü tamamen Batı’ya dönmüş olan genç Türkiye Cumhuriyeti, bu akımı Paris üzerinden ithal ederek kendi geleneğine ekledi.

Bugün İstanbul, Buenos Aires’ten sonra dünyanın en büyük tango başkentlerinden biri. Sizce Türk ruhunu, Arjantin tangosunun o derin tutkusuna ve melankolisine bu kadar sıkı sıkıya bağlayan şey nedir?
Kâğıt üzerinde baktığınızda, iki ülkenin toplumsal ve siyasi tarihlerini yan yana koysanız birbirine paralel ilerleyen iki kader görürsünüz; her iki ülke de tarihi boyunca ekonomik istikrarsızlıklar, siyasi çalkantılar ve askeri müdahalelerle sınandı. Daha da önemlisi, tangonun hamurunda göç, aidiyetsizlik ve yerini bulamama hissi vardır. Aynı döneme döndüğünüzde, Osmanlı’nın dağılması ve yeni Cumhuriyet’in kuruluşuyla Türkiye coğrafyası da mübadelelere ve insanların köklerinden kopup yeni bir yurt arayışına sahne oldu. İşte tüm bu sosyolojik paralel dünyalar, aradaki inanç ve coğrafya farklarını tamamen önemsizleştirerek iki halkın kalbini tangonun o melankolik ritminde birleştiriyor.

“İstanbul, dünyanın lider tango başkentlerinden biri olma yolunda”
Londra da dahil olmak üzere Avrupa genelinde birçok büyük tango etkinliği düzenlediniz; Avrupa’nın geri kalanıyla kıyasladığınızda, buradaki dans topluluğunu ve atmosferi bu kadar özel kılan ne?
İstanbul’daki bu şampiyonayı bu kadar özel kılan iki temel unsur var. İlki, olağanüstü yetenekli eğitmenler, harika organizasyonlar ve çok geniş bir dansçı kitlesine sahip olması. En önemlisi de Arjantin’de gördüğümüzle birebir aynı, çok derin bir tango tutkusu var; insanlar burada tangoyu gerçekten yaşıyor ve hissediyor. İkinci unsur ise Türkiye’nin eşsiz coğrafi konumu. Bu stratejik konum, çok farklı ülkelerden ve kültürlerden dansçıları, eğitmenleri ve tango severleri bir araya getirmek adına benzersiz fırsatlar sunuyor.
Bir organizatör olarak siz ve jüri üyeleri, dünya sahnesinde Türkiye’yi temsil etme hakkı kazanan çiftlerde tam olarak hangi özellikleri aradınız, o podyumda farkı yaratan ne oldu?
Buenos Aires’te yarışacak çiftler için kusursuz bir tekniğe sahip olmak elbette şart, ancak teknik tek başına asla yeterli değil. Jürinin ve tango severlerin asıl görmek istediği şey; hem çiftin kendi arasındaki hem de müzikle olan o samimi, gerçek bağ. Dansçılar müziği doğal bir şekilde yorumlayabilmeli ve onun tüm nüanslarını hareketleriyle dışa vurabilmeli. İki dansçı ve müzik arasındaki o bağ tamamen kurulduğunda, işte tangonun gerçek sihri o zaman ortaya çıkıyor. Bir çifti dünya sahnesinde öne çıkaran da tam olarak bu anlar.

Buenos Aires Kültür Bakanlığı ile Türkiye tango camiası arasındaki bu ortaklığın geleceğine dair nihai vizyonunuz nedir? Buradan sonraki adımınız ne olacak?
İstanbul tango topluluğunun kaydettiği olağanüstü gelişme ve bu şehrin Türkiye’nin dört bir yanından çektiği muazzam yetenek havuzu göz önüne alındığında, İstanbul’un dünyanın lider tango başkentlerinden biri olma yolunda hızla ilerlediğine inanıyoruz. Temennimiz; Türkiye ve Arjantin’i doğrudan birbirine bağlayan bu büyük yıllık etkinliği sürdürerek, hem İstanbul’un küresel bir tango merkezi olarak konumunu daha da güçlendirmek hem de Türk tangosunun Arjantin’deki görünürlüğünü artırmak.