Avrupa kavurucu sıcak hava dalgalarıyla mücadele ederken, yeni bir analiz sıcaklığın yalnızca termometrede görünen bir rakamdan ibaret olmadığını ortaya koydu. ABD merkezli iklim araştırma kuruluşu Climate Central tarafından hazırlanan çalışma, insan vücudunun kendini soğutmasını zorlaştıran ‘tehlikeli nemli sıcak günlerin’ son yarım yüzyılda sessizce katlanarak arttığını gösteriyor.
ÖNE ÇIKAN BULGULAR DÜŞÜNDÜRÜCÜ
Araştırmada önce çıkan detaylar ise şöyle;
* 1970’ler ile 2016-2025 arasındaki son 10 yıl karşılaştırıldığında, yüksek nemli, tehlikeli sıcak günlerin sayısının küresel olarak iki katından fazla arttığı ve ortalama 10 günden 23 güne çıktığı görülüyor.
* Analiz edilen 961 şehrin 665’inde (yüzde 69), tehlikeli ölçüde nemli sıcak günlerin sayısında artış yaşandı. Son 10 yılda bu sayı, yılda ortalama 46 gün arttı.
* Ayrıca bir yıl içinde yaşanan tehlikeli ölçüde nemli sıcak günlerin sayısı, 1970’lere kıyasla 6 kat daha yüksek.
‘ANALİZDE SADECE SICAKLIK ARTTI DENMİYOR, KRİTİK NOKTALAR DA VAR’
Bu analizin son yıllarda iklim biliminde giderek güçlenen bir bulguyu çok somut biçimde ortaya koyduğunu söyleyen Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, “Tehlikeli nemli sıcak günlerinin sayısı 1970’lerden bu yana küresel ortalamada yılda 10 günden 23 güne çıkmış durumda. Yani yarım yüzyılda bu günler ikiye katlanmaktan daha fazla artmış. Analizin en kritik tarafı şu: Climate Central yalnızca ‘sıcaklık arttı’ demiyor, bu artışın yaklaşık üçte ikisinin doğrudan insan kaynaklı iklim değişikliğine bağlanabileceğini de gösteriyor” dedi.
“Benim için bu tablonun asıl çarpıcı yanı, ölçütün sıradan hava sıcaklığı değil, insan vücudunun gerçekten hissettiği yük olması” diyen Doç. Dr. Yavaşlı, “Bu, meseleyi soyut bir istatistik olmaktan çıkarıp doğrudan halk sağlığı alanına taşıyor. Aşırı sıcaklar 2000’li yıllardan bu yana dünya genelinde çeyrek milyondan fazla cana mal oldu. Yani burada konuştuğumuz şey bir konfor meselesi değil, ölümcül bir risk” ifadelerini kullandı.
TEHLİKELİ NEMLİ SICAK GÜNLER DÜNYADA HANGİ BÖLGELERDE YOĞUNLAŞIYOR?
En keskin artışların nemli tropikal bölgelerde görüldüğünü söyleyen Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, “Bunun nedeni de basit. O bölgeler zaten yüksek nem ve sıcaklığa sahip oldukları için tehlikeli eşiğe çok yakın konumdalar. Küçük bir ısınma bile onları sınırın üzerine taşımaya yetiyor. Güney ve Güneydoğu Asya, Basra Körfezi çevresi, Orta ve Batı Afrika’nın bazı kesimleri bu açıdan dünyanın en kırılgan bölgeleri arasında” dedi.
Ancak son bir haftadır Avrupa’daki sıcak hava dalgasıyla Climate Central’ın nem analizinin birbirine karıştırılmaması gerektiğini de ifade eden uzman isim, şöyle devam etti:
“Avrupa’yı kavuran sıcaklar, Sahra’dan gelen ve bir ‘ısı kubbesi’ altında kıtanın üzerine kilitlenen görece kuru bir hava kütlesinden besleniyor. Yani buradaki asıl sürücü yüksek nem değil, kuru ama aşırı yüksek sıcaklığın günlerce sürmesi ve gecelerin bile serinlememesi. Nem faktörü asıl olarak Akdeniz, Adriyatik ve nehir kıyısı kentlerinde devreye giriyor. Dolayısıyla iki olgu da gerçek ve ikisi de iklim değişikliğinin izini taşıyor, ama farklı mekanizmalarla işliyorlar. Birini diğerinin yerine koymak bilimsel olarak yanıltıcı olur.”
Türkiye’nin bu tablonun tam da ortasında yer aldığını söyleyen Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, “Bizim durumumuzu özellikle karmaşık kılan bir coğrafi gerçek var. Türkiye aynı anda iki farklı türde sıcak tehdidine maruz kalıyor. Bir tarafta Güneydoğu Anadolu’nun kuru ama aşırı yüksek sıcaklıkları var. Geçen yaz Silopi’de ölçülen 50,5 derece bunun en uç örneği. Diğer tarafta ise kıyı bölgelerimizin asıl sinsi tehdidi var: nem” şeklinde konuştu.
-- Bu bölgelerde yaz aylarında hava sıcaklığı çoğu zaman 33-35 derece civarında kalır, yani Güneydoğu’daki gibi 45-50 dereceleri görmeyiz. İlk bakışta bu daha güvenli gibi görünür. Oysa bu bölgelerde deniz kaynaklı nem çok yüksek olduğu için, vücudun hissettiği gerçek yük, yani yaş termometre değeri, çok daha tehlikeli seviyelere ulaşabilir.
-- İstanbul, İzmir, Antalya, Mersin gibi kentlerde 33 derece ve yüksek nem, Güneydoğu’daki kuru 42 dereceden insan fizyolojisi açısından daha zorlayıcı olabilir. Üstelik bu kentler aynı zamanda nüfusun en yoğun olduğu, betonlaşmanın en fazla olduğu ve kentsel ısı adası etkisinin en güçlü hissedildiği yerler. Bu da geceleri serinleyememe sorununu derinleştiriyor. Önümüzdeki günlerde nemi daha sert hissetmemiz mümkün.
‘KARADENİZ KIYILARI BİRAZ DAHA FARKLI, BEKLENMEDİK BİR KIRILGANLIK GÖSTEREBİLİR’
“Karadeniz kıyıları ise biraz daha farklı bir durumda. Bu bölge tarihsel olarak yüksek nemli ama ılıman sıcaklıklara sahipti” diyen Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, “Ancak burada da nem zaten yüksek olduğu için, sıcaklıktaki görece küçük artışlar bile yaş termometre değerlerini hızla yukarı çekebilir. Yani Karadeniz, geçmişte aşırı sıcak stresine pek alışkın olmayan, dolayısıyla altyapısı ve toplumsal hazırlığı bu riske göre şekillenmemiş bir bölge olarak, önümüzdeki dönemde beklenmedik bir kırılganlık gösterebilir” dedi.
Önümüzdeki yıllara dair tablonun net olduğunu söyleyen uzman isim, “Akdeniz Havzası, dünyanın küresel ortalamadan daha hızlı ısındığı bir ‘iklim değişikliği sıcak noktası’ olarak tanımlanıyor ve Türkiye bu havzanın merkezinde. Bu, kıyı bölgelerimizde nemli sıcak günlerin sayısının önümüzdeki on yıllarda artmaya devam edeceği anlamına geliyor. Asıl mesele, kıyı kentlerimizin bu tehdidi henüz yeterince ciddiye almaması. Çünkü termometre 35 dereceyi gösterdiğinde kimse alarma geçmiyor, 35 derecenin nemle birleştiğinde ne kadar tehlikeli olabileceği yeterince bilinmiyor” ifadelerini kullandı.
Haber Bültenleri ve E-Posta Tercihleri