İstanbul Büyükşehir Belediyesine (İBB) yönelik yürütülen soruşturma kapsamında tutuklu yargılanan MEDYA AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in mahkemedeki savunmasında çıplak aramaya maruz kaldığı ve çocukları üzerinden tehdit edildiğine dair ifadeleri, çıplak arama tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Türker, 9 Haziran’da görülen duruşmada, gözaltına alındıktan sonra götürüldüğü İstanbul Emniyet Müdürlüğünde bir kadın polis tarafından çıplak aramaya maruz bırakıldığını anlattı, “İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor” dedi. Türker’in açıklamalarının ardından insan hakları örgütleri, uzun yıllardır gündeme getirdikleri çıplak arama uygulamasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
98 başvurudan 74’ü çıplak aramaya maruz kaldı
Evrensel’e konuşan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı ve Cinsel Şiddete Karşı Hukuki Yardım Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Jiyan Tosun, çıplak aramanın yaygın bir uygulama olmaya devam ettiğini söyledi. Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosunun 2025 yılı verilerini paylaşan Tosun, “2025 yılında kasım ayına kadar 98 kadın ve trans kadınla birebir görüşerek başvuru aldık. Bunların 74’ü çıplak aramaya maruz kaldığını ya da çıplak arama dayatıldığını belirtti. Bu veri, uygulamanın ne kadar yaygın olduğunu gösteriyor” dedi.
İBB soruşturması sonrasında konunun yeniden görünür hale geldiğini ifade eden Tosun, “Biz yıllardır kadınlarla çalışıyoruz. Adli ya da siyasi ayrımı olmaksızın birçok kadına çıplak arama uygulandığını ya da uygulanmaya çalışıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz” diye ekledi.
‘Psikolojik tahribat yaratıyor’
Çıplak aramanın yalnızca bir güvenlik tedbiri olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Tosun, “Biz çıplak aramayı kişinin ruhsal bütünlüğüne zarar veren, cinsel şiddet boyutuna varan bir işkence olarak değerlendiriyoruz” dedi. Diğer işkence biçimlerinden farklı olarak çıplak aramanın vücutta görünür iz bırakmadığını belirten Tosun, bunun, uygulamanın işkence niteliğini ortadan kaldırmadığını söyledi. Tosun, “Fiziksel iz bırakmıyor olabilir ancak kişiler üzerinde ciddi psikolojik tahribat yaratıyor. Bu yönüyle bir yıldırma ve sindirme politikası olarak kullanılıyor” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de işkence yöntemlerinin zaman içerisinde değiştiğini söyleyen Tosun, “Eskiden daha çok fiziksel şiddet biçiminde karşımıza çıkan işkence, bugün ruhsal bütünlüğü hedef alan yöntemlerle sürdürülüyor. Çıplak arama da bunun örneklerinden biri” dedi.
Son yıllarda çıplak arama başvurularında artış görülmesinin uygulamanın yeni ortaya çıkmasından değil, farkındalığın yükselmesinden kaynaklandığını belirten Tosun, “Kadın hakları ve LGBTİ+ hakları alanındaki bilinçlenme ile birlikte çıplak arama daha görünür hale geldi. Eskiden daha çok saklanan ya da dile getirilmeyen bir konu iken bugün kadınlar yaşadıklarını anlatma konusunda daha istekli davranabiliyor” dedi. Ancak halen birçok kadının yaşadıklarını açıklamakta zorlandığını belirten Tosun, buna rağmen kadınların maruz kaldıkları uygulamanın niteliği konusunda daha fazla farkındalık geliştirdiğini söyledi.
‘Ruhsal tahribat yıllarca sürüyor’
Tosun, görüştükleri kadınların yaşadıkları psikolojik etkilerin yıllar boyunca sürdüğünü anlattı. Mardin’de gözaltına alınan bir kadının sözlerini aktaran Tosun, “Bana, ‘Darp izleri geçer ama beni çırılçıplak soydular. Bunu unutamıyorum, rüyalarıma giriyor’ demişti. Bu, çıplak aramanın kişinin ruhunda yarattığı tahribatı çok iyi anlatıyor” ifadelerini kullandı.
‘Cezasızlık başvuruların önündeki en büyük engel’
Çıplak aramaya maruz kalan kadınların şikayet mekanizmalarına erişimde ciddi sorunlarla karşılaştığını dile getiren Tosun, en büyük sorunun delillendirme ve cezasızlık olduğunu ifade etti. “Çıplak arama nedeniyle yapılan şikayetlerde dava açıldığına çok nadir tanık oluyoruz” diyen Tosun, soruşturmalarda çoğunlukla mağdur beyanının tek başına yeterli görülmediğini ve kovuşturmaya yer olmadığı kararları verildiğini belirtti. Bu durumun kadınlarda sonuç alınamayacağı yönünde güçlü bir kanaat yarattığını söyleyen Tosun, buna rağmen her başvurunun önemli olduğunu vurgulayarak, “Sonuç alınmasa bile yapılan her başvuru uygulamanın yaygınlığını ortaya koyacak veri oluşturur ve bu işkence türüne karşı mücadeleyi güçlendirir” dedi.
‘İlk andan itibaren tutanaklara geçirilmeli’
Çıplak aramaya maruz kalan kişilerin ilk andan itibaren yaşadıklarını kayıt altına almasının önemine dikkat çeken Tosun, gözaltı sırasında düzenlenen arama tutanaklarına itirazların yazdırılması gerektiğini söyledi.
Bunun mümkün olmaması halinde ise avukat huzurunda verilen ifadelerde uygulamanın tüm ayrıntılarıyla anlatılmasını öneren Tosun, “Elimizde çoğu zaman yalnızca kişinin beyanı oluyor. Bu nedenle ilk aşamada yazılı kayıt oluşturulması son derece önemli” dedi.
‘Yaygın bir uygulama olarak yapılıyor’
Mevzuatta arama yapılmasına ilişkin düzenlemeler bulunduğunu ancak bunun ölçülülük ilkesine uygun olması gerektiğini belirten Tosun, cezaevi girişlerinde x-ray cihazı ve dedektörlerle arama yapılabileceğini söyledi. Kişilerin tamamen ya da yarı çıplak bırakılarak aranmasının ancak somut ve makul bir şüphe durumunda başvurulabilecek istisnai bir yöntem olması gerektiğini ifade eden Tosun, “Türkiye’de ise bunun istisna olmaktan çıkıp yaygın bir uygulama haline geldiğini görüyoruz” dedi.
Birleşmiş Milletler Mandela Kuralları başta olmak üzere uluslararası insan hakları belgelerinin aramaların kişinin onurunu ve mahremiyetini zedelemeyecek şekilde yapılmasını öngördüğünü hatırlatan Tosun, “İşkenceyi yasaklayan uluslararası sözleşmeler açısından bakıldığında çıplak aramanın kabul edilmesi mümkün değildir” diye konuştu.
EMEP İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros:
Kadınlara yönelik çıplak arama bir baskı ve yıldırma aracıdır
Emek Partisi İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros da çıplak aramanın hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğini belirtti. Barbaros, “Saray iktidarının her türden demokratik hakka yönelik saldırıları arşa çıkıyor. Bunun karşısında mücadele eden, muhalif olan kesimler ise her türden baskı aracıyla susturulmaya ve sindirilmeye çalışılıyor. Bu baskı araçlarından biri olan çıplak arama uygulaması, mücadeleci kadınlar üzerinde baskı, aşağılama ve yıldırmanın bir yolu olarak kullanılıyor” dedi.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının Türker’in açıklamalarının ardından yaptığı ve uygulamanın mevzuata uygun olduğunu savunan açıklamasını eleştiren Barbaros, “Saray iktidarı ve onun yargısı, kadınlara çıplak arama yapmaktan, aile on yılı etrafında dillerinden düşüremedikleri ‘çocuklar’ ile tehdit etmekten geri durmuyor. İnsan onurunu hedef alan bu uygulamalar hakkında etkili soruşturmalar yürütmek yerine, sorumlular korunuyor. Özellikle kadınlara yönelik uygulanan çıplak arama; beden bütünlüğüne, mahremiyet hakkına ve insan onuruna yönelik ağır bir saldırıdır, bir cinsel işkencedir. Kadınları aşağılamayı ve sindirmeyi amaçlayan bu uygulamaların hiçbir meşruiyeti yoktur. Bu tür bir işkenceyi ‘mevzuata uygun’ diyerek aklamaya çalışanlar da bu suçun önünü açanlardandır” diye konuştu.
Fatoş Pınar Türker’in beyanlarının, derhal ve ciddiyetle soruşturulması gerektiğinin altını çizen Barbaros, “Yapılması gereken, sorumluları koruyan açıklamalar değil, tüm sorumluların açığa çıkartılması ve yargılanmasıdır. Çıplak arama uygulamalarına son verilmeli, bu uygulamaları gerçekleştiren ve talimatını veren tüm sorumlular hakkında etkili soruşturmalar yürütülmeli ve yargı önüne çıkartılmalıdır. Kadınlar, insan onurunu hedef alan, cinsel işkence niteliği taşıyan baskı ve sindirme politikalarına boyun eğmeyecekler. Çıplak aramayı, işkenceyi, kötü muameleyi ve her türlü hak ihlalini gerçekleştiren Saray iktidarına karşı mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz” dedi.