Ana içeriğe geç

100. yılında Giritli Şevki ve İzmir suikastı

Dr. Ahmet Mehmetefendioğlu, İzmir Suikastı'nı ihbar ederek Cumhuriyet tarihinin akışını değiştiren Giritli Şevki'nin bilinmeyen yaşam öyküsü ve suikastı neden ihbar ettiğini, yeni belge ve tanıklıklarla kaleme aldı.

100. yılında Giritli Şevki ve İzmir suikastı
Odatv
16

15 Haziran 1926 tarihinde Giritli Şevki’nin ihbarı ile başlayan İzmir Suikastı Davası, cumhuriyet dönemi Türk siyasal hayatının en önemli davalarının biridir. Haziran ayı içerisinde başlayan yargılamalar, aynı yılın temmuz ayı içerisinde sonuçlanmış ve dosya kapanmıştır.

Ancak davanın kapsamı, siyasal sonuçları ve verilen kararların içeriğine ilişkin tartışmalar; günümüzde dahi devam etmektedir. İstiklal Mahkemeleri’nin yargılama yöntemleri ve adalet anlayışı üzerinden başlatılan tartışmalar, Milli Mücadele sürecine ve Cumhuriyet’in temellerine kadar uzanan geniş bir tartışmanın konusudur.

İzmir Suikasti Davasının en önemli kişisi ise, suikastı ihbar u suikast girişiminieden Giritli Şevki’ydi. Hakkında çok az şey bilinen hatta böyle bir insanın olmadığı bile iddia edilirken Giritli Şevki Bey bu suikast girişimini neden ihbar etti?

Dr. Ahmet Mehmetefendioğlu İzmir Suikastını ihbar eden Giritli Şevki’nin bilinmeyen hayatını yeni bilgi ve belgelerle yazdı.

KİMDİR BU GİRİTLİ ŞEVKİ

İzmir Suikastı davasının kilit isimlerinden biri olan Mehmet Şevki Bey, 1874 tarihinde Girit’de doğmuştur. Annesi Kamile Hanım, babası Arif Bey’dir. Hanyalı Beşirakiler sülalesine mensup olan Mehmet Şevki Bey ve ailesi, İkinci Meşrutiyet döneminin ilk yıllarında İzmir’e yerleşmişti. Girit’te sünger avcılığı, balıkçılık ve ticaretle uğraşan Beşiraki ailesinin oldukça varlıklı olduğu ve kalabalık bir nüfusa sahip olduğu bilinmektedir. İzmir Karşıyaka’ya yerleşen aile, Girit’te gerçekleştirdiği ticari işlerini İzmir’de de devam ettirmiş ve deniz ticareti ile hatırı sayılır bir zenginliğe sahip olmuştur. Ailenin bir dönem süngercilik, balıkçılık ve nakliyat işinde çalışan altı gemilik bir filoya sahip olduğu bilinmektedir.

Üç erkek ve bir kız kardeşe sahip olan Şevki Bey, ilk evliliğini Girit’te Neriman Hanım ile yapmış ve bu evlilikten Mahinur ile Neriman adında iki kız çocuk sahibi olmuştur. İlk eşinin vefat etmesi üzerine Çerkes Ethem’in akrabalarından Leman Hanım ile ikinci evliliğini yapan Şevki Bey’in bu beraberlikten de Mehmet adında bir oğlu olmuştur. 1925 yılında doğan Mehmet’e ileride Erdoğdu ismini veren Gazi Mustafa Kemal, aileye Ataca soyadını verecektir.

İzmir İdadisi mezunu olduğu bilinen ve başta Rumca olmak üzere beş dil bilen Şevki Bey, sert mizacı ve kabadayı ruhu ile tanınmaktadır. Bir dönem İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Girit’teki örgütlenmesinde görev almıştır. Ailesi tarafından modayı yakından takip eden, lüks yaşamayı seven ve çapkın biri olarak tanımlanan Giritli Şevki Bey’in yaşam tarzı nedeniyle oldukça maceralı ve inişli çıkışlı bir hayatı olmuştur. Kendisinin yakın çevresinde ‘Şevki Kaptan’ ve ‘Giritli Şevki’ lakapları ile tanındığı bilinmektedir.

Ege sahillerinde ve adalar çevresinde sürdürdüğü ticari faaliyetleri sayesinde oldukça geniş bir çevre edinen, bu bölgede demir atmadığı koy, ayak basmadığı iskele kalmadığı söylenen Şevki Bey’in bu bilgisini ve deneyimini haber alma ve diğer emniyet hizmetlerinde kullanmış olması ihtimal dahilindedir.

Mütareke dönemi içerisinde İzmir havalisinde yaşamını sürdürmeye devam eden Şevki Bey, İzmir’in işgal edilmesinin ardından Kuvayı Milliye örgütlenmesi içerisinde yer almıştır. Milli Mücadele komutanlarından Kazım Özalp anılarında 18 Mayıs 1919’da Menemen’de oluşturulan ilk müfrezelerden birinin öncüleri içerisinde Giritli Şevki’nin ismini anmaktadır.

“GÖRDÜN, BU KADAR HİZMET ETTİK, BİR ŞEY OLAMADIK. TAKDİR OLUNMADIK”

Giritli Şevki’nin İzmir suikastı girişimi ile olan ilişkisi, 13 Haziran 1926 Pazar akşamı Karşıyaka Yalı Caddesi’nde bulunan 3 numaralı evinin kapısının çalınması ile başlamıştır. Kapısını çalan eski dostu Edip Bey’dir. Edip Bey ya da yaygın olarak bilinen adı ile Sarı Edip Efe, İzmir Liman İşletmesi’nde müfettiş olarak çalışan emekli bir zabittir. İkinci Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önde gelen fedailerinden olan Edip Bey, Birinci Dünya Savaşı sırasında İzmir ve havalisinde jandarma komutanlığı yapmış ve mütareke döneminin ardından Yunan İşgalinin ilk günlerinde Batı Anadolu’daki Kuvayı Milliye örgütlenmesinin önde gelen üyeleri arasında yer almıştır.

13 Haziran Pazar akşamı Karşıyaka’da gerçekleşen buluşmanın arka planında silah arkadaşlığına dayanan bir geçmiş ve dostluk vardır. Akşam saat 9 sularında oturdukları rakı sofrasında derin bir sohbete dalan eski dostlar, bir süre çiftlik işlerinden bahsetmişlerdir. Gecenin ilerleyen saatlerinde konu suikast girişimine gelmiştir. Sıkıntılı görünen Sarı Edip Efe; “Gördün, bu kadar hizmet ettik, bir şey olamadık. Takdir olunmadık” diyerek söze başlamıştı. Şevki bu sözlere şaşırmamıştı, zira Sarı Efe’yi tanıyan pek çok insan onun bu konuşmalarına alışıktı. Ancak hemen devamında söylediği sözler alışılageldik değildi: “Muntazam ve esaslı bir teşkilatımız var. Hükümeti devireceğiz. Birçok arkadaşlar bizden bir işaret bekliyorlar. İşin başına kendimiz geçelim. Dün Ankara’dan eski bir mebus da geldi. Söz verirsek yarın aksam İdris’in bahçesinde toplanalım. Sen de teşkilatımıza dâhil ol”. Böylelikle Giritli Şevki’de, İzmir suikastı girişimine dahil olmuştur.

İZMİR’DE SUİKAST PLANI HAZIRLIKLARI

Sarı Edip Efe’nin kendisini ziyaret etmesinden bir gün sonra, 14 Haziran Pazartesi günü akşam saat 8 sularında Karşıyaka’da İdris’in çiftliğine giden Giritli Şevki, burada Ziya Hurşit, Çopur Hilmi ve Sarı Edip Efe ile birlikte kurulan rakı sofrasında sohbete başlamıştı. Daha çok Ziya Hurşit konuşuyor, Sarı Edip Efe ise onu onaylıyordu. Memleketin felakete sürüklendiğinden ve Gazi Mustafa Kemal’in mutlaka öldürülmesi gerektiğinden söz ediyorlardı. Bu konuşmaların hemen ardından söz suikast konusuna gelmişti. Hemen söze giren Sarı Edip Efe; edindiği bilgilere göre Çeşme yolundaki önlemlerin arttırıldığını dolayısıyla burada bir eylem gerçekleştirmenin mümkün olmadığını belirterek suikast için daha elverişli olduğunu düşündüğü Kemeraltı’nı öneriyordu.

BOZDAĞ İSMİNDEKİ TEKNE İLE SAKIZ ADASI'NA KAÇACAKLARDI

Yeni plana göre suikastın Başoturak’la, Yemiş Çarşısından gelen caddelerin Kemeraltı’nda Hükümet Caddesi ile kavuştuğu noktada yapılmasına karar verilmişti. Üç yolun kesişme noktası olan bu mevkiden geçen otomobil süratini yavaşlatacağı için hedefin kurtulma olasılığı oldukça düşecekti. Bu yolun köşesinde yer alan bir tuhafiyeci dükkânının sahibi olan Nuri adlı şahsın Çopur Hilmi’nin akrabası olması dolayısıyla olay günü Hilmi diğer tetikçilerden Laz İsmail ve Gürcü Yusuf’u dükkânın içerisinde saklayabileceklerini düşünmüştü. Plana göre; Gazi Mustafa Kemal’in caddeden geçiş saatine kadar dükkânın içerisinde saklanan Laz İsmail ve Gürcü Yusuf, arabanın görülmesiyle birlikte dükkândan çıkarak önce bombalar sonra da tabanca ile çapraz ateşe başlayacaklardı.

Kurulan ölüm kapanından kurtulan olur ise, bu kez devreye yolun ilerisinde bekleyen Ziya Hurşit ve Çopur Hilmi girecekti. Her şey olup bittikten sonra suikastçılar yolun aşağısında Baki Bey’in yazıhanesi önünde bekleyen bir otomobil ile Karşıyaka’ya giden vapurların hareket ettiği iskeleye gelecekler, vapura binerek Karşıyaka’ya geçecekler ve Giritli Şevki’nin tedarik edeceği Bozdağ isimli motor ile Sakız Adası’na kaçacaklardı.

GİRİTLİ ŞEVKİ SUİKASTI İHBAR EDİYOR

14 Haziran akşamı Karşıyaka’da İdris’in bahçesinde yapılan toplantıda alınan kararlara rağmen Giritli Şevki Bey, vicdani bir rahatsızlık içerisindedir. Planlanan suikastın başarıya ulaşma şansının çok yüksek olacağını düşünen Giritli Şevki, bir yandan ilgili makamlara bu durumu bildirmeyi düşünürken, öte yandan da Sarı Edip Efe’nin kendisine yönelttiği Başvekilden tutun da İzmir valisi Kazım Paşa’ya varıncaya kadar bütün paşaların ve mebusların bu girişimden haberdar olduğu ve şayet boşboğazlık edecek olursa bunu hayatıyla ödeyeceği tehdidinin gerçekliğini düşünmektedir. Bu açmaz içerisinde son kararını veren Giritli Şevki, erkenden Karşıyaka tren istasyonuna giderek burada memur olan bir yakınını görmüş ve Gazi Mustafa Kemal’in o gün gelmeyeceğini öğrenerek suikast girişimini ihbar etmeye karar vermişti.

FİKRİ ALTAY’IN TANIKLIĞI

15 Haziran 1926 salı günü gerçekleşen bu olayların bir şahidi de, Fahrettin Altay Paaşa’nın kardeşi Fikri Altay’dır.İzmir Liman İşletmeleri’ndeki yazıhanesini, aynı kurumda müfettiş olarak görev yapan Sarı Edip Efe ile paylaşan Altay, başta Giritli Şevki olmak üzere pek çok arkadaşı Efe’yi sık sık ziyarete geldiği için, o sabah saat 10’da Şevki ve Efe’yi baş başa konuşurken gördüğünde durumu yadırgamamıştır. Olağan bir günün sıradan olaylarına tanıklık ettiğini düşündüğü bu anların aslında İzmir Suikastını ortaya çıkaracak önemli bir dönüm noktası olduğunu çok sonra anlayacaktır. Sabah gerçekleşen ve uzun süren bir görüşmenin ardından, Giritli Şevki’yi uğurlayan ve İdare’deki amiri Fikri Altay’dan acil bir işi olduğu bahanesiyle saat 12’de kalkacak vapur ile İstanbul’a gitmek için izin isteyen Efe’nin yola çıkmasının ardından saat 15’te tekrar yazıhane’ye gelen Giritli Şevki, Efe’nin kendisine haber vermeden İstanbul’a gittiğini öğrenmiştir. Bu anın görgü tanığı Fikri Altay, Giritli Şevki’nin yaşadığı şoku şöyle anlatmaktadır; “… Sarardı sarsıldı şöyle kapıya dayandı. Ne vakit diye sordu. Senden sonra hemen gitti Mahmut Şevket Paşa Vapuruna yetişti dedim. Şöyle 2-3 dakika sendeledi düşündü ve yavaş yavaş ayrıldı”.

“VİCDANIM, GAZİ’NİN GÖZ GÖRE ÖLDÜRÜLMESİNE KAİL OLMADI; NE YAPAYIM”

Giritli Şevki, Sarı Edip Efe’nin kendisinden habersizce İstanbul’a gittiğini öğrenince, önceden tanıdığı ve güvendiği bir polis amiri olan Mehmet Ali Bey’e ulaşarak suikast girişimini ihbar etmiştir. Şevki, yaşadığı vicdani muhasebeyi daha sonra şu sözlerle ifade edecektir: “Vicdanım, Gazi’nin göz göre öldürülmesine kail olmadı; ne yapayım”.

Durumun bir ihbar mektubu ile Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya bildirilmesinin ardından araştırmalara başlayan İzmir Valisi Kazım Paşa, ilk olarak Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal’in İzmir ziyaretini ertelemesini istemiştir. Zaman geçtikçe durumun hassasiyeti ve vahametinin iyice ortaya çıkmaya başlamış, olayın tüm boyutlarıyla aydınlatılabilmesi ve soruşturmanın salahiyeti için ilgili makam ve kişilerin bilgisi dışında gizli tutulmasına karar verilmiştir.

Hükümet tarafından resmi bir duyuru yapılmadığı için, henüz suikast girişimi hakkında kamuoyunun bilgisi yoktu sadece Gazi Mustafa Kemal’in yakın çevresi durumu biliyordu. 16 Haziran Çarşamba akşamı Naim Palas Oteli’nde toplanan gazeteciler, sıkı güvenlik önlemlerinden ve hareketlilikten olağanüstü bir durumun olduğunu anlamışlardı ancak bilgi sahibi değillerdi. O gece geç saatlerde basın mensuplarının yanına inen Reisi-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal’den suikast girişimini öğrenen gazeteciler oldukça şaşırmışlardı.

GİRİTLİ ŞEVKİ’NİN BASINA AÇIKLAMASI

Dönemin İzmir basınının genç muhabirlerinden olan Ahmet Cemaleddin Bey (Saraçoğlu), o gece Naim Palas Otelinde öğrendiği suikast teşebbüsü ile yakından ilgilenmişti. Gazetecilik içgüdüsü ile ihbarcının kimliğini öğrenmek için çaba harcayan Saraçoğlu yakın arkadaşı İsmail Hakkı (Ocaktan) Bey’e yönelttiği “Sahi ya! Sen bu Giritli Şevki Bey’i tanır mısın?” sorusunun akabinde, suikastın gizemli ihbarcısı Giritli Şevki’nin peşine düşmüştü.

17 Haziran Perşembe sabahı Giritli Şevki’yi bulmak ve onunla bir mülakat yapmak için harekete geçen genç gazeteciler ilk olarak Karşıyaka’ya giderek Şevki Bey’in izini sürmüşler ve nihayetinde evine ulaşmışlardır. Giritli Şevki’nin o gece eve gelmediğini öğrenmeleri üzerine İzmir’e dönerek arayışlarına devam etmişler ve öğleden sonra kendisine ulaşarak bir mülakat yapmayı başarmışlardır.

Ahmet Cemaleddin Saraçoğlu o güne dair izlenimlerini şu ifadelerle aktaracaktı; “Giritli Şevki Bey, orta boy ve yaşta beyaz tenli, kesik siyah bıyıklı, fevkalade temiz giyinmiş, papyon boyun bağlı ve ipek gömlekli bir zattı. Demevi mizacı, simasının kırmızıya çalan renginden anlaşılıyordu. Belli belirsiz bir Giritli şivesi ile fakat muntazam konuşuyordu”. Başlangıçta suikast girişimi hakkında fazla bilgi vermek istemeyen Giritli Şevki, genç muhabir Ahmet Cemaleddin’in de Giritli ve dahası Hanyalı olduğunu öğrendikten sonra, tüm bildiklerini detaylı olarak anlatmıştır.

20 Haziran tarihli röportajın yayınlanmasının ardından, İzmir basını da karışmıştır. 23 Haziran tarihli Hizmet Gazetesi’nde yer alan bir haberde suikastı hükümete ihbar ettiği söylenen Giritli Şevki’nin tutuklandığı bilgisi yer almaktadır. Ertesi gün yayınlanan Anadolu Gazetesi’nde ise Hizmet Gazetesi’nin haberi yalanlanmış ve Şevki Bey’in suikast girişimini haber vermek suretiyle memlekete ne büyük bir hizmette bulunduğunun altı çizilmiştir.

İstiklal Mahkemesi’nin İzmir duruşmaları böylesine karmaşık bir atmosfer içinde, 26 Haziran 1926 Cumartesi günü Elhamra Sineması’nın salonunda başlamıştır. Milli Mücadele komutanlarından, İttihatçı Nazırlara kadar uzanan geniş bir yelpazede pek çok ismin şüpheli ve sanık sıfatıyla İstiklal Mahkemesi Heyetinin önüne çıktığı duruşmalar kamuoyunda yoğun ilgi ile takip edilmiştir

GİRİTLİ ŞEVKİ MAHKEME HUZURUNDA

Yargılamalar sırasında en çok dikkati çeken nokta, ihbarı ile suikast girişimini ortaya çıkarmış olan Giritli Şevki Bey’in 20 Haziran 1926 tarihinde yayınlanan röportajın ardından ortadan kaybolmasıdır. Ahmet Cemaleddin Saraçoğlu’nun aktardığına göre bu kayboluş hakkında şehirde çeşitli dedikodular dolanmaya başlamıştır. Fısıltı gazetesine kulak verilecek olursa; Giritli Şevki’nin koruma altında tutulduğu, yurt dışına kaçırıldığı hatta öldürüldüğü hakkında çok çeşitli rivayetler söz konusudur

Giderek artan bu dedikodular, nihayet 11 Temmuz 1926 tarihli duruşma gününde son bulmuştur. Gözler o gün, ortaya çıkan ve İstiklal Mahkemesi heyeti önünde ifade veren Giritli Şevki Bey’in üzerindedir. Duruşma sırasında mahkeme heyetinin yönelttiği sorulara açık ve net cevaplar veren Giritli Şevki, 13 Haziran Pazar akşamından 15 Haziran Salı günü öğleden sonraya kadar yaşadıklarını tüm detaylarıyla anlatmıştır. Sanığa ilk olarak Sarı Edip Efe ve Çopur Hilmi ile olan ilişkisi sorulmuş, ardından pazartesi günü İdris’in bahçesinde yapılan planlar hakkında bilgisine başvurulmuştur.

Giritli Şevki Bey ifadesinde; suikast girişimini öğrendikten sonra eyleme katılmak istemediğini ancak Sarı Edip Efe’nin ısrarı sonucunda toplantıya katılmış bulunduğunu belirtmiştir. Olaydan uzun zaman önce Sarı Efe tarafından Salihli’de kendisine emanet edilen bombaları yine Sarı Efe’nin arzusu doğrultusunda Çopur Hilmi’ye teslim etmek zorunda kaldığına değinmiştir. Ziya Hurşit ve Sarı Efe tarafından kendilerine yapılan telkinlerde, suikast işinin içinde başta İsmet Paşa olmak üzere üst düzey devlet adamları ve paşaların olduğunu bilgisi nedeniyle olayı hemen bildirmekten korktuğunu ancak Gazi Paşa’nın o gün gelmeyeceğini öğrendikten sonra cesaretini toplayarak ilgili makamlara bilgi verdiğinin altını çizmiştir. İhbarın ardından salı akşamı yapılan toplantıya İzmir Valisi Kazım Paşa’nın bilgisi dâhilinde katılarak gerekli bilgileri polis müdürü Mehmet Ali Bey’e rapor ettiğini beyan etmişti

26 Haziran 1926 Cumartesi günü başlayan İzmir yargılamaları, 13 Temmuz 1926 Salı günü İstiklal Mahkemesi Heyeti’nin kararını açıklamasıyla sona ermiştir. Buna göre İzmit Mebusu Şükrü, Erzurum Mebusu Rüştü Paşa, Saruhan Mebusu Abidin, Sivas Mebusu Halis Turgut, İstanbul Mebusu İsmail Canbolat, Eskişehir Mebusu Arif, Miralay Rasim, Hafız Mehmet, Eski Ankara valisi Abdülkadir, Kara Kemal, Ziya Hurşit, Sarı Efe, Çopur Hilmi, Laz İsmail ve Gürcü Yusuf idama mahkûm edilmişlerdi

Haklarında idam kararı verilenlerin infazları, 14-15 Temmuz gece yarısında suikast eylemini gerçekleştirmek istedikleri Kemeraltı’nda gerçekleştirilmiştir. Cesetler, ibret olması gündüz saatlerine kadar idam sehpasında teşhir edildikten sonra Kokluca Mezarlığı’na defnedilmiştir

SUİKASTI İHBAR NEDENİYLE 6500 LİRAYLA ÖDÜLLENDİRİLDİ

İnfazlarla sonucunda, Millî Mücadele döneminde bir idam sehpasının önünde kesişen Sarı Edip Efe ve Giritli Şevki’nin yolları, yine bir idam sehpasının önünde ayrılmıştır. İhbarı yaparak suikast girişimini engellediği için davadan beraat eden Giritli Şevki’ye gösterdiği hizmetin karşılığı olarak 6500 lira mükâfat verilmiştir.

SUİKAST GİRİŞİMİNDEN SONRA DEĞİŞEN HAYATI

Yargılama sonucunda beraat etmesine ve mükafatlandırılmasına karşın Giritli Şevki için hayat normale dönmemiştir. İzmir Suikastı davası sonucunda idam edilen kimi sanık yakınlarının, intikam yemini ederek Şevki Bey’in peşine düştükleri için Şevki Bey ve ailesi bir dönem Çeşme’de sonrasında Bodrum’da zorunlu ikamete tabi tutulmuşlardır. Devletin yakın koruması altında geçen bu yıllarda, Bodrum’daki hapishanenin boşaltıldığı ve ailenin burada koruma altında tutulduğu bilinmektedir. Giritli Şevki ve ailesi bu sık yer değiştirmeler nedeniyle mal varlıklarını büyük oranda kaybetmiş ve geçimlerini sağladıkları ticari hayattan uzaklaşmışlardır

AİLEYE ATACA SOYADINI MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VERDİ

Giritli Şevki Bey’in İzmir Suikastı sonrasındaki yaşamına ilişkin çok fazla bilgiye sahip olmamakla birlikte, İzmir Karşıyaka’da ikamet ettiği ve sahip olduğu gemileri ile ticaret hayatını sürdürdüğü bilinmektedir. Yaşam tarzı haline gelen kabadayılığı ise hayatının sonuna dek sürmüştür. Ailesinin verdiği bilgilere göre, Giritli Şevki’nin Atatürk’le olan ilişkisi suikast olayının hemen ardından başlamış ve 1938’e kadar saygı ve sadakatle devam etmiştir. Ataca soyadı bizzat Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından Giritli Şevki Bey’e verilmiştir.

Devletin yakın koruması altında geçen zorunlu ikamet günlerinde yaşadıkları güçlükler ve ailenin maruz kaldığı tehditler Leman Hanım ve Şevki Bey’in arasını açmış ve sonuçta Leman Hanım, oğlu Mehmet Erdoğdu’yu yanına alarak İstanbul’a kaçmıştır. İzmir Suikastı davasının hiç bilinmeyen bir yüzünü yansıtan bu olayın etkisi aile üzerinde derin izler bırakmıştır. Aile üyeleri, annesi Leman Hanım tarafından tehditlerden korunmak amacıyla İstanbul’a kaçırılan Giritli Şevki’nin oğlu Mehmet Erdoğdu Bey’in 1950’li yıllarda İstanbul’da bir saldırıya uğradığı fakat zarar görmeden kurtulmuş olduğu bilgisini vermiştir. Mehmet Erdoğdu Bey bu olaydan sonra yakın koruma eğitimi almıştır. Bu durum, kimi sanık yakınlarının duyduğu kini ve yarattıkları tehdidin büyüklüğünü yansıtan bir ipucu vermektedir.

NEDEN SUİKASTI İHBAR ETTİ

Girit’ten İzmir’e uzanan, fırtınalı bir hayatın aktörü olan Giritli Şevki Bey 09.11.1956 tarihinde İzmir’de hayatını kaybetmesi sonrasında ve aile üyelerinden birsinin mezarına gömülmüştür. Yaşamının son dönemlerinde siroz hastalığına yakalanmış ancak tüm uyarılara rağmen yaşam tarzı haline getirdiği kabadayılıktan ve alkolden vazgeçmemiştir. Öyle ki, hastalığının ağırlaştığı son dönemlerinde dahi hasta yatağının yanı başında kurulu çilingir sofrasında ve belinden hiç ayırmadığı silahıyla ziyaretçilerini kabul etmiştir.

Vefat ettiği tarihe kadar “neden suikast girişimini ihbar ettin “sorusuna “paşayı öldürmek Türkiye Cumhuriyetini öldürmek anlamına geliyordu, ne Paşanın nede cumhuriyetin ölümüne izin vermedim” diye cevap verecektir.

Giritli Şevki Bey’in İzmir Suikastı olayı ile olan ilgisi 13 Haziran 1926 Pazar akşamından 15 Haziran 1926 Salı gününe kadar geçen kısa bir süreyi kapsamaktadır. Çok kısa bir süre içerisinde hızlı ve sağlıklı bir karar vererek hareket etmiş olması, suikast girişiminin önüne geçilmesini sağlamıştır. Olaydan sonra kendisinin ve ailesinin karşı karşıya kaldığı tehdit ve uzun yıllar devlet koruması altına alınmış olması da suikast girişimin ciddiyetini ortaya koyan bir diğer önemli noktadır.

Giritli Şevki;, İttihat Terakki kadroları içerisinde yer almış, teşkilatçılığı ve komitacılığı iyi bilen, yeri geldiğinde hiç çekinmeden adam öldürebilecek kadar gözü kara olan biridir. Bu niteliklerdeki bir insanın en yakın dostlarını idam sehpasına götürebilecek ve dahası İttihatçılık jargonu içerisindeki en ağır suçlardan biri olarak görülebilecek ‘hain’ damgasını hayatı boyunca taşımayı göze alacak kadar riskli bir kararı almasındaki temel dürtünün korku ile açıklanamayacak kadar açık olduğu ortadır.

Odatv.com

Kaynağa Git

İlgili Haberler