ABD Enerji Bakanlığı ile Suudi Arabistan arasında yürütülen sivil nükleer iş birliği görüşmeleri, Washington’ın öne sürdüğü ağır diplomatik şartla yeniden şekillendi. "Dostane" ilişkiler ve stratejik ortaklık mesajlarının gölgesinde yürütülen süreçte ABD yönetimi, Suudi Arabistan’ın nükleer teknolojiye erişimini tek bir koşula bağladı. İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini öngören İbrahim Anlaşmaları’na resmi katılımın sağlanması istendi. Gelişme, Washington’ın en yakın müttefiklerine karşı izlediği baskı odaklı diplomasi anlayışını bir kez daha gözler önüne serdi.
BİDEN DÖNEMİNDE ÇİN’DEN İSTENMİŞTİ
Suudi Arabistan’ın sivil nükleer programa sahip olma arzusu yeni bir başlık değil. Joe Biden döneminde de ABD kapısını çalan ancak güvenlik kaygıları gerekçesiyle reddedilen Suudi yönetimi, yönünü Doğu’ya çevirerek Pekin ile masaya oturmuştu. Ancak Çin’den beklediği somut desteği alamayan Riyad, yeniden Washington hattına dönmek zorunda kaldı.
ABD ‘İSRAİL’ ŞARTINI MASAYA KOYDU
Riyad’ın seçeneksiz kalmasını fırsat bilen ABD yönetimi ise masaya "dostane" bir iş birliği değil, şartlı bir reçete sundu. Suudi Arabistan’a verilecek nükleer teknolojinin anahtarını İbrahim Anlaşmaları’na bağlayan Washington; sözde müttefikine destek vermek yerine, bölgedeki kendi jeopolitik çıkarlarını ve İsrail ile olan ilişkileri dayatma yolunu seçti.