Irak basınına ve uluslararası ajanslara yansıyan bilgilere göre operasyonlar; kamu kaynaklarının usulsüz kullanımı, nüfuz ticareti, rüşvet, petrol gelirleri üzerindeki şaibeli ilişkiler ve devlet imkanlarının siyasi amaçlarla kullanılması iddiaları çerçevesinde yürütülüyor.
Gece yarısı operasyonu: Yeşil Bölge’de sarsıntı
Operasyonların en dikkat çekici adreslerinden biri, Bağdat’ın en korunaklı bölgesi olarak bilinen Yeşil Bölge oldu. Hükümet kurumları, parlamento binaları, diplomatik misyonlar ve üst düzey siyasetçilerin konutlarının bulunduğu bu bölgede yapılan baskınlar, Irak’ta yolsuzlukla mücadele dosyasının artık sadece alt kadrolarla sınırlı kalmayacağına dair güçlü bir mesaj olarak yorumlandı. Güvenlik güçlerinin bazı noktalarda bölge girişlerini kapattığı, yakalama kararları bulunan isimlere yönelik aramaların genişletildiği ve operasyonların yalnızca tek bir geceyle sınırlı kalmayacağı belirtildi.
Irak makamlarının açıklamalarına göre ilk aşamada onlarca kişi gözaltına alındı. Arapça yayımlanan haberlerde bu sayı 67 olarak aktarılırken, uluslararası ajanslar Irak resmi haber ajansına dayandırdığı bilgilerde en az 47 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Bu farklı rakamlar, soruşturmanın kademeli biçimde genişlediğini ve bazı isimlerin daha önceki dosyalar kapsamında yakalandığını gösteriyor. Ancak hangi dosyanın hangi isimle doğrudan bağlantılı olduğu konusunda resmi açıklamaların henüz sınırlı olması, Bağdat kulislerindeki sis perdesini tamamen dağıtmış değil.
Dosyanın kalbinde petrol, para ve siyasi nüfuz var
Soruşturmanın merkezinde, özellikle petrol gelirleri ve kamu kaynaklarının yönetimiyle ilgili iddiaların bulunduğu belirtiliyor. Daha önce gözaltına alınan eski Petrol Bakan Yardımcısı Adnan el-Cumeyli’nin verdiği ifadelerin, yeni operasyonların önünü açtığı öne sürülüyor. Bu ifadelerde, bazı kamu ihaleleri, enerji gelirleri ve devlet kaynaklarının belirli siyasi çevrelere aktarılmasıyla ilgili iddiaların yer aldığı belirtiliyor. Irak gibi petrol zengini fakat kamu hizmetleri bakımından ağır sorunlar yaşayan bir ülkede, yolsuzluk dosyasının petrol sektörüne uzanması halkın tepkisini daha da artırdı.
Başbakan Ali Zeydi, operasyonların ardından yaptığı açıklamalarda hiçbir yolsuzluk dosyasının kapatılmayacağını, kamu malına el uzatan herkesin hesap vereceğini ve “hiçbir fâside dokunulmazlık olmayacağını” söyledi. Zeydi’nin mesajı yalnızca yolsuzlukla mücadele başlığında değil, aynı zamanda silahın devlet dışında hiçbir yapının elinde bulunmaması gerektiği vurgusuyla da dikkat çekti. Böylece operasyon, yalnızca bir mali soruşturma değil; devlet otoritesi, parti ekonomileri ve silahlı grupların finansmanı bağlamında daha geniş bir siyasi hesaplaşmanın işareti olarak okundu.
Kasalar, çantalar, çiftlikler ve altın söylentileri
Operasyonları kamuoyu açısından daha çarpıcı hale getiren unsur ise baskınlarda ele geçirildiği öne sürülen para, mücevher, lüks eşya ve değerli varlıklara ilişkin görüntüler oldu. Irak sosyal medyasında bazı evlerden büyük miktarda nakit para çıktığı iddia edilen görüntüler yayıldı. Özellikle bazı milletvekilleri ve eski siyasi figürlerin evlerinde yapılan aramalara ilişkin paylaşımlar, ülkede yıllardır dile getirilen “kamu fakir, siyaset zengin” algısını yeniden alevlendirdi.
Bu çerçevede en çok konuşulan iddialardan biri, Hizbullah’a yakınlığıyla anılan bir milletvekilinin evinde altından yapılmış iç çamaşırı bulunduğu yönündeki söylenti oldu. Söz konusu iddia resmi makamlarca doğrulanmış değil; ancak Irak kamuoyunda yarattığı etki, operasyonun siyasi boyutunu aşarak ironik bir toplumsal hafızaya dönüştü. Yıllardır elektrik, su, işsizlik ve maaş kriziyle boğuşan halk için bu tür iddialar, yolsuzluğun yalnızca kasalarda değil, adeta gardıroplarda da biriktiği duygusunu güçlendirdi.
Alia Nasif dosyası ve “at çiftliği” tartışması
Arapça haberlerde, operasyonların hedef aldığı isimler arasında mevcut ve eski milletvekillerinin bulunduğu, bazı baskınların kamuoyunda tanınan siyasi figürlerin ev ve ofislerine yöneldiği aktarıldı. Bu kapsamda eski milletvekili Alia Nasif’in adı özellikle öne çıktı. Sosyal medyada, kendisine ait olduğu iddia edilen bir konutta çok miktarda para bulunduğuna dair görüntüler dolaşıma sokuldu. Ayrıca oğluna ait olduğu öne sürülen bir at çiftliğine yapılan baskın görüntüleri de gündeme geldi.
Söz konusu çiftlikteki atların değerinin milyonlarca doları bulduğu iddiaları, Irak kamuoyunda yolsuzluk tartışmasını daha görünür hale getirdi. Resmi makamların bu ayrıntıların tamamını doğrulamadığı unutulmamakla birlikte, sosyal medya ve yerel basındaki yankı, halkın meseleyi artık yalnızca hukuki değil ahlaki bir hesaplaşma olarak gördüğünü ortaya koydu. Irak sokaklarında sorulan soru basitti: Devletin kasası açık verirken, bazı siyasetçilerin ahırları nasıl bu kadar değerli hale geldi?
İran bağlantısı iddiaları ve dış destek tartışması
Operasyonların bir başka hassas boyutu, İran yanlısı siyasi tutum sergilediği öne sürülen bazı isimlere dış bağlantılı mali destek sağlandığı iddiaları oldu. Bu iddialar henüz yargı kararıyla kesinleşmiş değil. Ancak Irak siyasetinde parti finansmanı, silahlı gruplar, petrol kaçakçılığı ve bölgesel nüfuz ilişkileri uzun süredir tartışılan başlıklar arasında yer alıyor. Bu nedenle soruşturmanın bazı kollarının dış bağlantılı para transferlerine ve bölgesel güç ilişkilerine uzanabileceği yorumları yapılıyor.
İngilizce ve Fransızca yayımlanan analizlerde de Irak’taki yolsuzluk meselesinin yalnızca iç yönetim sorunu olmadığı, aynı zamanda bölgesel rekabet, enerji akışı, yabancı yatırım ve güvenlik mimarisiyle doğrudan bağlantılı olduğu vurgulanıyor. Yolsuzluk ağlarının varlığı, Arap ve Avrupalı şirketlerin Irak’taki yeniden imar ve enerji projelerine temkinli yaklaşmasına yol açıyor. Bu nedenle Bağdat yönetiminin operasyonları, sadece iç kamuoyuna değil, Washington’a, Körfez başkentlerine ve Avrupa yatırım çevrelerine de verilmiş bir mesaj niteliği taşıyor.
Sokakta sevinç var ama güven sınırlı
Irak halkı operasyonlara geniş ölçüde destek verdi. Sosyal medya paylaşımlarında baskın görüntüleri, gözaltı listeleri ve ele geçirildiği iddia edilen paralar yoğun biçimde paylaşıldı. Ancak bu destek, koşulsuz bir güven anlamına gelmiyor. Halkın önemli bir bölümü, gözaltına alınan isimlerin “ikinci ve üçüncü halka” olduğunu, asıl büyük aktörlerin hâlâ dokunulmaz alanlarda durduğunu düşünüyor.
Bu nedenle Irak kamuoyunda “hawamir” yani büyük balinalar ya da halk dilindeki karşılığıyla “büyük balıklar” ifadesi öne çıktı. Sokaktaki beklenti, operasyonların birkaç sansasyonel baskınla sınırlı kalmaması; yıllardır kamu kaynaklarını paylaşan büyük siyasi, ekonomik ve milis bağlantılı ağlara kadar uzanması yönünde. Iraklıların alkışı şimdilik yüksek; fakat bu alkışın güvene dönüşmesi için kasalardan çıkan paraların mahkeme dosyalarına, mahkeme dosyalarının da kesin hükümlere dönüşmesi gerekiyor.
Sadr’dan destek, siyasetten temkinli alkış
Şii lider Mukteda es-Sadr da operasyonlara destek veren isimler arasında yer aldı. Sadr, Başbakan Zeydi’nin kampanyasını “reformcu ve cesur” bir hamle olarak nitelendirirken, bunun halkın kalbinde yeniden umut doğurduğunu söyledi. Irak siyasetinde Sadr’ın desteği sembolik açıdan önemli; çünkü yolsuzluk karşıtı söylem, uzun süredir hem sokak hareketlerinin hem de siyasi rekabetin ana unsurlarından biri.
Bununla birlikte bazı siyasi çevrelerde temkinli bir bekleyiş de var. Çünkü Irak’ta yolsuzluk dosyaları geçmişte çoğu zaman siyasi pazarlıkların parçası haline geldi. Bir dönem açılan dosyalar, başka bir dönemde kapatıldı; bazı isimler tasfiye edildi, bazıları yeni ittifakların parçası olarak korundu. Bu nedenle bugünkü kampanyanın gerçek etkisi, operasyonun hangi siyasi çizgiye mensup isimlere dokunduğundan çok, tüm taraflara eşit biçimde uygulanıp uygulanmayacağıyla ölçülecek.
“Yumuşak darbe” yorumu
Iraklı strateji uzmanı İhsan eş-Şemmeri’nin değerlendirmesine göre bu operasyonlar, önceki hükümetlerin alışılmış çizgisine karşı bir tür “yumuşak darbe” niteliği taşıyor. Çünkü ilk kez bu ölçekte milletvekilleri, üst düzey bürokratlar, iş insanları ve siyasi bağlantılı figürler aynı anda hedef alındı. Bu yönüyle operasyon, yalnızca bir adli süreç değil, devletin kendi içindeki güç dengelerini yeniden düzenleme hamlesi olarak görülüyor.
Raid el-Azzavi gibi Iraklı analistler ise kampanyanın 2003 sonrası dönemin en ciddi yolsuzluk operasyonlarından biri olduğunu belirtiyor. Onlara göre asıl sınav, operasyonun sürekliliği olacak. Eğer kampanya sadece kamuoyunu rahatlatmak için yapılan geçici bir gösteriye dönüşürse, Irak halkında oluşan umut hızla hayal kırıklığına dönebilir. Ancak dosyalar birinci halka sayılan güçlü figürlere kadar uzanırsa, bu süreç Irak siyasetinde gerçekten yeni bir sayfa açabilir.
Washington ziyareti öncesi güçlü mesaj
Operasyonların zamanlaması da dikkat çekici. Başbakan Ali Zeydi’nin önümüzdeki dönemde Washington’a yapması beklenen ziyaret öncesinde bu hamlenin gelmesi, Bağdat’ın ABD’ye ve uluslararası topluma “devlet otoritesini yeniden kuruyoruz” mesajı verme çabası olarak değerlendiriliyor. Washington açısından Irak’ta yolsuzlukla mücadele, yalnızca iyi yönetişim meselesi değil; aynı zamanda İran’a yakın grupların finansman kanallarının daraltılması ve enerji gelirlerinin denetlenmesi açısından da önemli.
Bu nedenle operasyonların, kamu kaynaklarının korunması kadar silahlı grupların ekonomik damarlarının kesilmesiyle de ilişkilendirildiği görülüyor. Irak’ta parti ofisleri, ekonomik komisyonlar, sınır kapıları, petrol gelirleri ve kamu ihaleleri üzerinden kurulan nüfuz düzeni, uzun süredir devlet otoritesini zayıflatan temel mekanizmalardan biri olarak değerlendiriliyor. Zeydi hükümeti şimdi bu alanlara yönelirse, operasyonun etkisi çok daha derin olacaktır.
Irak’ın yolsuzluk karnesi ağır
Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün Yolsuzluk Algı Endeksi’nde Irak’ın alt sıralarda yer alması, ülkedeki yapısal sorunun büyüklüğünü ortaya koyuyor. 2025 verilerine göre Irak’ın 182 ülke içinde 136’ncı sırada gösterilmesi, yolsuzluğun yalnızca birkaç kötü aktörün değil, kurumların içine işlemiş bir sistem sorunu olduğunu gösteriyor. Bu tablo, yeni operasyonların neden bu kadar büyük ilgi gördüğünü de açıklıyor.
Irak’ta yıllardır petrol gelirleri yüksek olmasına rağmen elektrik kesintileri, altyapı eksiklikleri, işsizlik ve kamu hizmetlerindeki çöküş halkın günlük hayatını belirliyor. Bu nedenle vatandaş açısından yolsuzluk, soyut bir suç tipi değil; evine gelmeyen elektrik, bulamadığı iş, hastanede alamadığı hizmet ve çocuğuna sunulamayan gelecek anlamına geliyor. Kasalarda bulunan para iddiaları da bu yüzden sadece haber değil, doğrudan toplumsal öfke sebebi oluyor.
Asıl mesele: Para geri dönecek mi?
Irak Dürüstlük Komisyonu’na bağlı geri kazanım biriminden yapılan açıklamalarda, yurt dışında bulunan bazı mal varlıklarının dondurulduğu ve yolsuzluk suçlamasıyla bağlantılı kişilerin bu varlıklar üzerinde tasarrufta bulunmasının engellendiği belirtildi. Bu açıklama, operasyonun yalnızca gözaltı değil, kayıp kamu kaynaklarının geri alınması hedefini de içerdiğini gösteriyor. Ancak Irak halkı için asıl başarı, kameralar önünde yapılan baskınlardan çok, çalındığı iddia edilen paraların devlet hazinesine dönmesi olacak.
Geçmiş örnekler, bu noktada iyimserliği sınırlıyor. Irak’ta daha önce de büyük yolsuzluk dosyaları açıldı, milyonlarca hatta milyarlarca dolarlık kayıplar konuşuldu; fakat çoğu zaman sonuç alınamadı. Bu nedenle bugünkü kampanya, yalnızca bir güvenlik operasyonu değil, aynı zamanda yargının bağımsızlığı, siyasi baskılara direnç ve mali iz sürme kapasitesi açısından da büyük bir sınav niteliği taşıyor.
Temiz eller mi, temiz vitrin mi?
Irak’ta gece operasyonlarıyla başlayan süreç, şimdiden ülke siyasetinde güçlü bir sarsıntı yarattı. Kasalar, çantalar, at çiftlikleri, para transferleri ve altın söylentileri üzerinden şekillenen bu tablo, halkın gözünde yıllardır biriken adaletsizlik duygusunu yeniden görünür hale getirdi. Ancak bütün bu görüntüler, gerçek bir hukuk süreciyle desteklenmezse, yalnızca birkaç günlük siyasi şov olarak kalabilir.
Bugün Bağdat sokaklarında sorulan soru çok net: Bu operasyon gerçekten “hawamir”e, yani büyük balıklara kadar uzanacak mı, yoksa ağ yine küçük ve orta boy isimlerle mi dolacak? Irak’ta temiz eller söylemi ilk kez bu kadar güçlü duyuluyor; fakat halk artık yalnızca ellerin değil, kasaların, dosyaların, banka hesaplarının ve gardıropların da temizlenmesini bekliyor. Çünkü Irak’ta yolsuzlukla mücadele artık bir slogan değil; devletin ayakta kalıp kalamayacağını belirleyecek en kritik sınavlardan biri.
*Haberde, AA'nın arşiv fotoğrafı kullanılmıştır