Bir vali...
Ne yolsuzluk iddiasıyla gündeme geldi, ne başarısız bir kamu hizmeti nedeniyle.
Günlerce konuşulan, bisiklet sürerken giydiği tayttı.
Ardından görevden alındı.
Resmî kararda görevden alma gerekçesi açıklanmadı. Ancak kamuoyunda karar, günlerdir süren kıyafet tartışmasıyla birlikte değerlendirildi.
İlk bakışta bu, güncel bir polemik gibi görünüyor. Oysa Türk tarihine bakıldığında bunun yeni olmadığı anlaşılıyor.
Bu topraklarda kıyafet, hiçbir zaman yalnızca ne giyileceği meselesi olmadı. Devletin otoritesi, toplumun ahlâk anlayışı, modernleşme hedefi ve kimlik tartışmaları yüzyıllardır kıyafet üzerinden yürüdü.
Ferace, fes, şapka, başörtüsü ya da bugün tayt... Değişen yalnızca giysiler.
Tartışmanın kendisi hiç değişmedi...
GÖRÜNÜŞÜ DENETLEMEK
Osmanlı'da kıyafet, hukukun ve idarenin konusu sayıldı.
Padişahlar zaman zaman ferman yayımlayarak insanların nasıl giyineceğini belirledi. Bazı dönemlerde gayrimüslimlerin Müslümanlarla aynı başlığı takması, aynı renk kaftanı giymesi ya da aynı tür ayakkabıyı kullanması yasaklandı. Kıyafet renkleri bile belirlendi.
Amaç sadece farklılığı korumak değildi, toplumun hiyerarşisini herkesin ilk bakışta anlayabileceği şekilde görünür kılmaktı.
Özellikle kadın kıyafetleri sürekli devletin gündeminde oldu: III. Ahmet ve I. Abdülhamit dönemlerinde feracelerin daralması, yaşmakların incelmesi ve gösterişli kumaşların yaygınlaşması üzerine yeni fermanlar çıkarıldı. Hatta İstanbul sokaklarında görevliler, bu kurallara uyulup uyulmadığını denetledi.
Demek ki mesele kumaş değildi. Mesele, toplumun nasıl görünmesi gerektiğine kimin karar vereceğiydi...
MODERNLEŞMENİN KIYAFETİ
19. yüzyılda tartışmanın yönü değişti. II. Mahmut, Yeniçeri Ocağı'nı kaldırdıktan sonra sadece orduyu değil, devletin görünüşünü de değiştirmek istedi. Sarık ve kavuk geri çekildi, fes, ceket ve pantolon yeni devletin simgesi haline geldi.
Bugün geleneksel kabul edilen fes, aslında bir zamanlar Osmanlı'nın en tartışmalı yeniliklerinden biriydi.
Cumhuriyet döneminde ise bu kez Şapka Kanunu yürürlüğe girdi. Bu defa fes kaldırıldı, Batı tarzı şapka teşvik edildi.
Dikkat çekici olan şu:
Yaklaşık yüz yıl içinde devlet, önce sarığı bıraktırdı, sonra fesi bıraktırdı. Kıyafet değişti. Ama devletin kıyafete yüklediği anlam değişmedi...
BEDENİN SINIRLARI
Cumhuriyet tarihinin en uzun kıyafet tartışması ise başörtüsü oldu.
12 Eylül darbesinden sonra 1980'lerden itibaren yüzlerce öğrenci üniversite kapılarından çevrildi. Öğretmenler, akademisyenler ve kamu görevlileri kıyafetleri nedeniyle görevlerinden uzaklaştırıldı ya da mesleklerini bırakmak zorunda kaldı.
12 Eylül sonrasında yalnızca başörtüsü değil, erkek memurların sakalı ve saç uzunluğu bile disiplin soruşturmalarının konusu oldu.
Yıllar geçti.
Yasaklar değişti.
Fakat tartışmalar bitmedi.
Bu kez sakal, dövme, piercing, şort ve bugün de tayt konuşuluyor...
İsimler değişiyor. Refleks değişmiyor.
Çünkü tartışmanın merkezinde çoğu zaman kumaş değil, beden üzerinde kimin söz söyleyeceği sorusu yer alıyor.
DEĞİŞMEYEN TARTIŞMA
Bugün bir valinin taytı konuşuluyor.
Dün bir öğrencinin başörtüsü...
Ondan önce bir memurun sakalı...
Daha önce fes...
Daha da önce ferace...
Yaklaşık iki yüz yıldır değişen yalnızca giysiler oldu.
Asıl değişmeyen ise devlet ile toplum arasındaki o eski tartışma: İktidar, vatandaşın yalnızca davranışını mı düzenler; yoksa nasıl görüneceğine de karar vermek ister mi?
Bugün yaşanan tayt polemiği, tek başına bir kıyafet meselesi değildir. Türk tarihinin bize gösterdiği gerçek şudur:
Tarih gösteriyor ki, iktidarlar önce insanların ne düşündüğünü değil, nasıl göründüğünü değiştirmeye çalışır. Çünkü görünüşü yöneten, zamanla zihni de yönetebileceğine inanır.
Cemile Y. Çetin
Odatv.com