Bingöl- Kiğı Peri Vadisi Çevre Platformu tarafından düzenlenen “Vahşi Madenciliğe karşı doğamıza sahip çıkalım” başlıklı panelde, bölgedeki ekolojik yıkıma karşı ortak mücadele çağrısı yapıldı. Konuşmacılar, madencilik faaliyetlerinin yalnızca doğayı tahrip etmekle kalmadığını, aynı zamanda kırsal yaşamı tasfiye ettiğini, kamusal varlıkları şirketlere devrettiğini ve toplumsal hak gasblarına yol açtığını vurguladı.
“Taahhütler karşılıksız kalıyor”
Toplantıda konuşan Avukat Yılmaz Karaaslan, şirketlerin çevreye zarar vermeyeceklerine ilişkin verdikleri taahhütlerin bugüne kadar hiçbir yerde karşılık bulmadığını söyledi. “Toz çıkarmayacağız, gürültü yapmayacağız, kimyasal ayrıştırma yapmayacağız, su kaynaklarını koruyacağız” şeklindeki vaatlerin denetlenmediğini belirten Karaaslan, yaşanan tecrübelerin bu sözlerin tutulmadığını gösterdiğini ifade etti.
Kiğı’da madencilik baskısının giderek arttığını dile getiren Karaaslan, bölge için yaklaşık 25 maden ruhsat başvurusu yapıldığını söyledi. Karaaslan, “Bu dağlar, bu ormanlar ve bu eşsiz coğrafya yakın zamanda yeni bir maden istilasıyla karşı karşıya kalabilir. Bu talana karşı ayrı ayrı değil, ortak bir çatı altında mücadeleyi birleştirmeliyiz” dedi.
“Doğanın organlarını söküyorlar”
Yaşanan sürecin yalnızca “vahşi madencilik” olarak tanımlanamayacağını söyleyen Cemalettin Küçük, “Doğanın organlarını sökecekler” sözleriyle ekolojik yıkımın boyutuna dikkat çekti.
Madencilik yapılan bölgelerde ekonomik kalkınma ve istihdam vaatlerinin gerçekleşmediğini belirten Küçük; köylerin boşaldığını, insanların göç etmek zorunda kaldığını ve sağlık sorunlarıyla karşı karşıya bırakıldığını ifade etti. Şirketlerin bölge halkını ekonomik vaatlerle ikna etmeye çalıştığını söyleyen Küçük, “Nalburdan alışveriş yapacağız, lokantada yemek yiyeceğiz, otelde kalacağız diyecekler, buna ortak olunmamalı” ifadelerini kullandı.
Cemalettin Küçük, Türkiye’nin dört bir yanında benzer örneklerin yaşandığını belirterek, “Türkiye coğrafyası bugün topyekûn maden ve enerji santrali sahasına dönüştürüldü. Mücadele yöntemlerini buna göre yeniden şekillendirmek gerek” dedi.
“Çevre mücadelesi yaşam mücadelesidir”
EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca ise dünyanın hızla değiştiğini ve buna paralel olarak doğa talanının da hız kazandığını söyledi.
“Memleketin her yerinde benzer mücadeleleri veriyoruz çünkü her yer talan alanına çevriliyor” diyen Karaca, çevre mücadelesinin ülkenin dört bir yanında ortaklaştırılması gerektiğini ifade etti. Teknoloji ve bilgi çağından söz edilirken üretim modelinin daha fazla enerji ve doğal kaynak sömürüsüne dayandığını belirten Karaca, bunun insanlığı ilerletmek yerine yüzyıllar öncesinin sömürü düzenine geri götürdüğünü dile getirdi.
Somali ile yapılan anlaşmaları örnek gösteren Karaca, küresel sermayenin ucuz emek politikalarını yaygınlaştırmaya çalıştığını belirterek, çevre mücadelesinin emek mücadelesinden ayrı düşünülemeyeceğini söyledi. “Çevre mücadelesi yaşam mücadelesidir” diyen Karaca, bu yaşam mücadelesinin karşısında Saray ittifakının olduğunu ve yaşam mücadelesinin bu ittifaka karşı mücadeleyle birleşmiş olduğunu vurguladı.
“Projeler halk için değil, şirketler için planlanıyor”
Bingöl TMMOB İKK Temsilcisi Canfidan Boldaş ise madencilik ve enerji projelerinin farklı adlar altında hayata geçirildiğini ancak ortak hedeflerinin sermayenin çıkarları olduğunu söyledi.
Projelerin halkın ihtiyaçlarına göre değil, şirketlerin zenginleşmesi ve güvenlikçi politikalar doğrultusunda planlandığını belirten Boldaş, “Meralarımız, ormanlarımız, yaşam alanlarımız sermayeye açılıyor. Kalkınma ve üretim söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışılan bu yatırımlar, gerçekte yıkım ve rant üretiyor” dedi. Ekolojik krizin çözümünün demokratikleşmeden geçtiğini vurgulayan Boldaş, toplumsal barışın ve demokratikleşmenin güçlenmesiyle hem insanların hem de doğanın özgürleşebileceğini ifade etti.