Ana içeriğe geç

NATO’cular yüceltildi, halk aşağılandı

Ankara'daki zirvede Trump, "Rusya'yı siz halledin, Çin'i ben halledeceğim" diyerek faturayı kıta müttefiklerine keserken; iktidarın F-35 ve CAATSA beklentisi ucu açık vaatlere, halkın bütçesi ise devasa askeri taahhütlere bağlandı.

NATO’cular yüceltildi, halk aşağılandı
Evrensel
16

Ankara, “NATO dağılacak mı?” sorusunun öne çıktığı Avrupalı emperyalistler ile Trump arasında geçen bir kriz döneminin ardından, NATO 3.0 misyonuyla ittifakın yeni yol haritasının çizildiği bir NATO zirvesi geçirdi.

Sonuç bildirgesinin önceden hazırlandığı, araya Ukrayna Başkanı Zelenskiy ve HTŞ Lideri Colani ile ikili görüşmelerin sıkıştırıldığı ve ayaküstü ticari anlaşmaların onaylandığı zirve, vitrindeki ağırlama şovları ve şehrin makyajlanmasının ardında ciddi jeopolitik taahhütleri ve yapısal bağımlılık ilişkilerini barındırıyor.

Zirveden geriye kalan en önemli nokta askeri sanayinin başta ABD emperyalizmi olmak üzere, ona bağlı Avrupalı emperyalistlerin yeni ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmesi oldu. Savaş örgütü NATO tıpkı doğuşundaki gibi Avrupa’da Rusya tehdidini yineledi; ABD, NATO’nun önümüzdeki günlerdeki rotasını Rusya üzerinden çizdi. Buradaki asıl amaç, NATO’nun transatlantik tanımın ötesine geçip Amerika’nın Lahey zirvesinden beri dile getirdiği Avrupa’daki askeri yükünü azaltıp asıl gücünü Çin’in önünü almak üzere odağı Asya’ya kaydırmak. Avrupalı emperyalistlere “Biz sizin için yüz milyonlarca dolar harcıyoruz ama kriz anında yok oluyorsunuz” minvalinde serzenişlerde bulunan Trump, NATO’ya net bir görev bölüşümü dayattı. Bir nevi, “Rusya’yı siz halledin, Çin’i ben halledeceğim” mesajı verildi.

Ukrayna için de devasa bir finansal taahhüt altına girildi. 2026 yılı için Ukrayna’ya 70 milyar avro askeri teçhizat ve eğitim desteği taahhüt edildi, bu seviyenin 2027’de de sürdürüleceği taahhüt altına alındı. NATO, Trump’ın liderliğinde rotasını Avrupa’nın güvenliğini ve Rusya’yı durdurma faturasını büyük ölçüde kıta müttefiklerine ve kritik askeri ve lojistik hatları tutan Türkiye gibi ülkelere kabul ettirdi.

Silah tekellerinin kasası büyüyecek

Türkiye, NATO’nun lojistik ve askeri entegrasyonuna daha sıkı dahil edildi. Zirve marjında 3 binden fazla şirketin katılımıyla yapılan savunma forumu, bu entegrasyonun ekonomik ayağını oluşturdu. Zirvenin sonuç bildirgesinde, silah tekellerinin kasasını dolduracak 50 milyar doları aşkın yeni savaş tedarik anlaşması duyuruldu. İktidar cephesi, Türkiye’nin NATO’nun yüzde 5’lik savunma harcaması hedefine 2030’a kadar ulaşacağını ilan ederken, halkın bütçesinden yerli “çelik kubbe” projesine de 24 milyar dolarlık ek kaynak ayırdı.

Trump’a şovun karşılığı muğlak

Zirvenin en çarpıcı noktalarından biri, Erdoğan’ın Trump’ı ağırlamak için yaptıkları oldu. Zirve öncesinde emperyalistlerin huzuru için her türlü adımı atmaya hazır olduğunu önleyici tutuklamalarla belli eden Erdoğan, bunları takiben yenilenen Etimesgut Havalimanının bir binasına bizzat “Donald Trump” adını verdi. Amerikan renkleriyle hava gösterileri sergilendi, Trump’ın kaldığı otele Trump’ın Erdoğan’la fotoğrafları yansıtıldı, Trump’ın Saray’a girişine 100 atlı süvari eşlik etti. Bu şovun arkasındaki meşruiyet arayışını, aslında aylar öncesinde Tom Barrack’ın açıkça, “Biz bu yönetime meşruiyet verdik” diyerek itiraf etmişti.

Bu hazırlıkların ardında Türkiye’nin umduğu şey ise Trump’ın ilk başkanlık döneminde Türkiye’nin satın aldığı Rus S-400 nedeniyle koyduğu CAATSA yaptırımları ve F-35 jetleri. İktidar medyası her ne kadar Trump’ın “Kesin karar vermedim ama eğilimim olumlu, o bize çok yardım etti” sözlerini büyük zafer çığlıklarıyla karşılamış ve yeşil ışık yakılmış gibi yansıtsa da bu vaatler şimdilik tamamen laftan ibaret, ucu açık bir pazarlık gibi. Türkiye’nin F-35 alabilmesi ve CAATSA’dan tamamen çıkabilmesi için Rus S-400 sistemlerini sadece depolaması yetmeyecek, tamamen topraklarından çıkarması gerekecek.

İran’ı NATO’nun gündemine sokmayı başardı

Avrupalı müttefikler ABD-İran savaşına yönelik “Bu bizim meselemiz değil” diyerek NATO’nun dahil olmayacağını belirtirken, Trump zirve esnasında İran’ı vurma emri vererek meseleyi NATO’nun gündemine sokmayı başardı. Nitekim zirvenin sonuç deklarasyonunda, “Müttefikler, İran’ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini yineler ve İran’ı Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğüne tam olarak saygı göstermeye çağırır” ifadelerine yer verildi. Bu esnada Erdoğan, Hürmüz Boğazı’nın mayınlardan arındırılması için katkı vermeye hazır olduğunu kaydetti. Ankara’ya Hürmüz Boğazı’ndaki mayınları temizleme işi havale edildi ve muhtemel bir kara harekatının potansiyel aktörü listesine yazıldı.

Şam pazarının paylaşım kavgası zirveye taşındı

Sabah koşusuna çıkabilsin diye Ankara’da Seymenler Parkı’nın kapatıldığı Macron, Türkiye’ye gelmeden hemen önce Şam’a uğrayan ilk Avrupalı lider oldu. Bu hamle, Suriye’nin yeniden inşa sürecinden pay kapabilmek için Trump’ın kapısını aşındıran Türkiye burjuvazisinin önüne geçmek için yapılmış net bir ticari hamleydi. Macron, Total Energies gibi dev Fransız tekelleriyle birlikte gittiği Şam’da havacılık, enerji, su ve sağlık altyapısının modernizasyonu için anlaşmaları imzaladı.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, demokrasinin sadece seçim değil, protesto hakkı da olduğunu olabildiğinde düşük perdeden bir cevapla geçiştirdi. Türkiye’deki CHP’ye yönelik ağır yargı kıskacına, zirve öncesi gazetecilerin, akademisyenlerin, yurttaşların gözaltına alınmasına gözler tamamen yumuldu. Zirve boyunca halk adeta aşağılandı; emniyette eylem paranoyası yaşanırken, aksayan ulaşım ve yolların barikatlarla kapatılması nedeniyle halk evine ulaşmakta bile zorlandı.

Kaynağa Git

İlgili Haberler