Ana içeriğe geç

EMEP İzmir İl Örgütü 15-16 Haziran’ın yıl dönümünde Temel Conta işçilerini ziyaret etti

EMEP İzmir İl Örgütü, 15-16 Haziran Direnişi’nin 56’ncı yıl dönümünde Temel Conta işçilerini ziyaret etti. Açıklamada, "15-16 Haziran bize direnişin yalnızca fabrikada değil, hayatın her alanında örülmesi gerektiğini gösteriyor" denildi.

Evrensel
16

İzmir- Emek Partisi (EMEP) İzmir İl Örgütü, 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nin 56’ncı yıl dönümünde, sendikal hakları için 554 gündür direnişte olan Petrol-İş Aliağa Şubesi üyesi Temel Conta işçilerini ziyaret etti. Ziyarette, 15-16 Haziran Direnişi’nin tarihsel önemi ile Temel Conta işçilerinin sürdürdüğü mücadele arasındaki bağa dikkat çekildi.

EMEP İzmir İl Başkanı Elif Çuhadar, 15-16 Haziran’ın Türkiye işçi sınıfı tarihinin dönüm noktalarından biri olduğunu belirterek, işçilerin neden ayağa kalktığını ve direnişin nasıl geliştiğini anlattı.

‘Direniş yalnızca DİSK’in sınırları içinde kalmadı’

O dönemde hükümetin yükselen işçi hareketini denetim altına almak amacıyla sendikal hakları sınırlandıran bir yasa hazırlığı içinde olduğunu hatırlatan Çuhadar, “Tasarıya göre bir sendikanın yetki alabilmesi için aynı işkolundaki işçilerin üçte birinin, yani yüzde 33’ünün önceden örgütlü olması gerekiyordu. Daha önce böyle bir baraj ya da sınırlama yoktu. Özellikle yeni kurulan, özel sektörde örgütlenen ve mücadeleci çizgisiyle öne çıkan DİSK’in gelişiminin önüne geçilmek isteniyordu” dedi.

Mücadelenin yalnızca DİSK’in sınırları içinde kalmadığını vurgulayan Çuhadar, “Türk-İş’e bağlı birçok sendika ve binlerce işçi de bu direnişe katıldı. Özellikle 16 Haziran’da İstanbul’da olağanüstü hal ilan edildi, asker ve polis barikatlar kurdu, işçilerin birleşmesini engellemek için Haliç Köprüsü bile açıldı. Hatta üç işçi önderi öldürüldü” diye konuştu.

Yasanın Meclis’ten geçtiğini ancak işçilerin kararlı mücadelesi sonucunda Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini hatırlatan Çuhadar, “İşçiler kendi haklarına sahip çıkarak önemli bir kazanım elde etti” dedi.

15-16 Haziran’ın yalnızca iki gün süren bir direniş olmadığını söyleyen Çuhadar, “Bu büyük çıkış, 5-6 yıllık mücadelelerin, direnişlerin ve biriken deneyimlerin sonucunda ortaya çıktı. İşçiler bir anda değil, uzun yıllar boyunca oluşan örgütlülük ve mücadele birikimiyle ayağa kalktı” ifadelerini kullandı.

‘Bugünün mücadelelerine ışık tutuyor’

Günümüzde de işçi sınıfının benzer sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten Çuhadar, “Maden işçilerinin yürüyüşleri, özel sektör öğretmenlerinin Ankara’daki eylemleri, belediye işçilerinin hak mücadeleleri ve emekçilerin farklı alanlardaki direnişleri, yeni mücadele olanaklarını da ortaya çıkarıyor” dedi.

15-16 Haziran’ın öneminin, Türkiye işçi sınıfının bir sınıf olarak hareket ettiği tarihsel bir deneyim olmasında yattığını ifade eden Çuhadar, “O günün deneyimlerinden ders çıkarmak, yapılan hataları tekrarlamamak ve bugün yeni haklar kazanabilmek için mücadeleyi büyütmek gerekiyor. Çünkü işçi sınıfının tarihi, yalnızca geçmişin değil, bugünün ve geleceğin de mücadele yolunu aydınlatan bir deneyimler toplamıdır” diye konuştu.

Çuhadar, “Bu nedenle 15-16 Haziran’ı anmak, yalnızca geçmişi hatırlamak değil; bugünün mücadelelerine ışık tutmak, dayanışmayı büyütmek ve yeni kazanımların yolunu açmak anlamına geliyor. Biz de bugün, parti olarak sizleri ziyaret etmek, dayanışmamızı ifade etmek ve bu tarihsel mirasın bugünkü mücadelelerde yaşamaya devam ettiğini vurgulamak istedik. Çünkü sizlerin mücadelesi artık yalnızca sizlerin değil, bütün işçi sınıfının mücadelesidir. Kazanımla sonuçlanacak her mücadele, tüm emekçilerin ortak kazanımı olacaktır” dedi.

‘Madem sendikal hak var, biz neden direniyoruz?’

Ziyarette konuşan Temel Conta işyeri temsilcisi Sinem Kaya ise işçilerin büyük bedeller ödeyerek mücadeleyi sürdürdüğünü belirtti.

“Biz kendi açımızdan çok büyük fedakarlıklar yaptık. Evimizden, eşimizden, çocuklarımızdan uzak kaldık; maddi manevi büyük bedeller ödedik” diyen Kaya, gelinen noktada çok acı bir gerçekle karşı karşıya kaldıklarını söyledi.

Yeni haklar kazanmak için mücadele etmeleri gerekirken mevcut haklarını savunmak zorunda kaldıklarını ifade eden Kaya, “Bugün ülkenin anayasasında sendikal hak yazıyor. Biz de Temel Conta işçileri olarak hep aynı soruyu soruyoruz: Madem sendikal hak var, biz neden direniyoruz? ‘Mahkeme yok mu?’ diyorlar. Var. Gittik, kazandık. ‘Sendika yetkili mi?’ Evet, yetkili. Peki o zaman Temel Conta işçileri neden 554 gündür fabrikanın kapısında bekletiliyor?” diye sordu.

Kaya, “Demek ki mesele yalnızca yasaların ne yazdığı değil, o yasaların kimin için işlediği meselesidir. Bizler çocuklarımıza daha iyi bir gelecek bırakmak, mevcut haklarımızın üzerine yenilerini eklemek isterken, bugün eldeki haklarımızı dahi savunmak zorunda kalıyoruz” dedi.

‘Örgütlü işçiler gerçekten örgütlü mü?’

Mücadelenin yalnızca Temel Conta işçilerini ilgilendirmediğini belirten Kaya, “Bugün makinelerin, tezgahların başında çalışan milyonlarca işçi var; örgütlü olanı da var, örgütsüz olanı da. Ama işin en acı tarafı şu ki, örgütlü işçilerin önemli bir bölümü bile yaşananların farkında değil. Örgütsüz işçileri korkudan, baskıdan, güvencesizlikten dolayı anlamak mümkün. Ama örgütlü işçiler gerçekten örgütlü mü, yoksa sadece sendikaya üye mi? İşte asıl tartışılması gereken nokta burası” diye konuştu.

Bir gün mutlaka bir uyanış yaşanacağını söyleyen Kaya, “Çünkü insanlar kaybedecek hiçbir şeylerinin kalmadığını gördüklerinde mücadele etmekten başka çareleri olmadığını da görecekler. Maden işçileri yerin altında açlık grevine neden başladı? Çünkü artık kaybedecek zincirlerinden başka bir şeyleri kalmamıştı. Bu nedenle elbette bir uyanış olacaktır. Bizim dileğimiz, bunun çok geç olmadan gerçekleşmesidir” dedi.

‘Bu ülkede patronların hukuku işliyor’

554 gündür direnişte olduklarını hatırlatan Kaya, “Şunu gördük: Anayasada sendikal hak yazıyor ama fiiliyatta böyle bir hak yok. Bu ülkede patronların hukuku işliyor. Temel Conta patronu, işçiler düdük çaldı diye gözaltı kararı çıkarttırabiliyor. Yakalama kararları kaldırılıyor, ertesi gün polis yeniden evlere geliyor” ifadelerini kullandı.

Kaya, “Dün maden işçilerine, jandarmanın gözü önünde kurşun sıkıldı. Peki ateş edenler gözaltına alındı mı? Ben görmedim. Ama aynı işçiler düdük çalsaydı, acaba gözaltına alınırlar mıydı? İşte bütün mesele burada” dedi.

Konuşulacak çok şey olduğunu belirten Kaya, “Ama biz hep aynı yerden kaybediyoruz: Çok çabuk bölünüyoruz. Bölündükçe de kaybetmeye mahkûm hale geliyoruz” diye konuştu.

‘Direniş yalnızca fabrikada değil, hayatın her alanında örülür’

Kaya’nın konuşmasının ardından yeniden söz alan EMEP İzmir İl Başkanı Elif Çuhadar, 15-16 Haziran’ın yalnızca bir sendikanın mücadelesiymiş gibi anlatılmasının büyük bir eksiklik olduğunu söylerken, “İşçiler o gün sadece alanlara çıkmadılar. Fabrikalarına sahip çıktılar, işçi komiteleri kurdular. Mahallelerde, semtlerde dayanışma ağları ördüler. Fabrikalarına kapanan işçilere kasaplar et gönderdi, fırıncılar ekmek gönderdi. Komşular, aileler, esnaf bu mücadelenin bir parçası oldu” diye konuştu.

Çuhadar; konuşmasını şöyle tamamladı: “Yani 15-16 Haziran bize şunu da gösterdi: Direniş yalnızca fabrikada değil, hayatın her alanında örülür. Dayanışma büyüdükçe mücadele büyür, mücadele büyüdükçe kazanmanın yolu açılır. Demek ki bugün de direnişleri böyle örmek, böyle büyütmek gerekiyor”

Kaynağa Git

İlgili Haberler