Herkesin gözü Tayvan’da. Çin’in "tek devlet" ülküsü, Washington’un ise "demokrasiyi koruma" iddiası bu adayı dünyanın en tehlikeli barut fıçısı haline getirdi. Ancak sadece Tayvan değil; Güney Çin Denizi’ndeki yapay adalar üzerinde yaşanacak ufak bir gemi sürtüşmesi veya yanlışlıkla ateşlenen bir füze, domino etkisini başlatmaya yeter de artar bile.
KİM KİMİN YANINDA DURUR?
Böyle bir çatışmada tarafsız kalmak neredeyse imkânsız. NATO büyük ihtimalle doğrudan sahaya girmese de lojistik ve istihbarat anlamında ABD'nin arkasında dev bir kale gibi duracaktır.
Bölgede ise Japonya ve Avustralya, kendi varlıklarını korumak için ABD safında yer alacaktır.
Çin ise daha yalnız ama daha konsantre bir güç. Rusya’nın en azından ekonomik ve diplomatik desteğini alacağı kesin, ancak Asya’daki pek çok ülke (Vietnam, Filipinler gibi) iki ateş arasında kalarak felç olabilir.
MASADAKİ GÜÇLER: KİM DAHA AVANTAJLI?
Eğri oturalım doğru konuşalım; ABD’nin denizaltı teknolojisi ve uçak gemisi tecrübesi hâlâ rakipsiz. Ancak Çin, kendi "arka bahçesinde" savaşıyor. ABD mühimmatını ve yakıtını okyanusun öbür ucundan taşımak zorundayken, Çin ana karasındaki devasa sanayi kapasitesini doğrudan cepheye sürebilir.
MÜHİMMAT VE ASKER SAYISI
Çin’in gemi sayısı ABD’yi geçti, bu bir gerçek. Ayrıca Çin, "füze denizi" stratejisiyle ABD gemilerini yaklaştırmamayı hedefliyor. Asker sayısı bakımından Çin’in milyonları sokağa dökme kapasitesi var, fakat ABD’nin profesyonel ordusunun operasyonel kabiliyeti hâlâ bir adım önde. Yine de uzun sürecek bir yıpratma savaşında, Çin’in hızlı üretim bantları büyük ABD için bir tehdit.
ZAFERİN BEDELİ: DÜNYA NASIL DEĞİŞİR?
Eğer ABD kazanırsa: Mevcut dünya düzeni (Pax Americana) bir 50 yıl daha nefes alır. Çin içindeki komünist yönetim büyük bir sarsıntı yaşar, belki de bölünmelere kadar gider.
Eğer Çin kazanırsa: İşte o zaman bambaşka bir yüzyıla uyanırız. Doların hakimiyeti biter, Asya dünyanın yeni merkezi olur ve Batı “demokrasileri” kendi kabuğuna çekilmek zorunda kalır.
GÖZDEN KAÇIRILMAMASI GEREKEN 2 KRİTİK NOKTA
Çip Krizi (TSMC Faktörü): Savaş başladığı an dünyada telefon, bilgisayar hatta otomobil üretimi durma noktasına gelir. Tayvan’daki çip fabrikaları ya yerle bir olur ya da üretim durur. Bu, küresel ekonominin "kalp krizi" geçirmesi demektir.
Siber ve Uzay Körlüğü: İlk kurşun atılmadan önce uydular hedef alınacaktır. GPS sistemlerinin sustuğu, internetin kesildiği ve bankacılık sistemlerinin çöktüğü bir ortamda, cephedeki askerden çok şehirdeki sivilin kaosu belirleyici olacak.
PASİFİK FIRTINASINDA TÜRKİYE: ÜÇ YOL, ÜÇ KADER
Pasifik’te sular ısınırken Ankara’nın önünde sadece diplomatik bir tercih değil, Türkiye’nin gelecek yüzyılını belirleyecek bir strateji masası duruyor. İşte masadaki üç farklı "Türkiye Siyaseti" senaryosu bu yazıda 3 senaryodan mevcut ama hepimiz biliyoruz ki Türkiye’nin Yolu TRÇ, hatta Iran, Venezuela, Kuzey Kore, Pakistan’ı içine alan bir İttifak Yolu olmalıdır.
Türkiye’nin "Benim kavgam değil" diyerek her iki bloğa da eşit mesafede durduğu senaryo. Bu yol da yine emperyalistlerin işine geleceği için bu yolda ciddi kayıplar oluşacaktır.
SÖZDE POZİTİF ETKİLER
Ekonomik Güvenli Liman: Her iki tarafla da ticaret sürdürmek. Özellikle Rusya üzerinden gelen Çin malları ve enerji koridoru kesilmez deniliyor.
Diplomatik Arabuluculuk: Türkiye’nin, savaşın ortasındaki tek "makul güç" olarak kalabileceği bir muammadır ve ciddi riskler barındıracaktır, mesela esir takaslarında, gıda güvenliği gibi konularda prestij kazançlar veya kayıplar yasaya biliriz.
NEGATİF ETKİLER (GÖTÜRÜ)
Stratejik Yalnızlık: Büyük güçler "yanımda olmayan karşımdadır" dediği an, Türkiye yükselen Asya’dan dışlanma riskiyle karşı karşıya kalır.
Savunma Tedarik Krizi: Tarafsızlık nedeniyle Batı’dan parça, Doğu’dan ise teknoloji alımı durabilir. Ama zaten Türkiye’nin NATO tarihine baktığımızda zaten sadece negatif etkiler gördüğümüz bize yabancı gelmemektedir. Bu Negatif Etkileri darbelerdir (1971 ve 1980), PKK’dır, güvendiğimiz NATO ülkeleri el altından ve hatta bazen de açık bir şekilde terör örgütlerini silahlandırılması gibi hususlardır ve bunlar sözde müttefik ruhuyla bağdaşmamaktadır.
Türkiye’nin “geleneksel” ittifak yapısına sadık kalarak tamamen ABD ve müttefikleri safında yer alması.
SÖZDE POZİTİF ETKİLER
Savunma Sanayii Entegrasyonu: ABD ve Avrupa ile duran projeler (F-35, modernizasyon kitleri vb.) yeniden canlanır. Türk savunma sanayii, müttefiklere mühimmat tedarik ederek devasa bir döviz girdisi sağlar.
Güvenlik Şemsiyesi: Olası bir bölgesel yayılmada NATO’nun nükleer ve konvansiyonel “koruması” garanti altına alınır. Bu da Türkiye'nin Amerikan mandacılığını kabul edip bağımsız, devletçi ve Kemalist yoldan tamamen kopması demektir. Türk Milli ve Yerli Savunma Sanayimize ciddi zararlar verir ve dahada kötüsü bizi Amerikan Birleşik Devletleri’nden bağımlı hale getirir.
NEGATİF ETKİLER
Doğu Pazarlarının Kaybı: Çin’den gelen devasa yatırımlar durur, Türkiye’deki Çin sermayesi çekilir. Enerji ve Hammadde Krizi: Çin ve müttefiki Rusya ile kopan bağlar, Türkiye’nin enerji arzını ve üretimdeki hammadde ihtiyacını bıçak gibi keser. Çin’i kaybetmek Türkiye için Stratejik bir kayıp olacaktır.
Türkiye’nin Batı hegemonyasına karşı Çin ve Rusya ile yeni bir dünya düzeni kurmak için adım attığı senaryo. (Bu seçenek, sadece bir tercih değil, bir kırılma noktasıdır.)
POZİTİF ETKİLER (GETİRİ)
Teknoloji transferi: Çin, Türkiye'yi Batı kampından tamamen koparmak için en hassas teknolojileri (Nükleer enerji, yarı iletken çipler ve yüksek hızlı tren ağları) Türkiye ile paylaşır. Batı’nın vermediği "know-how" Türkiye'ye akar.
Finansal Özgürlük: Dolar hegemonyasının dışında, BRICS benzeri yapılar üzerinden yerel para birimleriyle ticaret başlar. Çin’in "Kuşak ve Yol" projesinin ana limanı Türkiye olur; bu da ülkeyi bölgenin yeni lojistik gücü yapar.
Savunma Sanayisinde tam bağımsızlık: Batı ambargoları anlamsızlaşır. Çin ile yapılacak ortak füze ve uçak motoru projeleriyle Türkiye, savunmada sınıf atlar.
SÖZDE NEGATİF ETKİLER (GÖTÜRÜ)
Batı ile Geçici Sarsıntı: AB ile Gümrük Birliği ve NATO üyeliği askıya alınabilir. Bu Atlantik güçleri tarafından olumsuz bir etki olarak aktarılsa da esasında Türkiye’nin özgürleşmesi ve bağımsız bir ülke haline gelmesi anlamını taşır. Bu süreçte Batı’nın uygulayacağı yaptırımlar ilk aşamada zorlayıcı olsa da Asya’dan gelecek likidite ile bu durum zamanla dengelenir sonuç olarak.
ÜRETEN VE BAĞIMSIZ TÜRKİYE’NİN YOLU
Bugün Türkiye, tarihinin en kritik kavşağında duruyor. Batı’nın baskıları ve yaptırımları, bizi kendi gücümüzü keşfetmeye zorluyor. Bu süreçte Asya’nın yükselen dünyasıyla kuracağımız dostluklar, Türkiye’nin gerçek bağımsızlığının anahtarıdır. Artık yönümüz belli: Üreten, kendi teknolojisini geliştiren, kendi savunmasını kuran bir Türkiye. Çin, Rusya, İran ve Asya ülkeleriyle kurulacak eşit ve karşılıklı saygıya dayalı ilişkiler, bizi yeni bir çağın kapısına taşıyor. Bu yol kolay değil, ama doğru. Çünkü Türkiye’nin geleceği, Atlantik’in değil, Avrasya’nın ufkunda parlıyor.