Dokuz yıldır Türkiye-ABD ilişkilerinin en kritik başlıklarından biri olan Halkbank davasının cezasız kapanması, Türk iş dünyasında yeni dönem beklentilerini güçlendirdi. Uzmanlar, kararın yatırımcı güvenini artıracağını, dış finansmana erişimin kolaylaşacağını ve müttefik odaklı yeni tedarik zincirinde Türkiye’nin küresel devlerin radarına gireceğini belirtiyor.
Türkiye ile ABD ilişkilerinde uzun yıllar en kritik başlıklardan biri olarak görülen Halkbank davası kapandı. İş adamı Reza Zarrab dosyası üzerinden İran yaptırımlarının ihlal edildiği iddiasıyla başlayan süreç, yıllar içinde sadece bir banka davası olmaktan çıkmış, Ankara-Washington hattında siyasi ve ekonomik ilişkilerin önemli gündem maddelerinden biri hâline gelmişti.
ABD’de açılan dosyada Halkbank’a yüksek tutarlı para cezası verilebileceği yönünde beklentiler oluşmuş, dava Türk bankacılık sistemi, dış finansman erişimi ve yatırımcı algısı bakımından yakından takip edilmişti. Ancak dava, herhangi bir para cezası ve suç kabulü olmadan sona erdi. Uzmanlar ve iş dünyası 9 yıl boyunca Türk-Amerikan ilişkilerinde belirsizliğe sebep olan krizi gazetemize değerlendirdi.
SANLI: BELİRSİZLİK KALKTI
Türk-Amerikan İş adamları Derneği Başkanı Süleyman Ecevit Sanlı, Halkbank davasının sadece bir banka davası olarak görülmediğini belirterek “Süreç boyunca Türkiye-Amerika ilişkilerinin önemli güven maddelerinden biri oldu. Türk finans sisteminin uluslararası algısı ve Türk şirketlerinin Amerika ve küresel finans piyasalarına erişimi açısından yakından takip edildi. İki ülke arasındaki siyasi ve ekonomik diyaloğun en önemli müzakere başlıklarından biri hâline geldi” dedi.
Sanlı şunları kaydetti:
Davanın sona ermesiyle birlikte belirsizlik ortadan kalktı. Uzun yıllardır devam eden hukuki süreç nihayet tamamlandı. Bu karar, yatırımcılar açısından önemli bir belirsizliğin ortadan kalkması anlamına geliyor. Halkbank davası yıllardır Türkiye-Amerika ilişkilerinde aşağı çeken bir başlık hâline gelmişti. Olumlu sonuç olması ilişkileri son derece iyi etkileyecek. Türkiye-Amerika ekonomik gündeminde yeni bir sayfa açılacak. Davanın kapanmasıyla birlikte uluslararası muhabir bankacılık ilişkilerinin daha rahat ilerlemesi, dış finansman süreçlerinde algının iyileşmesi, krediye erişim ve finansal işlemlerde ilave risk primlerinin azalması söz konusu. Bu nedenle kararın Türk bankacılık sektörüne de pozitif etkisi olacak.
TEDARİKTE ÖNE ÇIKACAĞIZ
Karşılıklı dış ticareti artırma hedeflerinin olacağını belirten Sanlı “ABD’nin önümüzdeki dönemde iki tip tedarik zinciri yaklaşımı olacak. Birincisi yakından tedarik, ikincisi dostundan ve müttefikinden tedarik. Biz ikinci kısımda kalıyoruz. Bu anlamda dostundan, güvenli müttefikinden tedarik etme noktasında Türkiye avantajlı ülkeler arasında bulunuyor. Sadece Amerikalıların Türkiye’ye ilgisi değil, Türk yatırımcıların da Amerika Birleşik Devletleri’nde yeni yatırımlara girişleri söz konusu olacak” dedi.
Önümüzdeki sürecin Türk iş dünyası için yeni fırsatlar doğuracağına da değinen Sanlı “Türkiye, İran ile her zaman iyi komşuluk ilişkilerini, ara bulucu rolünü ve çok taraflı diplomasisini kullanarak ilerlemeyi tercih etti. İran’a olası ambargoların kaldırılması, bölgesel normalleşme ve enerji ticaretinin yeniden uluslararası piyasalara açılması Türk yatırımcıları ve Türk iş adamları için yeni kapılar açacak. Çünkü en yoğun dış ticaret komşularla yapılır” şeklinde konuştu.
Sanlı, ABD’nin, Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasasına (CAATSA) ilişkin ise şunları söyledi:
CAATSA ile ilgili diyalogların sürdüğünü duyuyoruz. Yaptırımların kalkması gerektiği temennisiyle birlikte önümüzdeki süreçte bunların yumuşatılması, kısmen veya tamamen kaldırılması yönünde beklentimiz mevcut. Özellikle Türk savunma sanayii sektörlerinin önünün açılabilmesi açısından bu başlık önem taşıyor.
Ekonomist Muhammet Bayram, davanın Türkiye ekonomisi üzerinde baskı oluşturmak için kullanılan başlıklardan biri olduğunu söyledi. “Halkbank davası Türkiye’ye vurulmak istenen prangalardan birisiydi. Türkiye’nin dış finansman erişimi, yatırımcı algısı ve döviz girişi üzerinde baskı kurulmak istenmişti. Davanın kapanması yatırımcı açısından öngörülebilirlik ve güven mesajını güçlendirecek” diyen Bayram “Halkbank davasının kapatılmasıyla birlikte yabancı kuruluşların Türkiye’ye yönelik not görünümünde iyileşmeye gidebileceğini ve Türkiye’ye para akışının hızlanabileceğini söyleyebiliriz. Bu karar yatırımcı açısından öngörülebilirlik ve güven mesajı verecektir.
Türkiye’nin enerji arz güvenliği, savunma sanayii ve ticaret koridorlarındaki konumu artık çok daha fazla öne çıkıyor. Bundan sonraki süreçte fon girişi, yatırım iştahı ve Türkiye’ye yönelik güven algısı güçlenebilir. Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gelişmeler yabancı yatırımcı açısından da Türkiye’nin önemini artırdı. Körfez ülkelerine yönelik risklerin görülmesiyle birlikte Türkiye’nin enerji arz güvenliğini sağlamış, dünya ticaret koridorlarının merkezi hâline gelmiş bir ülke olduğu daha net anlaşıldı. Bu süreç Türkiye’ye yönelik yatırım iştahını artıracaktır” diye konuştu.
Ekonomist İris Cibre ise Halkbank davasının kamu bankacılığı açısından kredibilite baskısı oluşturduğunu belirterek “Kamu bankamızın bu şekilde yargılanıyor olması kredibilite açısından hoş bir durum değildi. Benzer davalarda bankalar çok yüksek cezalarla karşılaşmıştı. Halkbank’ın ceza ödemeden bu süreci kapatması kamu bankaları açısından pozitif bir gelişme” dedi.
Cibre davanın kapanmasıyla birlikte Türkiye üzerindeki olumsuz algılardan birinin ortadan kalktığını belirterek “İran savaşı ve Hürmüz Boğazı çevresindeki güvenlik riski enerji bakışını ciddi şekilde değiştirdi. Körfez ülkeleri alternatif rotalar oluşturmak isteyecek. Bu stratejide Türkiye ana rolde olacak. Türkiye’nin enerji lojistiği açısından ilerleyen dönemde çok önemli bir rol alacağını, Orta Doğu, Körfez, Suriye-Irak ekseni ve Avrupa hattında enerji transit merkezi olarak öne çıkacağını düşünüyorum.
CAATSA konusunda da daha önce daha pozitif bir beklenti vardı. Ancak ABD tarafında yapılan bazı açıklamalar bu beklentiyi zayıflattı. Halkbank davasında siyasi iradenin etkili olabildiğini düşünüyorum. Fakat S-400 ve CAATSA başlığında Amerikan yasaları ve bürokrasi hâlâ belirleyici görünüyor. Bu nedenle o başlıkta daha temkinli olmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.