Ana içeriğe geç

Atilla Özsever ile 15-16 Haziran İşçi Direnişi üzerine: ‘1970’ten 1989 Bahar Eylemlerine uzanan kesintisiz hafıza’

Direnişin hafızasında özel bir yer edinen Gazeteci-Yazar Atilla Özsever, 15-16 Haziran eylemlerinin köklerini ve bu direnişten 1989 Bahar Eylemlerine kadar uzanan tarihsel mirası anlattı.

Atilla Özsever ile 15-16 Haziran İşçi Direnişi üzerine: ‘1970’ten 1989 Bahar Eylemlerine uzanan kesintisiz hafıza’
Evrensel
16

Türkiye işçi sınıfı tarihinin en önemli kırılma noktalarından biri olan 15-16 Haziran 1970 büyük işçi direnişi, aradan geçen yıllara rağmen emek mücadelesinin temel referans kaynağı olmayı sürdürüyor. O tarihi günlerde subay olarak görev yaparken İstanbul kent merkezine yürüyen işçilerin önündeki barikatı açarak direnişin hafızasında özel bir yer edinen Gazeteci-Yazar Atilla Özsever, 15-16 Haziran eylemlerinin köklerini ve bu direnişten 1989 Bahar Eylemlerine kadar uzanan tarihsel mirası anlattı.

Tasfiye planı sınıfı sokakta birleştirdi

Özsever, 15-16 Haziran olaylarını tetikleyen sürecin temelinde, 1960’lardan itibaren uygulanan ithal ikameci modelin tıkanmasının ve artan maliyetlere karşı işverenlerin düşük ücret politikasını dayatmasının yattığını belirtiyor. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonunun (DİSK) kısa sürede elde ettiği ekonomik kazanımlar ve işçilerin DİSK’e yönelimi, sermaye sınıfını ve dönemin iktidarını rahatsız etti.

Bu tasfiye girişimine karşı gelişen tepkiyi Özsever şu sözlerle özetliyor:

“Zamanın Adalet Partisi hükümeti, DİSK’in gelişmesini önlemek ve tasfiyesini sağlamak için 1317 sayılı Yasa’yı TBMM’ye sevk etti. Bu yasa, bir sendikanın faaliyette bulunabilmesi için o iş kolundaki işçilerin en az yüzde 33’ünü temsil etmesini şart koşuyordu. DİSK bu tasfiye planına karşı harekete geçti. 15 Haziran’da 70 bin, 16 Haziran’da ise 150 bin işçi fabrikalarda üretimi durdurarak yürüyüşe geçti. Olaylara katılan 168 iş yerinden 121’i Türk-İş üyesi işçilerin iş yerleriydi. Bu eylem, sadece sendikal hak gasbına karşı değil, ücret dışı haklar için de ilk ortak sınıf hareketiydi.”

15-16 Haziran’dan ‘89 Bahar Eylemlerine aktarılan direniş ruhu

15-16 Haziran direnişinin işçi sınıfı hafızasında bıraktığı en derin iz, sendikal ayrımların tabanda aşılabileceğinin kanıtlanması oldu. Özsever, bu büyük eylemlerden işçi hareketine miras kalan en temel dersin “taban örgütlenmesi” olduğuna dikkat çekiyor. İş yerlerini temel alan sendikal örgütlenmenin ve iş yeri temsilcilerinin inisiyatif almasının başarıdaki anahtar olduğunu belirten Özsever, bu ruhun Türkiye işçi hareketinin genlerine işlediğini ifade ediyor.

Eylemleri DİSK başlatmış olmasına rağmen Türk-İş ve bağımsız sendikalara üye işçilerin kendi iradeleriyle barikatlara yürümesi, öğrenci gençlik ve sol aydınların bu dalgaya omuz vermesi, sınıf sendikacılığının sınırlarını aşan bir toplumsal itiraz yarattı. Özsever’in vurguladığı bu taban inisiyatifi ve fiili meşruiyet çizgisi, 12 Eylül askeri darbesinin üzerinden silindir gibi geçtiği sendikal harekette bile yok edilemedi. Nitekim 15-16 Haziran’da ekilen bu tohumlar, 1989 Bahar Eylemlerinde yeniden yeşerdi. 1989 yılında yüz binlerce kamu işçisinin yalınayak yürüyüşler, sakal bırakma, viziteye çıkma ve yemek boykotları gibi yaratıcı eylemlerle sokağa dökülmesi, tıpkı 1970’te olduğu gibi tabanın konfederasyon yönetimlerini aşarak kendi kaderini eline almasının bir sonucuydu. Özsever, 15-16 Haziran’ın yarattığı “birleşik mücadele” ve “iş yeri komiteleri” hafızasının, ’89 Bahar Eylemleri ve ’90’lı yılların büyük madenci yürüyüşlerine ilham veren temel tarihsel dayanak olduğunu hatırlatıyor.

İhtiyaç parçalı eylemlere karşı siyasal örgütlülük

Geçmişten günümüze uzanan bu direniş hattının bugünkü işçi eylemlerine sunduğu reçete ise oldukça net. Bugün Türkiye’nin dört bir yanında süren lokal direnişler ve ekolojik mücadeleler ile 15-16 Haziran ruhunun nasıl buluşturulacağına değinen Özsever, sözlerini sınıf mücadelesinde “siyasal öncülüğün” önemine vurgu yaparak noktalıyor:

“Günümüz için birleşik bir işçi mücadelesinin önemi büyüktür. Birbirinden bağımsız, parçalı bir mücadele, ülke düzeyinde topyekûn bir toplumsal mücadeleye dönüşmezse etkisi geçici olur. İşçileri, memurları, işsizleri ve emeklileri kapsayacak, koordine edecek ortak bir merkeze ihtiyaç var. O dönem Türkiye İşçi Partisi (TİP) içindeki ideolojik bölünme, partinin öncülük görevinde handikaplar yarattı. Günümüzde de iktidar değişikliği hedefiyle, sendikal ve siyasal mücadelenin birlikteliğini esas alan, mücadeleci bir sendikal anlayışla emek hareketini buluşturacak bir sınıf partisinin varlığı çok daha fazla önem kazanıyor.”

Kaynağa Git

İlgili Haberler