Anayasa Mahkemesinde 12 yıldır sonuçlanmayan başvuru, Sivas Katliamı davasında yeni bir aşamayı beraberinde getirdi. İç hukuk yollarının fiilen tıkandığını belirten ailelerin avukatları, dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı. Katliamda yaşamını yitirenlerin yakınları adına yapılan başvuruda, yapısal hak ihlallerinin tespiti ve evrensel hukukun işletilmesi talep edildi. Başvuru, Eren Aysan, Zeynep Altıok ve Mazlum Çimen adına avukatlar tarafından hazırlandı. Dosyada avukatlar Dr. Günal Kurşun, Zahide Beydağ Tıraş Öneri ve Deniz Özbilgin yer aldı.
Süreci Evrensel’e değerlendiren Avukat Dr. Günal Kurşun, başvurunun temel dayanağının iç hukuk yollarının tüketilmesi ilkesinin fiilen ortadan kalkması olduğunu söyledi. Kurşun, AYM’de 12 yıldır bekleyen dosyanın artık adalet arayışını kilitleyen bir noktaya geldiğini belirterek şunları söyledi:
“Başvuruyu birkaç temel üzerine oturtmaya çalıştık. AİHM’e gidebilmenin ön koşulu iç hukuk yollarının tüketilmesidir. Ancak 2014’te yapılan başvuruya rağmen Anayasa Mahkemesi 12 yıldır hiçbir karar vermedi. Aradan geçen 12 yıla rağmen Anayasa Mahkemesi bir türlü bu başvuruyu sonuçlandıramadı ve karar veremedi. Bunun, bu dava özelinde Anayasa Mahkemesini yetkili bir başvuru mercii olmaktan çıkardığı kanaatindeyim. Dava dilekçemizde artık Anayasa Mahkemesi kararını beklemeden doğrudan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bu olay üzerinden gidilebileceğini tartıştık.”
Kurşun, “Bilindiği üzere, zaman aşımı kuralı gerekçesiyle, Türk Ceza Kanunu’ndaki zaman aşımı hükmü gerekçe gösterilerek, belli sanıklar geçtiğimiz yıl salıverildi. Bu durum elbette kamuoyunun vicdanını yaralayan ve adalet duygusunun yerine gelmesini engelleyici bir etki yarattı. İnsanlığa karşı suçlarda zaman aşımı işlemez. Bir evrensel ceza hukuku kuralı olarak bunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla eğer Sivas olayı bir insanlığa karşı suç olarak değerlendirilmiş olsaydı, bu sanıkların zaman aşımı gerekçesiyle salıverilmemeleri gerekirdi. Ancak ülkemizdeki yargı maalesef bunu hiçbir zaman insanlığa karşı suç olarak görmedi” dedi.
‘Bir cezasızlık sonucu ile karşılaştık’
Olayın gerçekleştiği 1993 yılında Türk Ceza Kanunu’nda insanlığa karşı suçlar diye bir madde olmadığını dile getiren Kurşun, “2006 yılından sonra hukukumuza eklendi. Ancak 2006’dan sonra da 1993 yılında işlenmeye başlanan insanlığa karşı suçun, mütemadi bir suç olarak, yani devam eden bir suç olarak her an işlenmeye devam ettiği yönünde değerlendirme yapılmadı” ifadelerini kullandı.
“Hiçbir zaman gerçek bir hesaplaşma sağlanamadı” diyen Kurşun, “Olayın gerçekten ne olduğu, gerçek failleri hiçbir zaman ortaya çıkarılamadı. Bunu da nereden anlıyoruz? Örneğin, olayın belli failleri senelerce arandı, haklarında arama kararı vardı, bulunamadılar. En son vefatlarının ardından Sivas’taki evlerinden cenazelerinin çıkarıldığını tespit ettik. Şüphesiz, bu kadar yıl aranıp evinde saklanan başka kişiler yoktur Türkiye’de. Bu durum, devlet aygıtı tarafından bazı faillerin korunup kollandığı kanaatini uyandırıyor bizde. Dolayısıyla bir cezasızlık sonucu ile karşılaştık” ifadelerini kullandı.
‘Hiçbir yargılama 12 yıl sürmemeli’
Dosyada ayrıca AYM’deki uzun yargılama süresinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma hakkı kapsamında “makul sürede yargılanma ilkesini” ihlal ettiğini dile getiren Kurşun, 12 yıllık bekleyişin hiçbir koşulda makul kabul edilemeyeceğini belirterek, “Bu dosyada artık beklemenin kendisi hak ihlaline dönüşmüştür” dedi. Kurşun, “Bu kadar uzun bir yargılama, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının alt başlığı olan makul sürede yargılanma hakkının da ihlali niteliğindedir. Yani hiçbir yargılama 12 yıl sürmemelidir. 12 yıl gerçekten çok büyük bir zamandır” diye konuştu.
Kurşun, Anayasa Mahkemesi’nin uzun süredir karar vermemesine dikkat çekerek, “Anayasa Mahkemesi hiçbir zaman karar açıklamazsa, hiçbir zaman bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurulamayacak mı? Yani sonsuza kadar bunun mu beklenmesi gerekiyor? Bunun bir sınırının olması gerekir diye düşünüyorum” dedi.
‘33 yıldır devam eden bekleyiş’
Adalete erişim konusunda yaşanan gecikmeye işaret eden Kurşun, “Mağdurlar ve mağdur yakınları adalete ulaşmak için yeteri kadar beklediler. 33 yıldır devam eden bir bekleyiş söz konusu; gerçek bir adalete kavuşabilmek adına” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de çok sayıda kişi ve ailenin adalet beklentisi içinde olduğunu belirten Kurşun, “Türkiye’de çok sayıda insan, çok sayıda aile, belki milyonlarca aile bu konuda bir adalet beklentisi içerisindedir. Ben başvurumuzdan da son derece umutluyum” diye konuştu.
Kurşun, Sivas Katliamı davasında yürütülen başvurunun AİHM açısından emsal niteliği taşıyacağını belirterek, “Evet, ilk defa bir emsal olacak, bunu söyleyebilirim” dedi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu ölçekte ve bu uzunlukta başka bir yargılama örneği bulunmadığını ifade eden Kurşun, “Böyle bir olay da yok. Bu tür başvurular genellikle Türkiye’den gidiyor. Çünkü bizde maalesef olmaması gereken şeyler yaşanıyor ve bunların dünyada benzeri yok” değerlendirmesinde bulundu. Bu durumun tesadüf olmadığını düşündüğünü belirten Kurşun, “Aynı durum iki kez tekrar ediyorsa bu seviyede tesadüf değildir. Ben bunun bir siyasi müdahale sonucu olduğunu düşünüyorum” dedi.
‘Siyasi olarak uygun konjonktür bekleniyor’
Kurşun ayrıca, kararın açıklanmamasına ilişkin kişisel değerlendirmesini de paylaşarak, “Siyasi olarak uygun bir konjonktür beklendiği, böyle bir ortam bulunamadığı için kararın aslında verilmiş olmasına rağmen açıklanmadığı kanaatindeyiz” ifadelerini kullandı
AİHM’in içtihatlarına ilişkin de konuşan Kurşun, mahkemenin yargılama sürelerine dair kesin sınırlar koymadığını belirterek, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ‘yargılama 5 yıl, 10 yıl, 15 yıl’ gibi net süreler söylemiyor. Bunun yerine dosyanın kapsamı, yargılanan kişi sayısı ve diğer koşulları birlikte değerlendirerek makul sürenin aşılıp aşılmadığına bakıyor” dedi.
Ancak mevcut dosyada 12 yıllık sürenin hiçbir şekilde makul kabul edilemeyeceğini vurgulayan Kurşun, “Dosyanın kapsamı ne kadar büyük olursa olsun, Anayasa Mahkemesi gibi bireysel başvuru üzerine yargılama yapan bir yerde 12 yıllık sürenin makul süre olarak değerlendirilmesi mümkün değildir” ifadelerini kullandı.
Kurşun, Anayasa Mahkemesinin dosyaya ilişkin karar sürecine de değinerek, daha önce açıklanacağı duyurulan kararların yayımlanmamasına dikkat çekti. Geçtiğimiz yıl AYM’nin internet sitesinde Ocak ve Mart aylarında bu hafta açıklanacak kararlar arasında dosyanın yer aldığını hatırlatan Kurşun, buna rağmen kararın açıklanmadığını söyledi.