Jeffrey Epstein, 6 Temmuz 2019’da Paris’ten özel jetiyle ABD’ye döndüğünde kendisini bekleyen şeyin ne olduğunu bilmiyordu. New Jersey’deki Teterboro Havalimanı’na inen uçağına önce gümrük görevlileri bindi. Kısa süre sonra FBI ajanları ve New York polisi devreye girdi. Epstein terminale alındı ve hakkında yakalama kararı bulunduğu bildirildi.
Cinsel istismar ve reşit olmayan kız çocuklarının fuhşa sürüklenmesi suçlamalarıyla yeniden hedefteydi. Florida’da yıllar önce yaptığı tartışmalı anlaşmayla yalnızca 13 ay hapis yatmıştı. Ancak bu kez durum farklıydı. Savcılar, New York merkezli yeni bir dosya açmıştı ve Epstein suçlu bulunursa 45 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilirdi.
Tutuklandığında şaşkın olduğu belirtilen Epstein’in, görevlilere iki soru sorduğu aktarıldı: “Bu seks ticaretiyle mi ilgili?” ve “Bu reşit olmayanlarla mı ilgili?” Yanıt evetti.
Aynı gece Manhattan’daki Metropolitan Correctional Center’a götürüldü. Bu federal cezaevi, ABD’nin en sorunlu tutukevlerinden biri olarak biliniyordu. Kalabalık, bakımsız, personel eksiği yaşayan ve uzun süredir güvenlik zaaflarıyla anılan bir yerdi. Epstein, lüks ve bağlantılarla çevrili hayatından birkaç saat içinde mahkûm numarasıyla anılan bir tutukluya dönüşmüştü.
İLK UYARILAR GELDİ
Cezaevine getirildiği ilk saatlerde bir çalışan, Epstein’in halinden şüphelendi. Onu “dalgın, üzgün ve kafası karışık” gördüğünü yazdı ve psikoloji biriminin kendisiyle görüşmesini istedi. Bu not, daha sonraki tartışmalar açısından önemliydi. Çünkü Epstein’in cezaevine girdiği ilk andan itibaren ruh halinin iyi olmadığına dair erken bir işaret olarak kayıtlara geçti.
Epstein önce genel tutuklu nüfusuna yerleştirildi. Ancak kısa süre içinde kim olduğu fark edilince güvenlik gerekçesiyle özel konut birimine alındı. Burası normalde disiplin cezası alan ya da tehlike altında görülen tutukluların tutulduğu bir bölümdü. Fakat aynı zamanda ağır suçlarla yargılanan, şiddet geçmişi olan ve yüksek riskli kişilerin de bulunduğu bir yerdi.
İlk hücre arkadaşlarından biri, dört cinayetle suçlanan eski polis Nicholas Tartaglione oldu. Epstein’in bu kişiyi görünce paniğe kapıldığı ve görevlilerden yardım istediği anlatılıyor. Buna rağmen cezaevi yönetimi, hücre arkadaşının intihar riskini azaltabileceği düşüncesiyle bu uygulamayı sürdürdü. Çünkü cezaevi pratiğinde, riskli görülen bir tutuklunun yalnız bırakılmaması önemli bir güvenlik önlemi kabul ediliyor.
Ancak Epstein’in ruh hali giderek kötüleşti. Mahkeme, 18 Temmuz’da kefaletle serbest bırakılma talebini reddetti. Bu kararın ardından hücre arkadaşına “ilmek nasıl yapılır?” diye sorduğu öne sürüldü. Aynı dönemde Epstein’in kendine zarar vermeye çalıştığına dair anlatımlar da dosyaya girdi.
23 Temmuz gecesi hücresinden gelen sesler üzerine görevliler içeri girdiğinde Epstein yerde hareketsiz bulundu. Boynunda cezaevi kumaşından yapılmış bir bağ olduğu belirtildi. Olay “olası intihar girişimi” olarak değerlendirildi. Epstein ise farklı zamanlarda farklı açıklamalar yaptı; bir noktada hücre arkadaşının kendisine saldırdığını söyledi, daha sonra ne olduğunu hatırlamadığını anlattı.
Bu olaydan sonra Epstein bir süre gözlem altında tutuldu. Ancak psikoloji birimi, kısa süre sonra onu yeniden özel konut birimine gönderdi. Oysa daha sonra ortaya çıkan notlar, Epstein’in ölüm düşüncesine dair daha ciddi işaretler taşıyordu. Bu notlardan birinde, geleceğin kendisi ve başkaları için “yalnızca acı” getireceğini yazdığı aktarıldı.
CEZAEVİ HATALARI
Epstein’in ölümüne giden süreçte en kritik noktalardan biri, yalnız bırakılmaması gerektiği halde hücresinde tek başına kalmasıydı. Olası intihar girişiminden sonra cezaevi psikoloğu, Epstein’in başka bir tutukluyla birlikte tutulması gerektiğini belirtmişti. Ancak hücre arkadaşı 9 Ağustos’ta başka bir tesise gönderildiğinde yerine yeni biri yerleştirilmedi.
Aynı gün Epstein için ağır sonuçlar doğurabilecek yeni belgeler de kamuoyuna açıldı. Bunlar, mağdurlardan Virginia Giuffre’nin açtığı bir davayla bağlantılıydı. Epstein o gün avukatlarıyla son görüşmesini yaptı. Görüşmeyi her zamankinden erken bitirdi. Akşam saatlerinde ise denetimsiz bir telefon görüşmesi yapmasına izin verildi. Görevlilere annesini aramak istediğini söyledi; ancak annesi 15 yıl önce ölmüştü. Aslında kız arkadaşı Karyna Shuliak’ı aradığı belirtildi.
Bu görüşmede, gardiyanların kendisini güvende tutmaya çalıştığını söylediği, davanın beklediğinden daha uzun süreceğini anlattığı ve karşı tarafa güçlü olması gerektiğini belirttiği aktarıldı. Ardından hücresine geri götürüldü. Hücre boştu. Yeni bir hücre arkadaşı yoktu.
O gece görevde olan iki cezaevi çalışanı, zor şartlar altında uzun vardiyalarla çalışıyordu. Cezaevindeki personel eksikliği yıllardır bilinen bir sorundu. Bazı çalışanlar 16 saatlik vardiyalar yapıyor, bazen arka arkaya nöbet tutuyordu. Epstein’in bulunduğu birimde yarım saatte bir kontrol yapılması gerekiyordu. Ancak görevlilerin bu kontrolleri yapmadığı, buna rağmen yapılmış gibi evrak imzaladığı ortaya çıktı.
Güvenlik kameraları da tam çalışmıyordu. Birimdeki kameraların önemli bölümü gerçek zamanlı görüntü verse de kayıt almıyordu. Sadece bazı kameralar kayıt yapabildi. Bu durum, Epstein’in ölümünden sonra ortaya çıkan komplo iddialarını daha da güçlendirdi. Görüntülerde belirsiz turuncu bir şeklin merdivenlere doğru hareket ettiği görüldü. Bu detay, yıllarca “hücreye biri mi girdi?” sorusunu besledi.
Ancak resmi soruşturmalarda bu görüntünün büyük olasılıkla görevli personelden biri olduğu değerlendirildi. Bununla birlikte, kayıt eksiklikleri ve cezaevindeki düzensizlikler şüphelerin tamamen ortadan kalkmasını engelledi.
İNTİHAR MI CİNAYET Mİ?
10 Ağustos sabahı saat 06.30’dan sonra kahvaltı dağıtımı için Epstein’in hücresine gidildiğinde, kendisi hareketsiz halde bulundu. Hastaneye kaldırıldıktan sonra hayatını kaybettiği açıklandı. New York Adli Tıp Kurumu ölüm nedenini intihar olarak kayda geçirdi.
Ancak bu karar kısa sürede tartışma yarattı. Epstein’in kardeşi Mark Epstein’in tuttuğu adli patolog Michael Baden, boyundaki bazı kırıkların intihardan çok boğmaya işaret edebileceğini savundu. Bu görüş, kamuoyunda “Epstein öldürüldü” iddiasını daha da büyüttü.
Buna karşılık, yeni belgeler ve bağımsız uzman değerlendirmeleri daha karmaşık bir tablo ortaya koyuyor. Bazı adli tıp uzmanları, boyundaki kırıkların yalnızca cinayetlerde değil, bazı ası yoluyla intihar vakalarında da görülebileceğini belirtiyor. Uzmanlara göre tek başına otopsi bulgularıyla kesin sonuca varmak her zaman mümkün değil; olay yerinin durumu, tanık anlatımları ve kişinin önceki davranışları birlikte değerlendirilmeli.
Epstein dosyasındaki en büyük sorunlardan biri de olay yerinin yeterince iyi korunmamasıydı. FBI ajanları hücreye ulaştığında cezaevi personeli ve sağlık ekipleri çoktan içeri girip çıkmıştı. Hücredeki bazı delillerin hatalı toplandığı, bazı kumaş parçalarının daha sonra atıldığı ve potansiyel olarak önemli olabilecek bazı materyallerin yeterince değerlendirilmediği anlaşıldı.
Bu tablo, resmi sonuca şüpheyle bakanlar için yeni soru işaretleri yarattı. Ancak soruşturmayı yürüten makamlar, cinayet iddiasını destekleyecek somut bir delil bulamadı. Epstein’in hücresine dışarıdan birinin girip onu öldürmesi için çok sayıda kapının, anahtarın, kameranın ve cezaevi biriminin aynı anda organize biçimde devre dışı kalması gerekiyordu. Eski Cezaevleri Bürosu yetkilileri, bunun “devasa bir komplo” olmadan mümkün görünmediğini belirtti.
ŞÜPHELER BİTMEDİ
Yeni belgeler, Epstein’in ölümünün ardındaki en güçlü açıklamanın büyük bir suikast planından çok, cezaevindeki kurumsal çöküş, insan hataları ve denetimsizlik zinciri olduğunu gösteriyor. Epstein, ölümünden önceki haftalarda intihar düşüncesiyle uyumlu davranışlar sergilemişti. Kendisini yalnız bırakmama talimatı vardı ama yalnız bırakıldı. Kontroller yapılmadı. Kameralar eksik kayıt aldı. Deliller kusursuz biçimde korunmadı.
Bütün bunlar, resmi “intihar” sonucunu destekleyenler için ihmaller zincirinin ölümcül sonucuydu. Komplo iddiasını savunanlar içinse aynı ihmaller, şüpheyi büyüten boşluklar olarak görülmeye devam ediyor.
Epstein’in ölümü bu nedenle yalnızca bir cezaevi vakası olmaktan çıktı. ABD adalet sistemine, federal cezaevlerinin işleyişine, güçlü ve zengin kişilerle ilgili davaların nasıl yürütüldüğüne dair daha büyük bir güven krizinin simgesine dönüştü.
Yayımlanan milyonlarca sayfalık belge, pek çok karanlık noktayı aydınlatırken bazı soruları da sonsuza kadar cevapsız bırakmış olabilir. Ancak görünen şu: Epstein, ölümünden önce lüks ve nüfuz dolu hayatından koparılmış, ağır suçlamalarla karşı karşıya kalmış, cezaevinde giderek daha kırılgan hale gelmişti.
Son görüntülerden birinde, hücresine götürülürken yalnızca kısa bir an kameraya yansıyan gri saçlı bir figür olarak görülüyordu. Bir zamanlar siyasetçiler, iş insanları ve ünlülerle aynı çevrelerde dolaşan Epstein, artık yalnız, belirsiz ve neredeyse bir gölge gibiydi.
Ve birkaç saat sonra, dünya onu bir daha canlı görmeyecekti.