ÖZDER ŞEYDA UYANIK
Kahve tüketimi dünyada ve Türkiye’de her geçen yıl artıyor. Sektör hem küresel emtia fiyatlarındaki dalgalanmalar hem de yükselen maliyetlerle pandemiden bu yana oynaklığın yüksek olduğu dönemler yaşıyor.
Arabica Coffee House CEO’su Av. Sertaç Yalçın, kahvenin artık geçici bir akım olmaktan çıktığını ve sosyal yaşamın merkezine yerleştiğini belirtirken, tüketici alışkanlıklarından sektörün büyüme potansiyeline, yeni neslin beklentilerinden rekabet koşullarına kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu.
Arabica’nın AR-Ge ve sosyal sorumluluk projelerini konuşurken, yeni neslin değişen tercihleri ve marka konumlanması da öne çıkıyor. Türkiye’de kişi başına kahve tüketimi son 10 yılda 4-4,5 kat artarken, sektördeki rekabetin de nasıl zorlaştığı dikkat çekiyor.
Kahve, tüketicilere ne ifade ediyor?
Kahve artık bir furya değil. Bazı dönemlerde furyalar çıkıyor; yiyecek, içecekte ama o furyalar hem konseptler anlamında hem tatlar anlamında bir müddet sonra kendini azaltıyor veya yok ediyor. Ama kahve öyle değil. Kahve artık yaşamımızın içinde. Okul hayatımızda, iş hayatımızda, sosyal hayatımızda, ev hayatımızda tamamen günün içine yayılmış; birçok kişinin de rafine bir zevki haline gelmiş bir eşlikçi. Bizim kahve evlerimiz de aslında bu eşlikçiliğin sergilendiği sosyal ortamlar yani sadece kahve içilen yerler değil. Son 10 yılda Türkiye'de kişi başına düşen kahve tüketimi 4-4,5 kat büyümüş durumda. Bu da aslında bunu doğrulayan bir veri.
Küresel kahve fiyatlarında özellikle pandemide başlayan dalgalanmalar yaşandı. 2025’te yeniden yükselişe geçen fiyatların ardından son dönemde görece bir gerileme görülüyor. Peki hem küresel emtia fiyatlarındaki değişimlerin hem de Türkiye’de artan kira, enerji ve işçilik gibi girdi maliyetlerinin sektör üzerindeki etkileri nasıl şekilleniyor? Özellikle büyüyen “gel-al” kahve kültürü açısından bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle genel anlamda dünyada kahve üretim oranı, kahve tüketim oranına göre daha az yani gün geçtikçe aslında kahvenin tüketimi, üretime göre daha hızlı büyüyor. Buna rağmen özellikle bu yıl kahvenin hasatında, üretiminde ve bulunmasında bir sıkıntı yok. Bugün eğer bedelini öderseniz, gerekli anlaşmaları yaparsanız, kahve bulmada yaşadığınız bir zorluk yok. Pandemi sonrasından yaşanan sıkıntılar dışında bütün kooperatifler ve bütün tarlalar tam üretimde, üretim iyi; her ne kadar tüketim artsa da haliyle kahve bulmada bir zorluğumuz yok. Bunu bulabiliyoruz.
Maliyetler çok dalgalı; baktığınızda pandemi öncesinde 110-130 dolarda giden kahvenin borsadaki tonunun fiyatı pandemi sonrasında 455 dolarlara kadar çıktı. Tabi çok büyük bir rakam yani hem parite anlamında (tabii ki yansıyor) hem de dolar olarak 4 katına çıkmış bir hâl ve bizi çok zorladı geçmiş yıllarda. Geçen yılın ikinci yarısından sonra biraz daha oturur hale geldi. Yine olması gerekenin üzerinde, bence kahvenin borsası 200 doların biraz üzerinde biraz altında fiyatlanması lazım. Bugün yine de 265 dolarları gördük, 320 dolar sınırını kırdı, aşağı eğilim yaptı. Şimdi bu 260 dolardaki direnci de kırarsa belki benim beklediğim yerlere doğru gidebilir, yaklaşabilir. Olması gerekenden yüksek olsa da 260-265 dolarları gördüğümüz için 455 dolarları gördükten sonra nispeten mutluyuz. Genel anlamda aslında globalde hem üretimde dediğim gibi hem de arzda bir sıkıntı yok. Talepte de bir sıkıntı yok. Talep artarak devam ediyor. Sadece fiyatlamalar biraz zorlayabiliyor.
Tabii buna sadece sizin dediğiniz gibi sadece kahve değil. Yani biz bugün çiğ kahveyi ithal ediyoruz. Sonuçta işte bizim de markamızın adına aldığı Arabica bitkisi; Ekvator’un 15 güney 15 kuzey enlemleri arasında yetişen bir bitki. Bu bitkiyi biz Türkiye'de yetiştiremediğimiz için bir kere kahvenin kendisi çiğ çekirdek, tartışmasız bir şekilde ithal bir ürün.
Bunun yanında kahvenin yanında çok kullandığımız süt fiyatı inanılmaz derecede arttı. Süt tarihinin en yüksek rakamlarında. Kahveyi son tüketiciye sunmak için bizim kullandığımız karton bardaklar, plastik bardaklar, tamamen ithal. Ekipmanlarımız tamamen ithal.
Lojistiğimizin maliyeti yakıt, Hürmüz Boğazı etkiliyor; Türkiye'de kahve içiyoruz ama bütün girdi maliyetlerimiz aslında ithal ve dövize endeksli. Bunları yönetmeye çalıştığımızda tabii ki kontrol etmek çok zorlu.
Bunun dışında tabii iç dinamiklerde de pandemi sonrasında çok çok ciddi bir faturalarda artış var. Biz eskiden kar-zarar hesabında çok dikkat bile etmezdik. Şu an elektrik, su, doğalgaz gibi özellikle de elektrik, doğalgaz faturaları çok yüksek. Kiralar, pandemi sonrasında çok inanılmaz arttı. Kiralar bizim için çok yüksek maliyet.
Personel maliyetleri çok arttı. Bunların hepsinin üst üste koyduğumuzda aslında kahve sadece kendi ithal de olsa “fincandaki o likit” değil, birçok girdiyle yüksek yerde fiyatlanıyor. Biz marka olarak global rakiplerimizle yarışabilecek, onlarla rekabet edebilecek bir seviyede tutmaya çalışıyoruz. Gün geçtikçe de marjlarımızdan vere vere gidiyoruz.
Küresel dalgalanmalar gerek iklim gerek ekonomik gerek jeopolitik her sektörde çok yüksek etkisi olduğunu görüyoruz. Peki, Türkiye’deki kahve piyasasının hem genel durumu nedir hem siz nasıl görüyorsunuz?
Dünyadaki büyüme, Türkiye'de de karşılığını buluyor. 10 yılda kişi başına düşen kahve tüketimi yıllık 350-400 gramdan, yaklaşık 1,6-1,7 kilolara kadar geldi. Kişi başına düşen kahve tüketimi oranı çok ciddi bir şekilde artmış durumda ama bu artış dünyaya göre yine de çok geride kalıyor.
Avrupa ortalaması 8 kilolarda, Kuzey Avrupa ülkelerinde 9-10-11 kilolara kadar çıkıyor. Baktığınızda, 10 yılda Avrupa yaklaşık iki kat büyürken, Türkiye 4-4,5 kat büyüdü. Tüketimde haliyle büyümeye devam edecek gibi görünüyor. Bunun karşılığında tabii iç piyasada hem bir sürü aktör çıkıyor hem de halihazır aktörler bir şekilde büyümeye çalışıyor.
Verilere bakınca, 2025 yılında Türkiye’nin ithalatı 1,1 milyar dolar, 2026 yılının ilk üç ayı 270 milyon dolar olmuş. Tüm çeyreklerde böyle giderse aslında yıl, geçen yıl ile aynı bitecek gibi görünüyor. Dolar bazında ithalat rakamı aynı gibi, ihracat da hemen hemen öyle. 2025’te ilk üç ayda 85 milyon dolar, yılın tamamında da 350 milyon dolar ihracat yapmışız.
Buradaki konu, fiyatlar geçen sene çok yüksek olup, 2025'in sonlarına doğru düştüğünden, 2026’da daha düşük fiyatlara kahveyi alabilmemizden kaynaklı; dolar bazında değişmese de tüketim anlamında çok ciddi bir artış var. Türkiye geçen sene 160 bin ton kahve ithal etmiş, 2026 ilk üç ayda 45 bin ton. Yıl bazında böyle biterse %12, geçen yılın ilk üç ayıyla bu yılın ilk üç ayını kıyaslarsak da %18 gibi bir artış var. Dünya genelinde %7 civarında bir artış varken, Türkiye'de bu oran; dünya genelinin üzerinde bir kahve tüketiminde artış var diyebilirim.
Tüketici ilgisinin kahve ithalatına ve bu rakamlara yansıması nasıl oluyor?
Son tüketicinin ilgisiyle çok orantılı rakamlar. Türkiye'de büyüyen kahve piyasasının aslında en büyüdüğü yer: Evde tüketim. Kahve sektörünü iki döneme ayırmak lazım: Pandemi öncesi dönem, pandemi sonrası dönem.
Pandemi öncesi dönemde artarak devam eden normal seyrinde bir tüketim vardı. Pandemide tabi sosyal hayatın neredeyse sıfırlanması ile birlikte evde tüketim çok arttı. Evde tüketimin artışı, pandemi sonrasında da devam etti. Evde tüketim, pazardaki büyümedeki artıştan en büyük payı alıyor.
Ancak pandemi sonrasının şöyle bir dönem durumu var: Pandemide hem sosyalleşemeyen hem de para harcayamayan son tüketiciler, pandemi sonrasında ciddi bir averaj (ertelenmiş) tüketimi yaptı. Tüketimin çok yoğun arttığı bir dönem var. Haliyle bu artış birçok aktör doğurdu, birçok yeni kahve evi doğurdu.
Bu averaj işi, 2025 yılının ikinci yarısı itibarıyla azalmaya başladı. Genel anlamdaki tüketimin, kahveye de yansıyan kısmının aslında azaldığı, tüketicilerin daha bilinçli hale geldiği, hane ekonomilerini biraz daha düşündüğü maliyete, kalite, gıda sağlığı hem de artık yeni pazarlamanın adı deneyim olduğu için deneyime önem vererek daha bilinçli bir tüketici haline geldiğini gözlemliyorum. Çok net bir şekilde bu da tabii ki pandemi sonrasında kurulan ve bu bağlamda sadece averaj işinin rüzgarına kapılan, tüketiciye iyi hizmet veremeyen, iyi ürün veremeyen, deneyimini arttıramayan, altyapısını güçlendiremeyen firmaların ciddi bir duraksama ve gerileme dönemine girdiklerini gözlemleyebiliyorum.
Yurt içinde ve küreselde de bir rekabet var. Türkiye de bunun önemli bir parçası olurken, kahve markaları ve kafelerdeki son durum, mağaza büyümeleri ne durumda?
Çok aktör çıktı. Biz Türkiye’deki ilk 5 kahve evinden biriyiz. Bazısına göre üçüncü, bazısına göre dördüncü sıradayız ama pazardaki payımız %10 bile değil. Özellikle pandemi sonrasındaki süreçte açılan o kadar fazla marka var ki. Bütün girdi maliyetlerinin döviz olduğu, bütün gelirlerin TL olduğu bir yerde hem bunu hedge edebilmek hem konsept geliştirebilmek hem son tüketiciye dokunabilmek çok önemli. Bunu yapabilenler büyümeye devam ediyor pazarda, bunu yapamayanlar çok ciddi duraksıyor ve geriliyor. Biz pandemiye dezavantajlı giren bir yapıyız. Pandemi öncesinde çok açık ara hızlı bir büyüme sürecindeyken, pandemi hem sosyalde bireylerin hayatlarını hem de şirketleri eşitledi. Pandemi sonrasında zararlı, yaralı çıktık. Çünkü zaten pandemi öncesinde büyüktük. Pandemi sonrasındaki o enflasyon, tüketim çılgınlığı, aşırı artan rekabet gibi, hala da devam eden krizler nedeniyle hem yaralarımızı sarmaya hem de bu süreci yürütmeye çalıştık. Psikolojik, operasyonel, maddi olarak daha ancak 2025'in ilk çeyreğinde yaralarımızı sarabilmişiz. Altyapıya, müşteri deneyimine, yeniliğe biz çok önem veren bir yapıyız. Yapımızın ön tarafı kafe house ama arka tarafı bir ar-ge girişim firması olarak nitelendiriyorum. Haliyle de bu yaraları sardıktan sonra yeniden atağa geçebildik. Biz, yeni konseptler, yeni markalar, yeni lezzetler, anlaşmalar, sponsorluklar, sosyal sorumluluklar bir sürü projelerle atağa geçerken, başka birçok yapı duraksayıp gerilemeye gitti. Bu sektörde bundan sonra da böyle olacak; nitelikli iş yapamayan, son tüketicide “lovemark” (duygusal bağ kurulan marka) oluşturamayan, sadece lezzetiyle, fiyatıyla değil, deneyimiyle de tüketiciye dokunamayan firmaların işi önümüzdeki süreçte çok zor.
Son olarak yeni nesil tüketici alışkanlıklarını sormak istiyorum. Özellikle deneyim ekonomisinin öne çıktığı bu dönemde kahve, gençlerin hayatında artık sadece bir içecek değil; sosyalleşme, çalışma, zaman geçirme ve hatta bir yaşam tarzının parçası haline geldi. Pandemi sonrası ev içi tüketim alışkanlıklarının da güçlenmesiyle birlikte kahve kültürünün daha da yaygınlaştığını görüyoruz. Siz hem AR-GE hem de tüketici deneyimi tarafındaki bir marka olarak, önümüzdeki dönemde yeni neslin kahve tüketim alışkanlıklarında nasıl bir dönüşüm öngörüyorsunuz? Kahve markaları ve kafeler açısından büyüme potansiyelini nasıl değerlendirirsiniz?
Yeni nesil aslında bizim kuşağımıza göre, daha tatlı kahveler, daha farklı lezzetler, gittikleri mekânda paylaşım yapabileceği enstantaneler, dekorasyonlar, tasarımlar, iyi bir sohbet, bunun yanında rahat oturumlar, sessiz alanlar, iyi müzik, birçok şey bekliyor ama içecekte de gerçekten dönemsel farklı lezzetler, farklı tatlar ve şekerli tatları gerçekten çok tüketiyor. Yeni nesil zaten kafe houseları sadece gelip kahve içtikleri bir yer gibi değil, sosyalleştikleri, ders çalıştıkları, buluştukları, müzik dinledikleri, yaşam alanı gibi görüyor ve kurguluyor. Haliyle de bu yaşam alanı onlara ne kadar hitap ederse ve yaşamlarına ne kadar dokunursa; lezzet, ekonomik anlamda tasarım anlamında ve deneyim anlamında, çok önemsiyorlar. Marka kim, kimin, ne yapıyor, duruşu, reaksiyonları gibi konuları da çok önemsiyorlar. Bunların hepsini bütüncül bir şekilde arayan bir yeni nesil var. Nitelikli bir tüketici var.
Benim için çok sevindirici olan Türk kahvesi de tüketimde çok iyi yerde. Türk kahvesi yine içiliyor. Türk kahvesi dünyada da yayılıyor bu arada demleme yönteminin bizim ülkemizden çıkıp dünyaya yayılması da çok keyifli benim için.
Biz de marka olarak o bunların hepsine uyum sağlamaya çalışıyoruz; yaraları sardıktan sonra Arabica Coffee House markamız varken, Arabica Kitchen Fit ve Arabica Kitchen Fit Plus markalarını yaptık. Kahvenin yanında hızlı ve sağlıklı beslenmeyi, ekonomik beslenmeyi, konseptin içine kattık. İstanbul’da Bebek’te, Koşuyolu’nda Arabica Coffee House Maestro konseptlerini açtık. Burada tamamen alakart sistem, mutfak var, DJ performans var, yerinde kahve kavurma var, bar var aslında deneyimi arttırılmış bir kafe house haline getirdik.
Çok ciddi sponsorluklar yapıyoruz. Futbolda, voleybolda, paralimpik branşlarda mücadele eden milli sporcularımızla çok ciddi sosyal sorumluluk projelerinde iş ortaklıkları yapıyoruz. Dönüşüm projeleri yapıyoruz. Kahvenin posasını kullanarak Tübitak onaylı projeyle kozmetik ürünlere dönüştürüyoruz.
Yeni dünya düzeninde yapay zekâ olmazsa olmaz; geçen yıl bir yapay zekâ firmasına melek yatırımcı olduk. Onu geliştiriyoruz. Operasyonlarımızın, şube ve merkez operasyonlarının içine katıyoruz. Görüntü ve ses işleme anlamında, kasa sistemine yatırım yapıyoruz.
Arabica Radyo’yu kurduk, geliştirdik. Arabica Akademi’yi kurduk. Online ve fiziki eğitimler veriyoruz. Bütün ürünlerimizi kendimiz üretiyoruz; orada AR-GE’ye geçtik. 32 kişilik tadım ekipleri kurduk. Tüm Türkiye’ye tadım kitleri gönderiyoruz. Yeni bir içecek, yeni bir yiyecek, yeni bir sandviç çıktığı zaman bunların hepsini gönderiyoruz. Onların raporları ile kör adımlarıyla, kör raporlamalarıyla geliştiriyoruz. Ekibin deneyimine önem veriyoruz.
Biz üç fabrikamızda hem kahvemizi kavurup hem lojistik hizmetlerimizi veriyoruz. 2025’te sos, şurup, püre, toz grup üretim tesisimizi de kurduk. Daha sağlıklı, glikoz kullanmadığımız tamamen pancar şekerinden şuruplar, soslar, püreler üretiyoruz. Bunları damak tadına uyduruyoruz. Tarihinde ilk defa Nutella bir anlaşma yaptı. Bunu da bizimle yaptı. Globalde Nutella'nın ismini ve logosunu kullanabiliyoruz; birlikte ürün geliştirdik. Nutella'nın bir lattesini yaptık.
Son tüketicinin beğeneceği, kendi ekmeğimizi, sandviçimizi, tatlılarımızı, kruvasan, ekler donut, çikolata, kasa önü ürün satış, hepsini kendimiz üretiyoruz. Başka bir fabrikamızda son tüketicinin analizleriyle, geri bildirimleriyle farklı bir yere evrilmeye çalışıyoruz.
Aslında bu söylediklerimin hepsini üst üste koyduğunuzda, bir yandan kalitenizi koruyarak, tüketicinin beğendiği unsurları bozmadan; üstüne bir şeyler koyduğunuz deneyimi arttırdığınız, lezzeti, fiyatı, hizmeti arttırdığınız bir dünya düzenine hazır olmanız lazım. Bunları hem yazılım hem yatırım hem üretim hem de baristalarımız bizim yüzümüz şubelerimizde, onların gelişimi ve eğitimini arttırıp, ortak paydayı, standardizasyonu ve çalışan memnuniyetini de bir işveren markası olarak arttırmaya yönelik bir sürü çalışmayla aslında bütüncül bir ekosistem kurmaya çalışıyoruz.
Yeni neslin sosyal sorumluluğa olan duyarlılığı hem sağlıklı beslenmeye yönelmesi önemli. Bunların hepsine hitap ederek, beni de bir kahve tüketicisi olarak, bütün alanlara da hitap ederek anlattınız. Heyecanla izliyoruz. Çok teşekkür ediyoruz. Umarım tekrar yıl sonuna doğru da böyle bir yılın muhasebesinde birlikte yaparız.
Ben teşekkür ediyorum sohbetiniz için, çok sağolun davetinize.