Bundan tam doksan sekiz yıl önce, 14 Temmuz 1928 yılında İzmir’de yaşanan bir olay kamuoyunu derinden sarstı. Ordunun iki parlak kurmay subayının bir kaza kurşunu ile şehit olması beraberinde bazı tartışmaları da getirdi…
Kazada şehit olanlardan Kurmay Yarbay Mehmet Nihat Bey Cumhuriyet tarihinin en büyük askeri tarihçisiydi ve olayın yaşandığı günlerde Kurtuluş Savaşı’nda cephelerde yaşanan bazı olayları ve komutanların yanlış tutumunu anlatan bir kitabın hazırlığı içinde olduğu iddia ediliyordu. Dr. Ahmet Mehmetefendioğlu yazdı…
GÜZELBAHÇE ŞEHİTLİĞİ
İzmir’de Güzelbahçe ilçesine girişte yol üzerinde deniz kıyısında bulunan ve çok da dikkat çekmeyen , hakkında bölge halkı tarafından da çok az şey bilinen ve yakın tarihlere kadar 18 Mart Şehitlerini Anma Günü etkinliklerinde tören alanı olarak kullanılan bir şehitlik , cumhuriyet tarihimizin en ilginç olaylarından birisinin tanığı gibidir.
Şehitlikteki kaideye dikkatlice bakıldığında ordumuzun kıymetli ve gelecek vaat eden iki kurmay subayının, İzmir Müstahkem Mevki Piyade Tugay Komutanı Kurmay Yarbay Nihat ve Müstahkem Mevki Kurmay Başkanı Binbaşı Zeki Beyler’in isimleri görülecektir.
Şehitlik kitabesinde “14 Temmuz 1928 günü bir görev dönüşü burada şehit olmuşlardır. Ruhları Şad Olsun“ ifadesi de yer almaktadır.
Bu iki askerimizin adına yapılan şehitliğe konu olan ve 1928 yılında İzmir ve Türk kamuoyunu derinden sarsan olayı biraz araştırdığımızda ordumuzun bu değerli subaylarının trajik bir kaza sonucu nasıl şehit olduklarını öğrenmekteyiz.
Cumhuriyetin ilanından sonra yeniden yapılandırılan ordumuzda, Müstahkem Mevki Komutanlıkları oluşturularak bunlar daha çok kıyılarımızda konuşlandırılmıştır. İzmir ilinde karargahı Sarıkışla olan Müstahkem Mevki Komutanlığı ,piyade ve topçu kıtaları şeklinde yapılandırılmıştı.1928 yılında Müstahkem Mevki Komutanı Tümgeneral Ali Fuat (Erden) Paşa’ydı.
DENETLEME GEZİSİ SONARSINDA YAŞANA TALİHSİZ KAZA
Ali Fuat Paşa ,Urla ve civarında yer alan emrindeki birlikleri denetlemek üzere 14 Temmuz 1928 günü; Sarıkışla’dan Urla’ya doğru hareket eder. Yanında kendi Kurmay Başkanı ,Kurmay Yarbay Zeki Çobanoğlu; emir subayı ve şoförü olduğu halde yola çıkan Paşa’ya ,Piyade Tugay Komutanı Kurmay Yarbay Nihat Bey, Topçu Binbaşı Abdullah Bey ve şoförün olduğu ikinci bir araç eşlik etmektedir. Urla ve civarında birlikleri, kışlayı ve araziyi inceleyen heyet geri dönmek için akşam hareket ettiğinde araçlardaki oturma planı değişir. Çünkü; Zeki Bey inceleme sırasında bölge komutanları ile görüşmelerini tamamlayamadığı için Ali Fuat Paşa’nın aracına binememiştir. İkinci araçta yolculuk yapmak zorunda kalan Zeki Bey ön tarafa şoförün yanına oturmuştur. Arkada yine Topçu Binbaşı Abdullah Bey ile Piyade Tugay Komutanı Kurmay Yarbay Mehmet Nihat Bey bulunmaktadır.
İki araç arasındaki takip mesafesi Zeki Bey’den kaynaklanan gecikme yüzünden açılmış, iki araç arasında yaklaşık bir kilometrelik mesafe oluşmuştur. Öndeki araç Kilizman yani Güzelbahçe bölgesine yaklaştığında yol üzerinde güvenlik kontrol noktasında durdurulmuştur. Dur ihtarını ve düdük sesini duyan Ali Fuat Paşa aracını durdurur.
Aracı durduran; Güzelbahçe girişinde yol güvenliği için geçici olarak görevlendirilen İl Jandarma Komutanlığına bağlı karakolda görev yapan Yahya Çavuş, bir jandarma eri ve altı köy korucusundan oluşan birlikteki Yusuf adlı jandarma eriydi. Urla ,Seferihisar ve Güzelbahçe civarında dağa çıkan firari Kör Mümin ve adamlarının yarattığı tehlike üzerine belirli aralıklarla kontrol karakolları oluşturulmuştu. İşte bu karakollardan biride Güzelbahçe girişinde idi. Burada görev yapan Jandarma eri Yusuf aracı kontrol etmek için düdük çalarak dur ihtarı vermişti. Araç durunca pusudan çıkıp araca yaklaşan ve içinde Ali Fuat Paşa’yı gören Yahya Çavuş derhal araca yol vermiştir.
Takip mesafesini kapatmak için hızla yol alan arkadaki araç kontrol noktasına yaklaştığında aynı dur ikazıyla karşılaşır. Süratinden dolayı hız kesemeyen araç ikazın yapıldığı noktadan daha ileride durabilmiştir. Bu arada dur emrine uymayan araçta firarilerin olduğunu sanan ve kaçtıklarını düşünen jandarma eri Yusuf, aracın arkasından tekerleklerini hedef alarak ateş etmiştir.
TEK KURŞUNLA İKİ ŞEHİT
Beklenmedik bir şekilde mermiler hedeflerinden saparak otomobilin içinde arka arkaya oturan Mehmet Nihat Bey ile Çobanoğlu Zeki Bey’in ensesinden girip ön taraflarından çıkmış, biri 43 diğeri 36 yaşında olan subaylar olay yerinde şehit olmuştur.
Jandarma eri Tireli Yusuf neden olduğu olayın vehametini anlayınca şaşkınlık ve panik içinde tüfeğini Yahya Çavuş’a teslim etmiştir.
Olay hemen İzmir’e Vali Kazım (Dirik) Paşa’ya telefonla bildirilmiştir. Yanında İl Sağlık Müdürü, Emniyet Müdürü ve Jandarma Alay Komutanı olduğu halde Vali Kazım (Dirik) Paşa, olay yerine hareket etmiştir. İlk araçta yolculuk yapan Müstahkem Mevki Komutanı Tümgeneral Ali Fuat Paşa haberi aldığında ulaşmış olduğu İzmir’den derhal geri dönerek olay yerine gelmiştir.
Bugün Güzelbahçe Şehitliğinin olduğu yer olayın geçtiği yerdir. Olaydan kısa bir süre sonra şehitler için oluşturulan kaide daha sonra 1973 yılında tekrar düzenlenmiş ve bugünkü halini almıştır.
Uzunca bir süre hakkında derli toplu bilgiye sahip olunmayan bu şehitliğe ilişkin ilk çalışmayı daha önceleri İzmir’de görev yapan ve kendisi gibi asker olan oğlunu Bosna’da şehit veren Emekli Orgeneral İsmail Hakkı Akansel Paşa ,şehit oldukları sırada oğluyla aynı yaşlarda olan iki değerli şehidimizin hayatını ve olayı 1996 yılında Güzelbahçe Şehitleri başlığıyla kitaplaştırmıştır.
BURSALI KURMAY YARBAY MEHMET NİHAT BEY
Olayda şehit olan Bursalı Mehmet Nihat Bey 1886’da doğmuş, 1905’te Piyade teğmen olarak Harp Okulu’ndan mezun olmuştur. Harp Akademilerinden 64 .dönem mezunu olan Mehmet Nihat Bey’in dönem arkadaşları arsında Refet Bele ve Kazım Dirik’te bulunmaktadır. Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nda görev almıştır.1913 yılında Harp Okulu Harp Tarihi ve Askeri Coğrafya öğretmen yardımcısı olmuştur. Çanakkale Cephesi’nde farklı rütbelerle yer alan Nihat Bey, Milli Mücadele yıllarında öğretmenliğinin yanı sıra cephe görevlerini de üstlenmiştir.
1923-1926 arasında Harp Akademisi Harp Tarihi öğretmenliğini yürütmüştür.1927 yılında İzmir Müstahkem Mevki Piyade Tugay Komutanlığına atanmıştır. Nihat Bey, Harp Akademisinde öğretmenlik yapmış, Harp Tarihi Öğretmeni olarak askeri kitaplar ve makaleler yazmıştır. Kısacık ömrün ve yirmi üç senelik askerlik hayatında elliye yakın askeri tarih kitabı ve çevirisine imza atmıştır.
Görsel 5 Mehmet Nihat Bey’in ölümünden kısa bir süre önce 1928 yılında yayınlanan Büyük Harpte Türk Harbi adlı kitabı
CUMHRİYET TARİHİNİN İLK VE EN BÜYÜK ASKERİ TARİHÇİSİ
Bursalı Nihat Bey’in bir diğer özelliği de cumhuriyet tarihinin ilk belki de ne büyük askeri tarihçisi olmasıydı. Ölümünden kısa bir süre önce de Kurtuluş Savaşı’ndaki cepheleri ve bazı komutanların askeri stratejilerine ilişkin eleştirel nitelikte bir kitap hazırlığı ve bunu büyük ölçüde tamamlamış olduğuna ilişkin vefatından sonra çıkan haberlerden öğreniyoruz.
“YETER Kİ GERÇEK BELİRLENSİN“
Mehmet Nihat Bey özelikle Balkan ve Birinci Dünya Savaşı’na ilişkin yazdığı kitaplarda tarihsel bir anlatımın ötesinde eleştiri niteliğinde ve ders çıkarmaya yönelik tespitler yapmıştır. Nitekim ölümünden kısa bir süre önce yayınlanan bir kitabın son kısmındaki tespitleri de böyle bir kitap hazırlığı içinde olduğunu göstermektedir:
“Söze son vermeden şunu da eklemeyi gerekli görürüm: Bu ciltte de beni iten içtenlik ve iyi niyettir. Kendimce yanlış gördüğüme yanlış, kötü saydığıma kötü dedim. Hüküm ve kanaatlerimin kişilerle ilişkisi yoktur. Harekât ve muharebelerden sorumlu olan komutan ve kişilerin içinde kişisel olarak tanıdığım ve tanımadığım da vardır. Hepsinin yurtseverliği, kişisel değerleri, çaba ve fedakârlığı söz ve kuşku götürmez. Nitekim içlerinde, bu savaşta aldığı derslerle Büyük Harp’te, İstiklal Muharebeleri’nde yüksek nitelik göstererek Tanrı’nın hakkına kavuşmuş ya da halen hayatta olan birçok kişi vardır. Dolayısıyla hafif ya da sert eleştiri ve düşünceler filana değil, ancak Balkan Harbi’nde filan gün, filan kıtanın başında bulunan kişiliklere yöneliktir. Öte yandan bu düşüncelerimde, elbet, hatasız, olamayacağım gibi elime geçirmiş bir belgenin ortaya çıkmasıyla da görüşlerimin kısmen ya da tamamen değişmeye mahkûm olabileceği de açıktır. Yeter ki gerçek belirlensin...“.
ÇOBANOĞLU ZEKİ BEY
Olayda şehit olan diğer subayımız Çobanoğlu Zeki Bey1889 ‘da İstanbul’da doğmuş,1909’da Harp Okulundan mezun olmuştur. I.Dünya Savaşı ve Milli Mücadelede görev almıştır. Cephelerde savaşırken eğitimini de sürdürmüştür.1927 de Yarbay olan Zeki Bey , İzmir Müstahkem Mevki Kurmay Başkanlığı’na atanmıştır.. Zeki Bey savaş şartlarına rağmen yarım kalan eğitimini tamamlamış, askerlikle ilgili eserler ve makaleler kaleme almıştır.
Babasını hiç tanımayan oğlu Ali Zeki Çobanoğlu’nun 1946 yılında kaleme aldığı Çobanoğlu Zeki ve yakın zamanda torunu Canan And’ın kaleme aldığı aynı ismindeki Çobanoğlu Zeki ismindeki kitaplardan bu şehidimize ilişkin yeni bilgiler öğrenmekteyiz.
OLAY BİR KAZA MI SUİKAST Mİ
Olayın arkasında Mehmet Nihad Bey’in Kurtuluş Savaşı’nda bazı komutanların tutumunu hedef alan eleştirel bir kitap çalışması nedeniyle bir suikaste kurban gitmiş olduğuna dair düşünceler getirilmiş olsa da yapılan araştırmalarda bu iddianın doğru olmadığı ve olayın bir kaza sonucunda gerçekleşmiş olduğu sonucuna varılmıştır.
"BEN KOMUTANLARIMI NASIL VURDUM"
Olay sonrasında Tireli Yusuf tutuklanmış, yargılanmış ve ceza almıştır. Tire’de yaptığım araştırmalara göre kırklı yıllara kadar hayatta olan ve olaydan hemen sonra akıl sağlığını yitiren Yusuf, öldüğü tarihe kadar “ben komutanlarımı nasıl vurdum” diyerek hayatına devam etmiştir.
KOKLUCA MEZARLIĞI’NDA YANYANA GÖMÜLDÜLER
Olay yerindeki incelemeler ardından şehitlere ait cenazeler Karantina semtindeki askeri hastaneye getirilmiştir.
Cenaze töreni için askeri hastaneden alınan cenazeler 15 Temmuz 1928 günü Sarıkışla önüne getirilmiştir. Ailesi İzmir Karşıyaka’da oturan Nihat Bey’in ailesi törene katılırken , Zeki Bey’in İstanbul’da olan ailesi törene yetişememiştir. Müstahkem Mevki Komutanı Tümgeneral Ali Fuat Paşa, Belediye Başkanı Hulusi Bey, milletvekilleri ,subaylar ,kalabalık halk kitlesinin katıldığı tören ve Tilkilik’teki Hatuniye Camii’nde kılınan cenaze namazı sonrasında cenazeleri Kokluca Mezarlığı’nda yan yana defnedilmişlerdir.
Bugün şehitlerimizin ismi İzmir’de iki caddeye verilen isimle yaşatılmaktadır.
Ruhları şad olsun, vatan her daim var olsun
Dr. Ahmet Mehmetefendioğlu
Odatv.com