Uluslararası rotalarda Türkiye kilit rolde yer alıyor. Türkiye ve Suudi Arabistan arasında yakın zamanda imzalanan “Modern Hicaz Demir Yolu Projesi” gündemden düşmüyor. Sultan Abdülhamid’in yaptırdığı Hicaz Demir Yolu'nun tarihini yakından inceledik.
Uluslararası rotalarda Türkiye kilit rolde yer alıyor. Türkiye ve Suudi Arabistan arasında yakın zamanda imzalanan “Modern Hicaz Demir Yolu Projesi” gündemden düşmüyor.
Sultan Abdülhamid’in yaptırdığı Hicaz Demir Yolu, Osmanlı’nın mukaddes topraklara unutulmaz hizmeti olarak tarihe geçti.
Yeniden faaliyete geçirilmeye çalışılan projenin tarihi geçmişini Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci ile masaya yatırdık. Şam, Amman, Maan ve Medine istasyonları başta olmak üzere bütün hattı yakından inceleyen Ekinci, 1993 yılındaki haberiyle Amman istasyonunun müzeye dönüştürülmesinin hikayesini anlattı.
YOUTUBE LİNKİ EMBED YAPILACAK
SULTAN II. ABDÜLHAMİD’İN STRATEJİK VİZYONU
Hicaz Demiryolu, sathî bir bakışla sadece bir ulaşım projesi gibi görünse de, derinlemesine incelendiğinde Osmanlı devlet aklının çok boyutlu bir bekâ stratejisi olduğu anlaşılır.
Bu vizyon; Hilafet makamının siyasi gücünü tebarüz ettiren sembolik bir gövde gösterisi, imparatorluğun iç güvenliğini sağlayan bir askeri lojistik ağı ve hattın geçtiği çölleri ihyâ eden bir ekonomik kalkınma hamlesi olmak üzere üç temel sütun üzerine inşa edilmişti.
Ekinci projenin "neden" yapılması gerektiğini şöyle açıklıyor:
"Hattın yapılmasının tek sebebi hacıların Mekke'ye rahatça gitmeleri değil. İkincisi, demir yolu sayesinde asker sevkiyatı, memur sevkiyatı kolaylaşacaktı. İttihatçılar 1. Cihan Harbi'nde tıpkı Çanakkale'de Sultan Abdülhamid'in ve Sultan Abdülaziz'in yaptırdığı siperleri kullanıp da biz herkese zafer kazandık dedikleri gibi Suriye ve Irak'ta da Sultan Abdülhamid'in yaptırmış olduğu tren hatları sayesinde oraya asker sevkiyatı yapabildiler. Eğer bu tren hatları yapılmamış olsaydı, Cihan Harbi'nin daha ilk gününde bütün Suriye, Irak vesair Osmanlı hakimiyetinden çıkardı.
Üçüncü sebep demir yolu geçtiği yerlere hayat götürür. Orada şehirler, kasabalar, istasyonlar kurulur... Buraların imara açılmasını, nüfusun artmasını yani ekonomik kalkınmayı hedeflemişti.
Sultan Abdülhamid ufku çok geniş, derin hesapları olan, hadiseye global bakabilen bir hükümdardı. Herkes şimdi farklı tarafını konuşuyor ve kör dövüşü yapıyorlar ama Sultan Abdülhamid'i hakiki hüvviyetiyle ortaya koymak lazım."
İSLAM DÜNYASININ TARİHİ İTTİFAKI
Bu geniş vizyonun hayata geçirilmesi yolundaki en büyük engel olan finansman krizi, ancak Sultan’ın siyasi dehası ve İslam dünyasındaki manevi otoritesiyle aşılabilirdi.
Osmanlı Devleti’nin 1877-78 Rus Harbi’nin ağır tazminatları altında ezildiği, hazinenin en müzayaka içerisinde olduğu bir dönemde, bu devasa projenin tek bir kuruş dış borç alınmadan tamamlanması iktisat tarihçilerini hayretler içinde bırakıyor.
"Halifeliğin gücü kalmadı" diyen Batılı güçler de bu projeyle şaşkın kalıyor. Hilafet makamının nüfuzunu Sultan Abdülhamid'in nasıl tesis ettiğini Ekrem Buğra Ekinci şöyle açıklıyor:
"Bu çok buhranlı ve sıkıntılı zamanda böyle bir projenin kaç liraya mal olacağı hesaplanıyor. 4 milyon liraya mal olacak. 4 milyon lira yok... Bir yardım kampanyası açılıyor... Bütün dünya Müslümanları akla zarar bir şekilde bu kampanyaya yardımda bulunuyorlar. İstanbul'dan Yemen'e giden tren yolundan Fas'taki Müslümanın Hindistan'daki Müslümana ne? Kendi vatanı bile değil. Onlar para yağdırıyorlar... Hani halifeliğin gücü yoktu? Hani halifeliğin hiçbir fonksiyonu kalmamıştı?
Halifenin bir sözüyle hem de basit bir sözüyle bir tren hattı için dünya Müslümanları oraya para aktardılar... İran Şahı para verdi; düşünün mezhep farkı olmasına rağmen... Haydarabat Nizamı dünyanın en zengin hükümdarlarından birisi para verdi... Mısır Hidivi buraya külliyetli para verdiler ve para toplandı. Osmanlılar 4 milyona mal olur dedikleri projeyi 3 milyona mal ettiler."
"Bu tren yolları nasıl yapıldı? Almanlar, İngilizler, Fransızlar, Ruslar tarafından değil. Tamamen Osmanlılar tarafından yapıldı. Osmanlı mühendisleri, Osmanlı mimarları, Osmanlı işçileri çok usta bir organizasyonla... Çoğu burada döküldü. Hammadde halinde geldi, burada işlendi ve bu neye sebep oldu? İş gücü harcandı, işsizliği ortadan kaldırdı. Ekonomik bir canlanma meydana getirdi...
Para içeride kaldı. Tıpkı saraylar gibi... Senin taşçın çalışıyor, fayansçın çalışıyor, marangozun çalışıyor... Ekonomi yani paranın el değiştirmesi ekonomi için muazzam bir canlılıktır. Hiçbir kâr doğurmasa bile bunu yapmışlar. Bunu kimse göremiyor çünkü insanlar ekonomiyi bilmiyorlar... Yabancılar yardım edelim diyorlar fakat padişah kabul etmiyor. Bunu sonradan aleyhimize kullanırlar... diye Sultan Abdülhamid'in bir de böyle ince düşünceleri vardı."
Sultan Abdülhamid, Peygamber efendimize hürmeten raylara keçe döşetiyor. Ancak Ekinci, bunun gerçek keçe olmayıp özel bir malzeme olduğunu ifade şöyle ifade ediyor:
Ekinci, bu manevi teknolojiyi ve hattaki tevazu sembollerini şu şekilde detaylandırır:
"Raylara keçe döşenmesi... Medine-i Münevvere'ye girerken Hacar istasyonu şehrin dışına kuruluyor. Hükümetin talimatı: 'Medinelileri rahatsız etmemeli. Çünkü Peygamberimiz buyurmuşlar ki: Medinelileri incitenler iflah olmaz. Şehrin dışına kurun ki tak tak seslerinden Medineliler rahatsız olmasınlar.'
Raylara keçe döşenmesi çok eski bir teknik. Avrupa'da da var. Kışlaların, okulların, yurtların, hastanelerin yanından geçerken tren yavaşlar ve o zaman o raylara keçe döşemek denilen yumuşak malzemeden tahtalar, demirler yapılır. Orada ses çıkmaz... İşte keçe döşemek demek, Medine'ye girerken raylara bu malzemenin kullanılması demek.
Ayrıca demir raylara Abdülhamid Han'ismini yazıyor. Bu, padişahın isminin hacıların ayaklarının altında kalmasıdır; bir tevazu işaretidir."