İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 414 sanıklı İBB Davası’nın 57’nci duruşmasında savunma yapan tutuklu İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün, hakkındaki iddialara cevap verdi. 15 aydır cezaevinde bulunan Akgün, imar ve şehircilik alanındaki geçmişine dikkat çekerek, "Ne mutlu bana ki yıllardır bu şehrin imarından, planlamasından sorumlu bir alanda görev yapmış bir insan olarak; 'neden şu kişiye, şu firmaya haksız yere plan değişikliği yaptınız, şunun emsalini neden arttırdınız, neden olmayacak yere inşaat izni verdiniz' diye tek bir suçlamayla dahi karşı karşıya kalmadım" dedi.
İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi Yerleşkesi’nde görülen ve 59’u tutuklu 414 sanığın yargılandığı davanın duruşmasına, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün’ün savunması damga vurdu. İstanbul'un deprem ve kentsel dönüşüm gibi devasa sorunları beklerken bürokratların hapsedilmesini eleştiren Akgün, mahkeme heyetine "Asıl kamu zararı budur" diye seslendi.
Duruşmada, tutuklu İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün, verilen aranın ardından savunmasına devam etti. Akgün, hakkındaki suçlamaları reddederek, görev yaptığı dönemde tüm işlemlerin kamu yararı, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları doğrultusunda yürütüldüğünü söyledi.
İBB'de 20 yıldır çalışan tutuklu Kağan Sürmegöz'un savunması: 2019'dan önceki ihalelerde de aynı şartlar vardı
“ESKİ CARREFOUR ARAZİSİNE ÖZEL İMAR ARTIŞI YAPILMADI”
Akgün, “Eylem 26” kapsamında yöneltilen “irtikap” suçlamasına ilişkin savunmasında, Ataşehir İçerenköy’de bulunan ve kamuoyunda eski Carrefour arazisi olarak bilinen 1046 ada 200 parsele ilişkin süreçte hiçbir usulsüzlük bulunmadığını belirtti.
Söz konusu parsele özel ayrıcalıklı bir imar düzenlemesi yapılmadığını vurgulayan Akgün, plan çalışmasının yalnızca tek bir taşınmaza değil, 109 bin 324 kişiyi ilgilendiren 585 hektarlık bölgenin tamamına ilişkin nazım imar planı olduğunu ifade etti.
Akgün, “Bazı ifadelerde sanki bu parsele özel imar artışı sağlanmış gibi anlatılıyor. Bu kesinlikle doğru değil” dedi.
Planın 15 Haziran 2021’de İBB Meclisi’ne gönderildiğini hatırlatan Akgün, bu tarihten sonra karar yetkisinin tamamen belediye meclisine geçtiğini söyledi. Akgün, “Bu tarih çok önemli. Çünkü İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı olarak benim yetki ve sorumluluğum plan meclise gönderildiği anda sona ermiştir” ifadelerini kullandı.
“ORTADA MAĞDURİYET DE BASKI DA YOK”
Bağış iddialarına da cevap veren Akgün, taşınmaz malikinin bağış iradesini planların kesinleşmesinden yaklaşık iki buçuk yıl sonra ortaya koyduğunu söyledi.
Planlara itiraz edilmediğini, dava açılmadığını ve uygulama imar planlarının da kesinleştiğini belirten Akgün, “Vatandaşın İBB ile hukuki bir işi kalmamışken hangi baskı altında bağış yapmış olabilir? Bunun mantıklı bir açıklaması yok” dedi.
Müştekinin ilk ifadesinde bağışın kamu yararına ve İstanbul halkının menfaatine yönelik olduğunu söylediğini hatırlatan Akgün, sonradan verilen ifadelerin resmi belgelerle çeliştiğini savundu.
“15 MİLYAR LİRALIK KAMU ZARARINI ÖNLEDİK”
Gürkan Akgün, yapılan imar düzenlemeleri sayesinde İBB’nin yaklaşık 15 milyar liralık kamulaştırmasız el atma maliyetinden kurtarıldığını söyledi.
Akgün, “Biz kamu zararına yol açmadık. Tam tersine çok büyük bir kamu zararını önledik. İstanbul halkının parasını kurtardık” dedi.
Hakkındaki dosyada somut delil bulunmadığını savunan Akgün, tanık, gizli tanık, müşteki ve sanık beyanlarında adının geçmediğini belirtti.
“Bu ifadelerin tek bir satırında dahi ismim yok. MASAK raporlarında, HTS kayıtlarında veya herhangi bir belgede benimle ilgili hiçbir tespit bulunmuyor” diyen Akgün, Beylikdüzü Belediyesi’nden İBB’ye geçişinin “örgüt ilişkisi” gibi gösterilmesini de eleştirdi.
Akgün, “Bir şehir plancısı olarak görev yaptığım her pozisyona adım adım, emek vererek geldim. Bunu suç gibi göstermek ciddiyetten uzaktır” diye konuştu.
Anayasa'ya aykırıydı: İBB Davası’nda emekli maaşlarındaki tedbir sonunda kalktı
“MURAT ONGUN’DAN, FATİH KELEŞ’TEN TALİMAT ALMADIM”
İhale dosyalarına ilişkin suçlamaları da reddeden Akgün, Murat Ongun veya Fatih Keleş’ten talimat aldığı iddiasının tamamen soyut olduğunu söyledi.
“Binlerce sayfa iddianame ve eklerinde buna ilişkin tek bir somut delil yok” diyen Akgün, İBB ihalelerinin tamamının 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine uygun yürütüldüğünü belirtti.
Akgün, ihaleye fesat karıştırma suçunun oluşabilmesi için hileli davranışların somut biçimde ortaya konulması gerektiğini ifade ederek, iddianamenin rekabeti engelleyici şartnameler ve muhammen bedelin hatalı belirlenmesi iddiaları üzerine kurulduğunu söyledi.
Bu iddiaların hem hukuken hem de fiilen geçersiz olduğunu savunan Akgün, belediyenin tüm ihalelerinde açıklık ve rekabet ilkelerine uygun hareket edildiğini dile getirdi.
Suçlama konusu ihaleler hakkında Danıştay’ın daha önce hukuka uygunluk kararı verdiğini hatırlatan Akgün, “Yüksek yargının hukuka uygun bulduğu işlemler nedeniyle ceza soruşturmasına tabi tutuluyor ve bir yılı aşkın süredir özgürlüğümüzden mahrum bırakılıyoruz” dedi.
“SEÇİCİ BİR SUÇLAMA VAR”
Akgün, aynı encümen kararlarında imzası bulunan bazı isimler hakkında işlem yapılmazken yalnızca belirli bürokratların hedef alınmasını da eleştirdi.
“Aynı kararların altında herkesin imzası var. Buna rağmen suç isnadı yalnızca belirli bürokratlara yöneltiliyor. Bu seçiciliği takdirlerinize bırakıyorum” ifadelerini kullanan Akgün, hakkındaki suç örgütü üyeliği suçlamasını da reddetti.
Dosyada aleyhine kuvvetli suç şüphesi oluşturacak tek bir somut delil bulunmadığını söyleyen Akgün, “Yukarıdan aşağıya, sağdan sola nereden bakarsanız bakın, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delilleri bir türlü bulamıyorum” dedi.
Akgün, tüm resmi evrakların müfettişlere teslim edildiğini belirterek, “Bir tane karartılmış delil var mı? Yok. Olamaz da zaten. Hepsi resmi belge ve hepsi suçsuzluğumuzu gösteriyor. Ne böyle bir örgüt var ne de ben bu şekilde tarif edilen bir örgütün üyesiyim. Ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde yüksek şehir plancısı olarak kamuya hizmet etmiş bir devlet memuruyum. Amirim bellidir, memurum bellidir” diye konuştu.
“HESABINI VEREMEYECEĞİM TEK BİR KURUŞUM YOK”
Kamu görevi boyunca tek bir disiplin cezası almadığını söyleyen Akgün, onlarca teftişten de olumsuz bir sonuç çıkmadığını belirtti.
İBB’de imar, ulaşım, emlak ve kentsel dönüşümden sorumlu görevlerde bulunduğunu anlatan Akgün, mal varlığının açık olduğunu ifade etti.
Akgün, “Yalnızca bir adet arabam var. Başka da malım mülküm yok. Hesabını veremeyeceğim tek bir kuruşum yok. Eğer aklımın bir yerinde kişisel çıkar olsaydı bugün karşınızda bu kadar rahat konuşabilir miydim?” diye sordu.
“BENİM ÇIKARIM HALKIN ÇIKARIDIR”
Savunmasında sık sık kamu yararı vurgusu yapan Akgün, kişisel çıkar yerine toplumun çıkarını savunduğunu söyledi.
“Benim peşinden gideceğim tek çıkar, halkın bütününün çıkarıdır” diyen Akgün, özellikle yoksullar, öğrenciler, barınma sorunu yaşayan gençler ve kamusal alanların korunması için mücadele ettiğini anlattı.
Akgün, 2019 sonrası İBB yönetiminde hiçbir kişi, grup veya şirket için ayrıcalıklı imar planı hazırlanmadığını belirterek, “Çok net söylüyorum; 2019’dan bu yana İBB Meclisi’ne herhangi bir kişi ya da şirkete ayrıcalıklı imar hakkı düzenleyen tek bir plan değişikliği dahi teklif edilmemiştir” dedi.
Akgün, önceki dönemlerde kamu arazileri, yeşil alanlar ve sosyal donatı alanlarının nasıl imara açıldığını ise “parsel parsel anlatabileceğini” söyledi.
“İSTANBUL’U RANT DÜZENİNDEN KURTARDIK”
Gürkan Akgün, 2019 sonrası İstanbul’un kamusal alanlarında yoğun denetim ve müdahalelerle rant ilişkilerine son verildiğini savundu.
Beşiktaş, Kadıköy, Üsküdar, Maltepe, Büyükçekmece ve Fatih gibi ilçelerde kamusal alanların yeniden halka kazandırıldığını belirten Akgün, “İstanbul meydanlarına kavuştu” dedi.
Bu süreçte tehdit, baskı ve şantajlarla karşılaştıklarını da söyleyen Akgün, “Arkadaşlarımızın üzerine silah çekildi. Ama vazgeçmedik” ifadelerini kullandı.
Kendilerini “İstanbul’un muhafızları” olarak tanımlayan Akgün, “İstanbul’un suyunu, ormanını, tarım alanlarını, kamusal alanlarını koruduk” dedi. Akgün, askeri alanların, su havzalarının ve Kuzey Ormanları’nın imara açılmasına karşı mücadele ettiklerini anlattı.
Son 6 yılda kamu yararı adına 266 dava açtıklerini belirten Akgün, 2019 öncesi bu yönde tek bir dava dahi bulunmadığını söyledi.
“BURADA YARGILANAN HALKÇI BELEDİYECİLİK”
Akgün, davanın yalnızca kişilere yönelik olmadığını, bir yerel yönetim anlayışının hedef alındığını savundu.
“Burada yargılanan benim şahsım değil; halkçı belediyecilik anlayışıdır” diyen Akgün, İBB’nin yarattığı kamu kaynaklarıyla kreşler, kent lokantaları, öğrenci yurtları, kütüphaneler ve sosyal destek projeleri hayata geçirdiğini söyledi.
Akgün, “Bu ağır ekonomik kriz koşullarında yaratılan kaynağın gittiği yer bellidir. Yoksul çocukların halk sütüdür, kreştir, yurttur” ifadelerini kullandı.
“BUNDAN DAHA BÜYÜK KAMU ZARARI OLABİLİR Mİ?”
İstanbul’un deprem, ulaşım ve kentsel dönüşüm gibi kritik sorunlarıyla ilgilenmesi gerekirken 15 aydır cezaevinde bulunduğunu söyleyen Akgün, seçilmiş belediye başkanları, üst düzey yöneticiler ve bürokratların tutuklu olmasına dikkat çekti.
Akgün, “16 milyonluk İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı, ilçe belediye başkanları, üst düzey yöneticileri ve bürokratları cezaevinde. Bundan daha büyük kamu zararı olabilir mi?” diye konuştu.
Cezaevinde olmasına rağmen umudunu kaybetmediğini belirten Akgün, cezaevindeyken eşi Sinem ile nikah kıydıklarını da anlattı.
Akgün, savunmasının sonunda şunları söyledi:
“Hayallerimi satmayacağım. Bu memlekette, eşimle, ailemle, dostlarımla özgürce yaşamak istiyorum. Bu ülke için çalışmaya devam etmek istiyorum. Hiçbir ayrıcalık beklemeden hakkımın, hukukumun korunmasını istiyorum. Ve onca zaman geçmesine rağmen tek bir şey istiyorum, adalet.”
Akgün, savunmasını şu sözlerle tamamladı:
“Ne mutlu bana ki yıllardır bu şehrin imarından, planlamasından sorumlu bir alanda görev yapmış bir insan olarak; neden şu kişiye, şu firmaya haksız yere plan değişikliği yaptınız, şunun emsalini neden artırdınız, neden olmayacak yere inşaat izni verdiniz diye tek bir suçlamayla dahi karşı karşıya kalmadım.”