İngiltere’de ya da Hollanda’da nüfusun yarısı bir Dünya Kupası maçını izleyebilir. Kulüp futbolunda bu olmaz. Dünya Kupası ülkenin temsilidir. Türkiye sahaya çıktığında sadece 11 futbolcu görmezsiniz. O kırmızı formalar bir ülke fikrini temsil eder.
Haklı bir tespit: Herkes ilk Dünya Kupası’nı hatırlar. Benimki 1978’di. İngiltere’den Hollanda’ya taşınmıştık. Göçmendik ama çevremde herkes Hollanda’yı desteklediği için ben de onları destekliyordum. Finalde Arjantin’e karşı Dick Nanninga’nın beraberlik golünü ailemle evde izledim. Hayatımdaki ilk unutulmaz futbol anısı buydu.
Yine de benim için en iyi Dünya Kupası 1978 değil, 2014 Brezilya’ydı. O zaman not defterime de yazmışım: "En iyi Dünya Kupası buydu." Çünkü Brezilya bir futbol ülkesiydi. İnsanlar iyiydi, hava harikaydı, plajlar vardı ve herkes turnuvayı önemsiyordu. Brezilyalılar için Dünya Kupası aslında sadece Brezilya demektir.
1994’te ABD’de yaşarken maçları Boston’da bir barda izliyordum. İçeride Bulgarlar, Nijeryalılar, Faslılar, Batı Avrupalılar vardı. Hepimiz aynı şeyi anladığımız için birbirimize bağlı hissediyorduk. Ama bardan çıktığınızda Dünya Kupası yoktu.
2002’den sonra Türkiye’nin gelecekte futbola hükmedecek ülkelerden biri olabileceğini düşünmüştüm. Büyük, futbola deli gibi bağlı, nüfusu Avrupa ülkelerinin çoğundan fazla bir ülke. 2002’de de eski, yavaş Türk oyunu değil; hızlı, kolektif, Avrupa tipi futbol oynayan bir takım vardı.
Yanılmışım. Çünkü 2002’deki takımın önemli kısmı Avrupa’da yetişmişti. Birçok oyuncu Almanya’da büyümüş Türklerdi. Batı Avrupa hâlâ en iyi futbolu üretiyor. Çünkü futbol akılla oynanan bir oyun. Geometri ve alan oyunu. Top sizdeyken alan açarsınız, top rakipteyken alan kapatırsınız.
Türkiye’nin bugün Dünya Kupası’na dönmesini büyük bir başarı olarak görmüyorum. Turnuva artık 48 takımlı. Türkiye play-off’ta Kosova’yı geçti. Elenmesi zaten çok şaşırtıcı olurdu. Şu anda Türkiye dışında Türk Milli Takımı hakkında konuşan kimse duymadım. Belki beni şaşırtırsınız, ama bugün dışarıdan kimse bunu beklemiyor.
Türk futbolunun dünyadaki soft power’ı şu anda çok az. Futbolla ilgilenen arkadaşlarımı düşündüğümde, çoğunun Türk oyuncuları tanıdığını sanmıyorum. İnsanlar uzun zamandır Türkiye Milli Takımı’nı görmedi. Türkiye kökenli olup Almanya’da, Hollanda’da ya da Fransa’da yaşamıyorsanız bağ kurmanız zor. Dışarıdan okunan şeyler de çoğunlukla olumsuz haberler oluyor.
Ama İstanbul’da insanların kulüplere neden bu kadar güçlü bağlandığını anlıyorum. İstanbul çok yeni bir şehir. 1950’lerde bir milyon civarında nüfusu vardı, bugün 20 milyona yakın. İnsanlar başka yerlerden geliyor, bağlantıları yok. Böyle büyük ve kişisel olmayan bir şehirde, ait olmanın yolu çoğu zaman bir futbol kulübü seçmek oluyor. Kulüp insana kök ve kabile veriyor.
Dünya Kupası’nın güzelliği de burada. Dünyada hepimizi bir araya getiren çok az kurum kaldı. Savaşlar var, düşman ülkeler var, ABD dünyaya sırtını dönmüş durumda. Bugün milyarlarca insanı mutlu eden, hepimize ortak anılar veren tek büyük olay Dünya Kupası.
Bu yüzden Trump’ın ya da Infantino’nun Dünya Kupası’nı bozmasına izin vermemeliyiz. Elbette insanlar 2026 için karamsar. Trump her gün konuşmaya, turnuvanın ana karakteri olmaya çalışacak. Dışarıdan gelen taraftarlara yönelik ICE baskınları ihtimali var. Bilet fiyatları başta çok yüksekti. Neyse ki şimdi düşüyor.
Umarım tribünler dolar. Avusturya-Ürdün maçını da izleyecek birilerini bulmak zorundasınız. Yine de Dünya Kupası başladığında bunları değil futbolu konuşacağız, hatırlayacağız. Dünya Kupası bayram gibi bir şeydir. Ama bütün dünya için; bütün dinlerden insanlar ve ateistler için. Dünya Kupası Trump’ın değil, hepimizin.
Bunun Hitler’in Olimpiyatları gibi olacağını düşünmüyorum. Nazi Almanya'sı bir diktatörlüktü; muhalefetinizi gösteremezdiniz. ABD hâlâ bir demokrasi. Ev sahibi şehirlerin hepsi 2024’te Kamala Harris’e oy verdi. Bu yüzden anti-Trump, ICE karşıtı protestolar göreceğimizi düşünüyorum: “Trump Amerika değildir” diyecekler.
Dünya Kupası aynı zamanda kimliklerin sahnesidir. Curaçao’yu çoğu insan bilmiyordu. Şimdi turnuva ona bir imaj verecek. 150 bin nüfuslu, Karayipler’de, hâlâ Hollanda Krallığı’nın parçası olan bir ada. Oyuncuların çoğu Hollanda’da doğmuş, büyümüş, futbolu orada öğrenmiş ama aileleri Curaçao’dan. Fas, Senegal, Yeşil Burun Adaları gibi birçok takımda da benzer bir diaspora gerçeği var.
ABD-İran gibi maçlar da Dünya Kupası’nın politik anlamını gösterir. 1998’de o maçı izledim. İranlı muhalifler tribünde büyük bir protesto yaptı ama FIFA politik gösteriye izin vermediği için bunların hiçbiri ekrana yansımadı. 2022’de ABD kazandığında Amerikalı oyuncuların İranlı rakiplerini teselli ettiğini gördük. Futbolcular arasında aslında hiçbir sorun olmadı.
Tahminlerim genelde yanlıştır. Dünya Kupası’nı öngörmek zordur. Eleme maçları çoğu zaman tek golle belirlenir. Top direğin içinden girer ya da dışından çıkar. Hakem hata yapar, VAR penaltı verir. Bana göre en iyi takım muhtemelen İspanya. Diğer favorilerim Fransa ve belki İngiltere. İngiltere muhtemelen 1966’dan beri en güçlü döneminde.
2022 finali en çılgın finaldi ama en büyük final miydi, emin değilim. Fransa 70 dakika kötü oynadı; sonra inanılmaz biçimde maça döndü. Çılgındı, unutulmazdı ama büyük müydü, bundan emin değilim.
Amerikan tarzı uzun devre arası şovu futbolun ruhuna uymaz. Sanırım bunu sadece final için planlıyorlar. Futbol taraftarları bundan nefret eder. Çünkü devre arasında başka bir şov istemeyiz. Maçın kendisi zaten şovdur.