Bu takım bizim bilmediğimiz bir şeyi başarıyor diye sevinmiştik. Çok uzun sürmedi. Bu federasyon, o video, bu takımın simgeleştirdiği şeyler, o Merih, o Montella… Sakinleşene dek çok kırıp dökmesek bari.
Ama kim orada işlerin kolay olacağını söyledi ki? Dünya Kupası sahnesine çıkmış her takım oraya emek emek geliyor. Bırakırlar mı öyle kolay? Kim takar özgeçmişinizi? Bu oyun sahada oynanıyor. Paraguay terinin son damlasına dek savaştı. 1-0 onların hakkıdır. “Asuncion geçilmez” dediler. Geçirmediler. 10 kişi kalmalarına rağmen Türkiye’ye sadece dört isabetli şut verdiler. En iyilerimiz, geleceğin yıldızları bugün sınıfta kaldı. Arda, Kenan, Hakan, Kerem, Yunus… İsabetli tek şutla bitirdiler müsabakayı. Başka söze gerek yok. Sanık sizin.
Peki Türkiye adına sahadaki herkes neden en kötü günündeydi? Asıl doğru soru bu. Baskıyı kaldıramadık, sakatlıklar etkiledi, erken gol yedik vesaire vesaire. Kimse Montella’nın cevabını dinlemek istemiyor artık. Topa sahip olma yüzdesini, toplam şut sayısını duyarsak kavga çıkar. Maç bitince kapattık televizyonu. Bu yazıyı da pek kimse okumayacak, biliyorum. Orta Çağ’ın kulakları çınlıyor sadece.
Evet, hiçbir şey duymak, hiçbir şey görmek istemiyoruz. İnsan ister istemez soruyor: Ne gördük ki zaten? Sanırım o yüzden çok öfkeliyiz. Tarihin en çaresiz takımlarından biriydi bu. Bize ne 32 şuttan, %70 topla oynamadan! Gerçekten 180 dakikada 'o da kaçar mı' dediğiniz 2-3 tane pozisyon ya var ya yoktu. En çok buna çıldırıyoruz sanırım.
Kendimizi gördüğümüz Kaf Dağı’ndan inene dek bu öfke geçmeyecek. Montella'yı en çok savunanlar bile sorguya alınmasına gık diyemeyecekler. Çünkü berbat bir turnuva performansı bu İtalyan için. Her şey yanlış gözüküyor, her şey! İlk 11 tercihleri, oyuncu değişiklikleri, fizik-kondisyon, mental direnç… Matematik, fizik, kimya değil sadece kırıklar. Psikoloji, felsefe de var. Hatta beden eğitiminden bile kaldılar. Şimdi ortalığı kapkara bir sis kaplayacak. Bunlar bildiğimiz şeyler. Bu takım bizim bilmediğimiz bir şeyi başarıyor diye sevinmiştik. Çok uzun sürmedi.
Aslında Avustralya maçı bittiğinde bunun böyle olacağı belliydi. Yalnızca kabullenmek istemedik. Bekleyelim, görelim, 24 sene sonra ilk Dünya Kupası, oyuncularımız genç dedik. Ama işte sıradan maç oynayamıyoruz ki. Zaten bize yakışan da bu değil mi? Ya tarih yazmalı ya da tarihi hezimet yaşamalıyız. Hangi çılgın bize zincir vuracak diye sormakla makus talih baskısı altında ezilmek arasında iki adım/saniye var. Paraguay karşılaşması dipsiz kuyularda merdivensiz kaldığımız maç oldu.
Sorun şu. Turnuvanın kalanına nasıl konsantre olacağız? Fıstık gibi giden bir kupanın kalanını seyrederken göğsümüzdeki ağırlıktan kurtulabilecek miyiz? Ağzımızın tadı geri gelecek mi? Futboldan bahsediyoruz, yoksa o kekremsi tat bu memlekette epeydir dilimize yapıştı gitmiyor. Burada da hiç varlık gösteremeden, yapılanları alkışlayamadan elenmek koyuyor en çok zaten. Futboldan kafamızı kaldırıp dış dünyada takdir edilesi, eğlenilesi çok az şey bulabilen bizler, futbolun toplumu yansıtmasına bozuluyoruz sanırım. Hem bu iki haftadan keyif alamamak hem de olası 2-3 hafta daha bunu sürdüremeyecek olmak moralimizi epey bozuyor.
Şimdi herkesin aklında halının altına süpürdüğü sorular var: Bu federasyon, o video, bu takımın simgeleştirdiği şeyler, o Merih, o Montella… Sakinleşene dek çok kırıp dökmesek bari. Bir sonraki maça da bu oyuncularla çıkacağımızı biliyoruz, değil mi? Asıl sorun ne biliyor musunuz? Bizim Çocuklar herkesin milli takımı oluncaya dek bu tartışmalar sürecek. O gol gelmedikçe, o tarz değişmedikçe, o liyakatsizlik sürdükçe ve bu kutuplaşma beslendikçe durum değişmeyecek.
En çok şuna üzülüyorum. Olan Dünya Kupası’na oldu. Hiç değilse son maça kalsaydık.
Bakalım önümüzdeki maça bakabilecek, bunun için sabah kalkabilecek derman bulabilecek miyiz?