İstanbul — Vakıf üniversitesindeki işlerine son verilen akademisyenler, eğitimde “piyasacı anlayışın” durdurulmasının yolunun birlikte mücadele ve örgütlenmekten geçtiğini söyledi.
2025-2026 eğitim öğretim yılının sona ermesiyle birlikte vakıf üniversitelerinde işten çıkarmalar hız kazandı. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın verilerine göre, İstanbul’da Arel, Beykent, Aydın, Maltepe, Gelişim, Bilgi ve Atlas üniversitelerinde 100’ü aşkın akademisyenin görevine son verildi.
Üniversite yönetimleri kararlarda, “norm fazlası”, “kontenjan yetersizliği” veya “sözleşme süresinin dolması” gibi gerekçeleri öne sürerken, eğitimciler tablonun üniversitelerin yaşadığı mali sorunlarla açıklanamayacağını belirtiyor. Durum, piyasa mantığıyla yönetilen ve siyasal müdahalelere daha açık hale getirilen bir yükseköğretim düzeni olarak tarif ediliyor. İşlerine son verilen akademisyenler Arel Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı ve Üniversite Senato Temsilciliği üyesi Prof. Dr. Feryal Saygılıgil ile Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Yürütme Kurulu üyesi Nur Tuğçe Biga, konuya ilişkin konuştu.
Bildirimler elektronik olarak yapılıyor
Barış Akademisyeni olan ve cinsiyet eşitliği başta olmak üzere kadın hakları alanında mücadele veren Feryal Saygılıgil, Haziran ayında Elektronik Belge Yönetim Sistemi (EBYS) üzerinden işten çıkarıldığını öğrendiğini söyledi. Feryal Saygılıgil, “Üniversite yönetiminin işten çıkarılan akademisyenlerle doğrudan muhatap olmamak için bildirimleri EBYS üzerinden yapmakta. Norm kadro bahane çünkü biz şu anda asgari kadronun altına düşmüş durumdayız. Öğrenci alımı durmuş olsa da var olan öğrencilerin tamamının mezuniyetine daha üç yıl var. Benim işten çıkarılmama ilişkin gerekçelerin bir temeli yok. Bölümde iki doktora öğretim üyesi kalınca önümüzdeki dönem hoca açığı olacak. Kadrolu akademisyenler çıkarıldığı için dışarıdan saat başına düşük bir ücretle çalışırken, yeni mezun doktor öğretim üyeleri ile bu açık giderilmeye çalışılacaktır” dedi.
Vakıf üniversiteleri şirketleşti
Vakıf üniversitelerinin “şirketleştiğini” vurgulayan Feryal Saygılıgil, kart basma, derse girip çıkarken QR kodu okutma, 09.00 ile 17.00 saatleri arası kurum içinde bulunma gibi dayatmalar ve baskı mekanizmaları biçiminde uygulamalara maruz kaldıklarını söyledi. Feryal Saygılıgil, bu baskıya direnenlere ise mobbing uygulandığını ve haklarında soruşturma açıldığını dile getirdi.
Tacize ses çıkardı, kınama cezası verildi
Öğrencileri taciz ettiği iddiasıyla bir akademisyen hakkında soruşturma yürütülmesini talep ettiği için 8 aydır üniversite yönetiminin baskısına maruz kaldığı bilgisini paylaşan Feryal Saygılıgil, “Girişimlerim sonucunda söz konusu akademisyen istifa etti. Ancak bu sürecin ardından daha önce hiçbir akademisyene yapılmadığı halde yönetim tarafından geçmişteki okula geliş gidiş günleri ve saatleri mercek altına alınıp didik didik edilerek, mesai saatlerine uymadığım bahanesiyle soruşturma açıldı. Bunun sonucunda kınama cezası verdiler. Bu karara itiraz edip soruşturma raporunu rektörlükten istememe rağmen rapor verilmedi, bu hukuksuz kararın yürütmesinin durdurulması ve kaldırılması için de dava açtım” diye belirtti.
“Bir arada dayanışma içinde olmak dışında çaremiz yok”
“Gelişim için özgürlükçü bir eğitim şarttır” diyen Feryal Saygılıgil, eğitim alanında benzer süreçlerin işletildiğini hatırlatarak, özelde sosyal bilimler “ezberci” anlayışın sorgulanabileceği esaslı alanlardan biri olduğuna vurgu yaptı. Temel bilimler, sosyal ve beşeri bilimler gibi bölümlerin kapanma olasılığının gündeme geldiği vahim bir tabloyla karşı karşıya olunduğunu söyleyen Feryal Saygılıgil, şöyle devam etti:
“Üniversiteler elbette ki politik mekanlardır. Bilginin üretildiği, tartışıldığı ve dönüştürüldüğü, önyargıların kırıldığı, aktivizm yapılan kamusal alandır. Üniversiteler öğrencilerin ve hocaların birlikte özgürleştikleri, dönüşme tecrübeleri yaşadıkları, kolektif bir özne yaratma yolunda alternatif mekan olma potansiyeli içeren yerlerdir. Ancak bugün devlet ve neoliberal piyasa pratiklerine maruz kalmış bir üniversite yapılanması söz konusu. Neoliberal eğitim anlayışıyla birlikte akademik özgürlük anlayışının git gide budandığı, üniversitede var olan öğretim üyesi ve öğrenci dinamiklerinin edilgin kılındığı, yıpratıldığı, özelleştirme süreçlerinin hızla yaygınlaştığı bir mekanizma var ortada. Üniversite bilgi üreten bir kurum olduğundan, bu bilginin nasıl üretildiği, bilginin ondan etkilenecekler ve iktidar biçimleriyle olan mesafesi temel bir sorundur. Dolayısıyla tam bu nedenlerle çeşitli bahanelerle belli dönemlerde üniversitenin ne olduğunu hatırlatan, direngen hocalar işlerinden ediliyorlar. Üniversiteler ticarethane değil bilimsel üretim yapan kurumlardır. Akademik etikten ödün vermeden sonuna kadar hakkımızı, öğrencilerimizin hakkını savunacağız. Bir arada dayanışma içinde olmak dışında çaremiz yok.”
“Baskılar daha çok akademik ve düşünce özgürlüğüne yönelik”
İşten çıkarılan bir diğer akademisyen Nur Tuğçe Biga da “norm kadro fazlası” gerekçesinin keyfi bir yaklaşım olduğunu ifade etti. Sınırlı sayıda akademisyenin nitelikli ve bilimsel eğitim-öğretim faaliyeti ile akademik çalışmaları sürdürmesinin mümkün olmadığını aktaran Nur Tuğçe Biga, üniversitelerin tarih boyunca çeşitli baskılarla karşı karşıya kaldığını anımsattı.
Nur Tuğçe Biga, baskıların daha çok akademik özgürlük ve düşünce özgürlüğüne yönelik olduğunu kaydederek, eğitimin piyasalaşmasıyla birlikte baskının yeni bir boyut kazandığını dile getirdi. Nur Tuğçe Biga, “Artık akademisyenler yalnızca düşüncelerinden dolayı değil, aynı zamanda güvencesiz çalışma koşulları nedeniyle de sürekli baskı altında tutuluyor. Her an işini kaybedebileceği kaygısıyla yaşayan bir akademisyenin bağımsız ve eleştirel bilimsel üretim yapması beklenebilir mi? Geleceğine ilişkin sürekli belirsizlik yaşayan, yaşamını nasıl sürdüreceğini düşünen bir akademisyenden sürdürülebilir, özgür ve nitelikli akademik faaliyet beklemek ne kadar mümkün?” diye sordu.
Akademisyenlerin toplumsal misyonu
Nur Tuğçe Biga, akademisyenlerin toplumsal dönüşüm ve değişim konusunda sorumluluk üstlenen kişiler olması gerektiğini vurgulayarak, “Bu nedenle siyasi iktidarlar farklı dönemlerde eleştirel düşünce üreten akademisyenleri çeşitli yöntemlerle cezalandırmaya ve üniversitelerden tasfiye etmeye çalıştılar. Bugün yaşadığımız süreç de geçmişteki bu deneyimlerden bağımsız düşünülemeyeceğiyle birlikte esasında eğitimin piyasalaştırılmasıyla ilişkili. Sendikal mücadele yürüten akademisyenler de tam da bu piyasalaştırma hamlesinin önünde önemli bir bariyer görevi görürken, üniversitenin kamusal niteliğini ve parasız, nitelikli eğitim hakkını savundukları için de hedef haline geliyorlar. Barış Akademisyenlerine yönelik tasfiyeler siyasal iktidarın hedefleri doğrultusunda üniversitelerin dönüşümünün önemli bir boyutuydu, bugün vakıf üniversitelerinde yaşanan kitlesel işten çıkarmalar ise bu dönüşümün başka bir boyutunu oluşturuyor” diye kaydetti.
Eleştirel düşünceye duyulan korku
“Üniversitelerde eleştirel düşüncenin üretilmesi demek, sistemin sürdürülebilirliğine çomak sokulması demek” olduğunu söyleyen Nur Tuğçe Biga, “Üniversiteli kimliği de toplumsal meselelere duyarlılıkla özdeşleşmiş bir kimliktir. Üniversiteler toplumsal muhalefetin filizlendiği ve ivmelendiği alanlardır. Bilgi Üniversitesi’nin kapatılması sürecinde öğrencilerin öncülüğündeki itiraz da tesadüf değil. Uzun yıllardır ve bugün artan biçimde yapılmak istenen de buna engel olmak ve piyasalaşmanın önündeki bütün engelleri de kaldırmaktır. Eğitimdeki kapitalist ilişkilerin varlığını ciddi bir krizle sürdürmeye çalışması, eğitim ve öğretimin kamusal niteliğine yönelik darbeyi ivmelendirirken, bunun karşında yer alabilecek unsurların daha da fazla hedef alınması tesadüf değil” ifadelerini kullandı.
Mücadele ve ötgütlenme vurgusu
Eğitimde “piyasacı anlayışın” durdurulmasının yolunun birlikte mücadele etmekten ve örgütlenmekten geçtiğini aktaran Nur Tuğçe Biga, “Herkesin elini taşı altına koymadığı durumda bugün benim başıma gelen durum yarın başkalarının başına gelecek. Eğitimin niteliği düşerken, işsiz akademisyenlerin sayısı da artacak. O yüzden herkesi kamusal, demokratik, özerk üniversiteyi savunmak için Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nda örgütlenmeye davet ediyorum” dedi.