Yaz gelince deniz sezonu açılır.
Kanallarda yeni sezonda yayınlanacak dizilerin çekimine başlanır.
Bir de spor medyası, müthiş transfer haberleri yapmaya başlar!
Yıllardır değişmez bu rutin:
Hep aynı senaryo, hep aynı manşetler.
“Ronaldinho’nun Türkiye’deki takımı belli oldu.”
“Zidane bombası.”
“Mustafa Denizli Chelsea’ye gidiyor.”
“Eto’o bitti.”
“Batistuta Fenerbahçe’de.”
“İbrahimovic Galatasaray’a yeşil ışık yaktı.”
“Eşini ikna etmeye çalışıyor.”
“İstanbul’dan ev bakıyor.”
“Uçak bileti alındı.”
“İstanbul’a ayak basması an meselesi...”
Sonra?
Hiçbir şey...
Ronaldinho, Brezilya’da mangal yakıyor.
İbrahimovic, Los Angeles’ta golf oynuyor.
Batistuta, Arjantin’de çiftliğinde dinleniyor.
Zidane Türkiye’de ama… Ege’de lüks bir yatla tatil keyfinde!
Kısacası hiçbirinin ülkemizde koparılan fırtınadan haberi bile yoktur.
KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ!
Hatta bir ara daha da ileri gidildi:
“Laudrup ve Koeman 120 milyon dolara Galatasaray’da” diye manşet attılar.
“Eto’o bitti.”
“Rivaldo yolda.”
“Forlan KAP’a bildirildi.”
“Gullit ile Van Basten Trabzon için yola çıktı.”
İnsan okuyunca sanıyor ki Avrupa karması topluca Türkiye’ye taşınıyor!
İşin ilginç yanı bu haberler kulüplerin prestijini de artırdığı için, kimse yalanlamaya gerek bile duymuyor.
ASIL AMAÇ, TİRAJ!
Bu isimlerin ortak özelliği ne biliyor musunuz?
Çoğu hiçbir Türk kulübüyle masaya bile oturmamıştı.
Kimisinin menajeriyle bile görüşülmemişti.
Kimisinin Türkiye’den ve Türk futbolundan haberi yoktu.
Ama gazete sayfasını doldurmak gerekiyordu.
İnternet sitesine tık gerekiyordu.
Tiraj gerekiyordu.
Reklam gerekiyordu.
Gerçekler mi?
Objektif habercilik mi?
Halkı yanıltmamak mı?
Amaaan canım bunların ne önemi vardı?
PAZARLAMA HABERLERİ!
Bir başka yöntem de şuydu:
Avrupa’da düşüşe geçen, sakatlanan, kulübünde gözden çıkarılan yaşı ilerlemiş bir yıldız bulunurdu.
Sonra hemen haber başlığı:
“Türk devi peşinde.”
“Hocanın ilk tercihi.”
“Transferde sona gelindi.”
En ilginci de ne biliyor musunuz?
Bazı kulüplerin, hiç ilgilenmedikleri halde bu haberlerden etkilenip, o transferleri gerçekleştirmesi…
Tabii bu arada asıl parayı, sakat ya da agresif futbolcuyu Türkiye’ye satan menajerler götürdü.
GÜVEN KALMADI!
O kadar çok yalan haber üretildi ki... Artık doğru haberlere de kimse inanmaz hale geldi.
Gerçekten büyük bir futbolcu geliyor.
Kulübüyle anlaşma sağlanıyor.
Uçağa biniyor.
İstanbul’a iniyor.
Sağlık kontrolünden geçiyor.
İmzayı atıyor.
Yine de taraftar soruyor:
“Kesin mi?”
Çünkü yıllarca “biten” transferlerin hiçbiri bitmedi!
KANIT GEREKMİYOR!
Transfer haberciliği, gazeteciliğin en yaratıcı alanı haline geldi.
Çünkü burada belge gerekmiyor.
Kaynak gerekmiyor.
Kanıt gerekmiyor.
Bir menajerin pazar yaratmak için kurduğu cümle, ertesi gün “özel haber” oluyor.
Bir sosyal medya paylaşımı, manşete dönüşüyor.
Bir YouTube dedikodusu, televizyon ekranlarında “son dakika” diye sunuluyor.
ÖZÜR BİLE YOK!
Gazetecilik, gerçeği ilk yazma mesleğidir.
Olmayanı olmuş gibi yazma mesleği değil...
Transfer habercileri ise ne yazık ki yıllardır bunun tam tersini yapıyor.
Önce hayali kuruyor...
Sonra haberi yazıyor...
En sonunda da gerçekleşmeyince sessizce unutuyor.
Ne özür var...
Ne hesap veren...
Ne de “Yanılmışız” diyen...
ADI, GAZETECİLİK!
Belki de bu yüzden...
Transfer sezonunun en büyük yıldızı ne o, ne bu…
Ne de Greenwood ya da Ugochukwu!
Transfer sezonunun değişmeyen yıldızı...
Yalan!
Beni en çok üzen de bu yalan ticaretinin adının, gazetecilik olması…