Ana içeriğe geç

Önemli olan geri dönüş sayısı değil, geri dönüş koşullarıdır

Bugün 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Üyesi Avukat Duygu İnegöllü, Türkiye'de mültecilerin yaşadıklarını anlattı.

Önemli olan geri dönüş sayısı değil, geri dönüş koşullarıdır
Evrensel
16

Bugün 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü. Dünyada savaşlar, iç çatışmalar, siyasal baskılar, iklim krizi ve derinleşen yoksulluk nedeniyle milyonlarca insan doğduğu toprakları terk etmek zorunda kalırken, Türkiye’de mültecilerin karşı karşıya kaldığı hak ihlalleri de tartışılmaya devam ediyor. Geri gönderme merkezlerinden çalışma yaşamına, sınır dışı süreçlerinden yargısal denetime kadar birçok alanda yaşanan sorunlar, insan hakları örgütleri ve hukukçular tarafından uzun süredir gündeme getiriliyor.

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Üyesi Avukat Duygu İnegöllü, Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla Türkiye’de mültecilerin maruz bırakıldığı hak ihlallerini ve son dönemde yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. İnegöllü, Türkiye’de son yıllarda mültecilerin yaşadığı hak ihlallerinin başında işkence ve kötü muamele geldiğinin altını çizdi. Özellikle geri gönderme merkezleri, geçici barınma merkezleri ve sınır bölgelerinde yaşanan ihlallerin artık münferit olaylar olarak değerlendirilemeyeceğini belirten İnegöllü, sistematik bir tabloyla karşı karşıya olunduğunu söyledi.

‘Ya imzala ya da belirsiz süre burada kal’

Bugün birçok geri gönderme merkezi ve barınma merkezinde mültecilere açık biçimde “Ya geri dönüş belgesini imzalarsın ya da burada kalmaya devam edersin” mesajının verildiğini dile getiren İnegöllü, bu durumun uluslararası hukuk açısından ciddi sorunlar yarattığını vurguladı.

İnsanların aylar boyunca kapalı alanlarda tutulduğunu, sürekli farklı merkezlere sevk edildiğini ve çoğu zaman avukatlarıyla ya da aileleriyle görüşemediğini anlatan İnegöllü, bu koşullarda imzalanan belgelerin gerçekten gönüllü olup olmadığının sorgulanması gerektiğini söyledi.

Son dönemde Urfa Harran Geçici Barınma Merkezi’nde tutulan Suriyeli Alevilerin yaşadıklarının bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri olduğunu belirten İnegöllü, Suriye’de mezhepsel saldırı ve katliam riskinin sürdüğünü, buna rağmen Türkiye’deki koruma mekanizmalarının bu riskleri yeterince dikkate almadığını ifade etti. İnegöllü, insanların ciddi güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kalabilecekleri ülkelere dönmeye zorlandığını ya da geri gönderilme baskısı altında tutulduğunu söyledi.

‘Barınma merkezleri fiilen özgürlükten yoksun bırakma mekanizmasına dönüştü’

Barınma merkezlerinin hukuki açıdan ayrı bir sorun alanı oluşturduğunu kaydeden İnegöllü, bu merkezlerin giderek fiili gözaltı alanlarına dönüştüğünü ifade etti.

İnsanların aylar boyunca kapalı tutulabildiğini ancak buna karşı etkili bir yargısal başvuru mekanizmasının bulunmadığını belirten İnegöllü, bunun hem Anayasa’ya hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu söyledi. Kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakılmasına rağmen bu uygulamaların yeterli hukuki denetime tabi tutulmadığını vurgulayan İnegöllü, mültecilerin çoğu zaman hangi gerekçeyle tutulduklarını dahi öğrenemediklerini ifade etti.

Kimliksiz bırakılan mülteciler emek sömürüsüne itiliyor

İnegöllü’ye göre hak ihlalleri yalnızca geri gönderme merkezleriyle sınırlı değil. Serbest bırakılan mültecilerin de farklı biçimlerde hak kayıpları yaşadığını belirten İnegöllü, bu kez insanların kimliksiz, kayıtsız ve güvencesiz bırakılarak emek sömürüsüne sürüklendiğini söyledi.

Çalışma iznine erişimin fiilen engellendiğini belirten İnegöllü, binlerce mültecinin kayıt dışı çalışmak zorunda kaldığını ifade etti. Düşük ücretler, uzun çalışma saatleri ve iş güvenliği önlemlerinin bulunmadığı koşullarda çalıştırılan mültecilerin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini ancak bu ölümlerin çoğu zaman resmi kayıtlara dahi yansımadığını söyledi.

İnegöllü, mültecilere yönelik sömürünün yalnızca geri gönderme merkezlerinde değil, fabrikalarda, atölyelerde, tarım alanlarında ve hizmet sektöründe de sürdüğünü vurguladı.

Kadınlar, çocuklar ve LGBTİ’ler daha ağır risk altında

Mülteciler arasında bazı grupların çok daha ağır hak ihlalleriyle karşı karşıya kaldığını belirten İnegöllü, kadınlar, çocuklar ve LGBTİ mültecilerin özel olarak korunması gerektiğini söyledi.

Kadınların cinsel şiddet ve sömürü riskiyle karşı karşıya kaldığını ifade eden İnegöllü, çocukların ise eğitimden koparılarak çocuk işçiliğine ve istismara sürüklendiğini dile getirdi. LGBTİ mültecilerin hem geldikleri ülkelerdeki baskılar hem de bulundukları ülkelerde maruz kaldıkları ayrımcılık ve nefret suçları nedeniyle çok katmanlı bir şiddet riski altında yaşadığını belirtti.

‘Önemli olan dönüş sayısı değil, dönüş koşullarıdır’

Birleşmiş Milletler verilerinin milyonlarca insanın ülkelerine döndüğünü gösterdiğini hatırlatan İnegöllü, uluslararası hukuk açısından asıl önemli olanın geri dönüşlerin hangi koşullarda gerçekleştiği olduğunu söyledi.

Bir kişinin kapatılma tehdidi altında, işkence korkusuyla ya da çalışma ve yaşam imkanlarından mahrum bırakılarak ülkesine dönmek zorunda kalmasının “gönüllü geri dönüş” olarak adlandırılamayacağını vurgulayan İnegöllü, geri göndermeme ilkesinin uluslararası hukukun en temel kurallarından biri olduğunu hatırlattı.

Devletlerin siyasi tercihleri ne olursa olsun bu yükümlülükten kaçınamayacağını belirten İnegöllü, yaşamı ve özgürlüğü tehdit altında olan kişilerin korunmasının uluslararası hukuk açısından zorunlu olduğunu ifade etti.

Avrupa’nın sınır muhafızlığı rolü Türkiye’ye devrediliyor

Önümüzdeki dönemde Avrupa Birliği’nin yeni Göç ve İltica Paktı ile birlikte daha güvenlikçi politikaların öne çıkacağını değerlendiren İnegöllü, bunun mülteciler açısından yeni hak ihlalleri riskleri yaratabileceğini söyledi.

Avrupa ülkelerinin sınırlarını koruma sorumluluğunu giderek Türkiye gibi ülkelere devrettiğini belirten İnegöllü, Türkiye’nin de mültecilerin haklarını koruyan bir ülke olmaktan çok Avrupa’nın sınır muhafızı rolüne itildiğini ifade etti.

İşkenceyi belgeleyenler yargılanıyor

İnegöllü’nün dikkat çektiği bir diğer nokta ise hak ihlallerini ortaya çıkarmaya çalışan hukukçuların karşı karşıya kaldığı baskılar oldu.

İşkence, kötü muamele ve hukuksuz geri göndermeleri belgelemeye çalışan avukatların soruşturma ve davalarla karşılaştığını belirten İnegöllü, devletin yalnızca işkence iddialarını etkili biçimde soruşturmadığını, aynı zamanda bu ihlalleri denetlemeye çalışan bağımsız mekanizmalar üzerinde de baskı kurduğunu söyledi.

Bu durumun somut örneklerinden birinin 24 Haziran 2026 tarihinde İzmir Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek dava olduğunu hatırlatan İnegöllü, Harmandalı Geri Gönderme Merkezi’nde yaşanan hak ihlallerini takip etmek isteyen üç kadın avukat hakkında dava açıldığını söyledi.

Kendisinin de sanıkları arasında bulunduğu davaya ilişkin konuşan İnegöllü, aynı dönemde merkezde yaşanan olayların kamuoyuna ve basına yansıdığını, güvenlik kamerası görüntülerinde çok sayıda itfaiye aracı, ambulans, jandarma ve polisin merkeze sevk edildiğinin görüldüğünü belirtti. İnegöllü, “Ama bugün yargılananlar işkence yapanlar, hukuksuz geri göndermeler gerçekleştirenler veya avukat görüşlerini engelleyenler değil; bu ihlalleri ortaya çıkarmaya çalışan avukatlardır” dedi.

Dünya Mülteciler Günü’nde yaşanan tabloyu değerlendiren İnegöllü, “Mültecilerin yaşadığı hak ihlallerine karşı mücadele yalnızca mültecilerin değil, toplumun tamamının ortak sorumluluğudur” dedi.

Kaynağa Git

İlgili Haberler