Ana içeriğe geç

Washington üç cephede baskı altında

ABD'nin İran'a karşı yürüttüğü askeri ve siyasi stratejinin beklenenden daha yüksek maliyeti son iki hafta içinde belirginleşmeye başladı. İran'ın ABD üslerine yönelik caydırıcılığını artırması, Kızıldeniz'in yeniden riskli hale gelmesi ve Donald Trump'ın kamuoyu desteğindeki aşınma, Washington'un aynı anda üç farklı cephede baskıyla karşı karşıya kaldığına işaret ediyor.

Washington üç cephede baskı altında
CGTN Türk
16

CGTN Türk Dış Haberler Servisi

Orta Doğu’da son iki hafta içinde yaşanan gelişmeler, ABD'nin İran'a yönelik baskı stratejisinin beklenmedik sonuçlar doğurduğunu ortaya koydu. Sahadaki tablo, İran'ın savaşın seyrini yalnızca kendi topraklarıyla sınırlı tutmadığını gösterdi. Direniş Cephesi içinde yer alan Husilerin faaliyetleri, ABD'nin bölgedeki üslerini ve enerji koridorlarını yeniden hedef haline getirirken, savaşın siyasi maliyeti de Amerikan iç politikasında hissedilmeye başladı.

İran üsleri vurabiliyor

İlk cephedeki sorun, İran’ın ABD’nin bölgedeki üslerini vurma kapasitesini koruması ve saldırıların etkisini artırması oldu. Reuters’ın aktardığı verilere göre İran’ın 18 Temmuz’da Ürdün’deki Amerikan kuvvetlerine yönelik saldırısında iki ABD askeri hayatını kaybetti, bir asker kayboldu. Aynı saldırı dalgasında Ürdün, Kuveyt ve Bahreyn’deki hedeflere füze ve insansız hava araçları gönderildi. Çatışmanın başlamasından bu yana ölen Amerikan askerlerinin sayısı 16’ya, yaralananların sayısı ise 420’nin üzerine çıktı. Birkaç gün sonra açıklanan güncel bilançoda ölü sayısı 17’ye, yaralı sayısı 430’un üzerine yükseldi.

Askeri tablonun daha kritik tarafı, ABD’nin savunma yükünün saldırı yükünden daha hızlı artması oldu. İran’ın görece ucuz insansız hava araçları ve farklı menzillerdeki füzelerine karşı Patriot, THAAD ve deniz konuşlu önleme sistemlerinin kullanılması gerekiyor. Her saldırı dalgası, yalnızca İran’ın mühimmat stoklarını tüketmiyor; ABD’yi de pahalı önleyiciler kullanmaya, hava savunma unsurlarını daha geniş bir coğrafyaya dağıtmaya ve bölgeye ilave personel ile uçak sevk etmeye zorluyor. İran’ın hedefi ABD ordusunu tek bir büyük darbeyle yenmekten çok, Washington’un üslerini savunma maliyetini sürekli yükseltmek ve savaşın zamanını uzatmak olarak şekilleniyor.

Hürmüz’e Kızıldeniz eklendi

İkinci cephedeki baskı, enerji ve deniz ticaretinde ortaya çıktı. ABD Enerji Enformasyon İdaresi’nin verilerine göre Hürmüz Boğazı’ndan 2025’in son çeyreğinde günde 20,7 milyon varil petrol ve petrol ürünü geçiyordu. Bu miktar, küresel petrol tüketiminin yaklaşık beşte birine karşılık geliyor. Aynı dönemde boğazdan geçen sıvılaştırılmış doğal gaz miktarı günlük 10,1 milyar fit küp seviyesindeydi. 2026’nın ilk çeyreğinde savaşın ve güvenlik risklerinin etkisiyle petrol akışı günlük 14,6 milyon varile, LNG akışı ise 7,3 milyar fit küpe geriledi. Petrol geçişindeki azalma yalnızca üç ayda yaklaşık yüzde 30’u buldu.

Son iki haftada gemi trafiğindeki düşüş daha da sertleşti. Kpler verilerine göre 21 Temmuz’da Hürmüz Boğazı’ndan yalnızca dokuz gemi geçti. Reuters’ın bir gün sonraki verisinde ise boğazdan geçen emtia gemisi sayısı üçe kadar düştü; bunların arasında büyük ham petrol tankerleri ya da LNG gemileri bulunmadı. Normal koşullarda dünyanın en yoğun enerji koridorlarından biri olan Hürmüz’de trafiğin birkaç gemiye gerilemesi, boğazın hukuken tamamen kapanmadan da ekonomik açıdan işlevsiz hale getirilebileceğini gösterdi.

Washington açısından daha büyük sorun, Hürmüz’e alternatif olarak görülen Kızıldeniz hattının da aynı anda baskı altına girmesi oldu. Babülmendep Boğazı’ndan 2026’nın ilk çeyreğinde günde 5,4 milyon varil petrol ve petrol ürünü geçiyordu. Bu miktarın 3,2 milyon varili ham petrol ve kondensat, 2,2 milyon varili ise işlenmiş petrol ürünlerinden oluşuyordu. Boğazdan geçen LNG miktarı da günlük 2,9 milyar fit küpe yükselmişti. Hürmüz’deki daralma nedeniyle Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz kıyısındaki terminallerine ve Doğu-Batı boru hattına duyulan ihtiyaç artarken, Husilerin Babülmendep’i hedef alması bu çıkış kapısını da riskli hale getirdi.

Husiler 20 Temmuz’da Suudi Arabistan’a yönelik deniz ablukası ilan etti ve denizcilik şirketlerine Suudi limanlarından uzak durmaları yönünde uyarı gönderdi. İki Suudi petrol tankerine saldırı düzenlenirken, Asya’ya giden bazı tankerler Babülmendep yakınlarında rotalarını değiştirdi. Reuters’a göre boğazın tamamen kapanması küresel petrol arzının yüzde 7’sini devre dışı bırakabilir. Körfez’deki savaş nedeniyle küresel arzın yaklaşık yüzde 10’una karşılık gelen sevkiyatın zaten kesintiye uğradığı dikkate alındığında, Kızıldeniz’deki ilave kriz küresel enerji sistemini iki ayrı dar boğazdan aynı anda sıkıştırma potansiyeli taşıyor.

Gemi trafiği bu riskin yalnızca teorik olmadığını gösterdi. Babülmendep’ten geçen günlük gemi sayısı iki gün içinde 44’ten 29’a düştü. Gazze savaşı öncesinde bu sayı günde 65 ila 72 arasında değişiyordu. Buna göre son trafik seviyesi kriz öncesi ortalamanın yaklaşık yüzde 55 ila yüzde 60 altında kaldı. Daha önce Kızıldeniz’deki saldırılar nedeniyle Babülmendep’ten geçen petrol miktarı 2023’te günlük 8,7 milyon varilden 2024’ün ilk sekiz ayında 4 milyon varile gerilemişti. Yeni saldırı dalgası, kısmi toparlanma yaşayan hattı yeniden eski kriz seviyelerine çekme riski taşıyor.

Trump’a güven azalıyor

Üçüncü cephedeki sorun Amerikan kamuoyunda ortaya çıktı. Reuters/Ipsos’un 1.019 yetişkinle yaptığı ve hata payı 4 puan olan temmuz anketine göre Amerikalıların yüzde 79’u İran savaşının uzun süreceğini düşünüyor. Mart ayında bu oran yüzde 65’ti. Yalnızca yüzde 18 savaşın kısa sürede sona ereceğine inanıyor. Böylece çatışmanın uzayacağını düşünenlerle hızlı biteceğini düşünenler arasındaki fark 61 puana ulaştı.

Aynı ankette ABD’nin İran’a yönelik askeri saldırılarını destekleyenlerin oranı yüzde 37’de kaldı. Katılımcıların yüzde 50’si savaşın maliyetine değmediğini söyledi. Yüzde 60 ise çatışma nedeniyle benzin fiyatlarının gelecek yıl daha da kötüleşmesini beklediğini belirtti. Bu üç veri birlikte değerlendirildiğinde Trump yönetiminin karşı karşıya olduğu siyasi sorun daha açık görülüyor: Amerikan kamuoyu savaşın uzayacağını düşünüyor, çoğunluk ekonomik sonuçların ağırlaşmasını bekliyor ve operasyona doğrudan destek verenler toplumun üçte birinden biraz fazlasını oluşturuyor.

Savaş karşıtlığı Cumhuriyetçileri de kapsıyor

Trump açısından daha hassas nokta, savaş karşıtlığının yalnızca Demokrat seçmenlerle sınırlı kalmaması oldu. Daha önce yapılan Reuters/Ipsos araştırmasında Amerikalıların yüzde 56’sı Trump’ın ABD çıkarlarını ilerletmek için askeri güce fazla başvurduğunu düşündüğünü söyledi. Bu görüşü paylaşanlar arasında Cumhuriyetçilerin yüzde 23’ü ve bağımsızların yüzde 60’ı da yer aldı. Economist/YouGov araştırmasında ise Amerikalıların yüzde 68’i İran’la savaşın mümkün olan en kısa sürede sona erdirilmesi için anlaşma yapılmasını destekledi; savaşı sürdürme yönünde görüş bildirenlerin oranı yüzde 11’de kaldı.

Savaşın maliyeti bu siyasi aşınmayı hızlandırıyor. Amerikan basınına yansıyan hesaplamalara göre İran savaşının doğrudan maliyeti 37,5 milyar dolara ulaştı ve yönetim Kongre’den 88 milyar dolarlık ilave kaynak istedi. Talebin tamamının kabul edilmesi halinde toplam yük 125 milyar doların üzerine çıkacak. Bu rakam, ABD’nin yalnızca İran’daki hedefleri vurmak için yaptığı harcamayı değil; hava savunması, deniz konuşlandırmaları, üs güvenliği, mühimmat yenileme ve bölgeye yapılan ilave sevkiyatları da kapsayan daha geniş bir mali baskıya işaret ediyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler