Ana içeriğe geç

Trump’ı öfkelendiren hamle! ‘Oval Ofis’te neler konuşuldu? Ateşkesi bitiren olayın perde arkası...

Barış süreci devam ederken yaşanan beklenmedik gelişme, ABD ve İran arasındaki tansiyonu yeniden zirveye taşıdı. Hürmüz Boğazı’nda başlayan kriz, Oval Ofis’te yapılan kritik görüşmelerin ardından bambaşka bir boyut kazandı. Yaşananların perde arkasında ise dikkat çeken gelişmeler var.

Trump’ı öfkelendiren hamle! ‘Oval Ofis’te neler konuşuldu? Ateşkesi bitiren olayın perde arkası...
Hürriyet
16

ABD Başkanı Donald Trump ile İran arasında kısa süre önce varılan ateşkes ve barış çerçevesi, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan yeni saldırılarla ciddi bir krize sürüklendi. İran’ın ticari gemilere yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları sonrasında Trump yönetimi askerî ve ekonomik karşılık verirken, taraflar arasındaki gerilim yeniden sert bir savaş ihtimalini gündeme taşımış durumda…
İLK UYARI PAZAR GÜNÜ GELMİŞTİ: “TEHLİKEDESİNİZ!”

Aslında krizin ilk işareti pazar günü yaşandı. Güney rotasını kullanmaya hazırlanan ticari gemilere İranlı operatörler tarafından telsiz üzerinden uyarı gönderildi. Wall Street Journal’da yer alan haberde paylaşılan ses kayıtlarına göre mesajda, “Bu rota güvenli değil. Tehlikedesiniz. Füzelerimiz ve insansız hava araçlarımız size ateş etmeye hazır” ifadeleri kullanıldı.
Kısa süre sonra İran güçleri üç ticari gemiye füze saldırısı düzenledi. Saldırıya uğrayan gemiler arasında Katar’a ait bir tankerin olduğu iddia edildi. Geminin makine dairesinde çıkan yangın nedeniyle mürettebat tahliye edildi.

Operasyonların büyük bölümü gece saatlerinde gerçekleştirildi. Gemilerin otomatik tanımlama sistemleri kapatılırken, bir ABD destroyeri hem gemilerin köprü üstü ekipleri hem de şirket operasyon merkezleriyle sürekli telsiz bağlantısı kurdu.

Ancak ABD’nin ticari gemilere sağladığı bu destek İran’ın tepkisini çekti. Tahran yönetimi, ticari gemilerin İran kıyılarına yakın kuzey rotasını kullanmalarını isterken, güney koridorunun mayınlı olduğunu öne sürdü. ABD’li yetkililere göre İran son haftalarda güney rotasını tercih eden ticari gemilere yönelik çok sayıda insansız hava aracı saldırısı düzenledi.
Salı günü de Hürmüz Boğazı’nın orta kesiminden geçmeye çalışan Avrupa şirketlerine ait dört tankere, Devrim Muhafızları tarafından saldırıya uğrayabilecekleri yönünde uyarı yapıldığı ve gemilerin rotalarını değiştirmek zorunda kaldıkları bildirildi.
ATEŞKESİ BİTİREN SÜREÇ NASIL BAŞLADI? ‘OVAL OFİS’TE NELER KONUŞULDU?

Olayların fitilini ateşleyen gelişme ise Başkan Donald Trump’ın Beyaz Saray’dan Türkiye’ye hareket etmeye hazırlandığı sırada yaşandı. Yine Wall Street Journal’da yer alan habere göre, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Savunma Bakanı Pete Hegseth başta olmak üzere üst düzey ulusal güvenlik yetkilileri Oval Ofis’e girerek İran’ın Hürmüz Boğazı’nda yeni saldırılar başlattığını Trump’a bildirdi.
Yetkililer, İran güçlerinin Hürmüz Boğazı’nın güney güzergâhını kullanan ticari gemilere gemisavar seyir füzeleri ile insansız hava araçları fırlattığını aktardı. Başkan’a verilen brifingde saldırılar sonucunda aralarında bir sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tankerinin de bulunduğu üç ticari geminin saatler içerisinde vurulduğu ifade edildi.

TRUMP'IN ÖFKESİNİN NEDENİ ZAMANLAMA: BARIŞ ANLAŞMASININ TEMELLERİ SARSILDI

Yetkililere göre Trump’ın en çok tepki gösterdiği konu saldırıların zamanlaması oldu. İran tarafı daha önce, şubat ayında ABD operasyonunda hayatını kaybeden İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in cenaze töreni nedeniyle müzakerelere bir hafta ara verileceğini bildirmişti. Ancak Trump, Ankara’da yaptığı açıklamada, “Bunun yerine gemilere roket atmaya başladılar” diyerek İran’ın diplomatik süreci kötüye kullandığını savundu.
Böylelikle gelinen noktada görünen o ki, İran’ın saldırıları Trump’ın yalnızca iki hafta önce Fransa’daki Versay Sarayı’nda imzaladığı ateşkes ve barış çerçevesini fiilen geçersiz hale getirdi diyebiliriz. Trump, İran’ın petrol satış lisansını iptal ederken, salı ve çarşamba günleri Hürmüz Boğazı çevresindeki İran hedeflerine yönelik çok sayıda hava saldırısı düzenlenmesi talimatını verdi.
Taraflar arasındaki gerilim yalnızca Washington ve Tahran’ı değil uluslararası kamuoyunu da alarma geçirmiş durumda. Pek çok lider, Trump’ın son açıklamalarının tam kapsamlı bir savaşa mı işaret ettiği yoksa müzakereler öncesinde baskıyı artırmaya yönelik geçici bir hamle mi olduğu konusunda değerlendirmelerde bulunuyor. Körfez ülkeleri de olası yeni misillemelere karşı hazırlıklarını artırırken enerji piyasaları da yeni bir ekonomik şok ihtimaline odaklandı.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de Milwaukee’de yaptığı konuşmada İran’a yönelik sert mesaj verdi. Vance, “Anlaşma çok basit. Eğer gemilere ateş ederlerse onları yerle bir edeceğiz” ifadelerini kullandı.

İstanbul Aydın Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Hazar Vural, anlaşmanın başından itibaren kalıcı bir ateşkese dönüşmesi konusunda ciddi soru işaretleri taşıdığını söyledi.

Mutabakatın uzun vadeli dayanıklılığı konusunda şüphelerin bulunduğunu belirten Dr. Vural, “Geçtiğimiz ay imzalanan mutabakat, maddeleri üzerinden konuşulduğunda en fazla ne kadar süre hayatta kalabileceği ciddi şekilde tartışılıyordu. 60 gün sonrasında daha iyi bir seviyeye gelip gelmeyeceği konusunda hep şüpheler vardı. Özellikle İran’ın kazanımlarının fazla olduğu noktasında tartışılan bu mutabakatın, birçok risk nedeniyle kalıcı bir ateşkes ya da barışla taçlanmama ihtimali çok yüksekti” dedi.

Zaten İran kamuoyunda savaşın sona ermediği yönünde bir algı bulunduğunu da savunan Dr. Vural, “İran toplumu savaşın henüz bitmediği noktasında hemfikir. Çünkü ABD’nin İran’da stratejik ve siyasi hedeflerine ulaşamadığı net. Özellikle Hürmüz’de aylarca kilitlenip İran’ı yenememesi önemli bir gerçeklik. Öte yandan ABD cephesinden pek çok isim de bu anlaşmada ABD’nin bir kazanımı olmadığını dile getirmişti” ifadelerini kullandı.
Ancak savaş dönemlerinde diplomasi kanallarının tamamen kapanmadığını da vurgulayan Dr. Vural, şöyle devam etti:

“Savaşlarda tarafların zaman zaman diplomatik faaliyetlere ihtiyaç duyduğu bir gerçeklik. Çatışmalar sürerken bile müzakere yolları açık tutulmak zorunda. Ayrıca ABD’deki siyasi takvim de önemli. Seçimlere az bir süre kaldı. Ancak şunun altını çizmekte fayda var: Bu bir anlamda 'varmış gibi görünen' bir anlaşmaydı. Geniş çaplı bir savaşa dönüşme riskini geçen aydan beri taşıyordu. Şimdi İran'da can kayıplarının da olduğu saldırılar gerçekleşti. Ama diplomatik kanalların hiçbir zaman kapanma lüksü yok. İran açısından bu zaten hiçbir zaman mümkün değil.”

“YAŞANAN GELİŞMELERİN ARKA PLANINDA FARKLI AKTÖRLER VAR”
Güvenlik ve Terör Uzmanı Emekli İstihbarat Albayı Coşkun Başbuğ da diplomatik kanalların hâlâ açık olduğunu belirterek yaşanan gelişmelerin arka planında farklı aktörlerin etkili olabileceğini savundu.
Başbuğ, sürecin İsrail kaynaklı bir hamleyle sabote edilmeye çalışıldığı görüşünü dile getirerek, “Bunun İsrail’in oyunu olduğunu düşünüyorum. İsrail, ABD’yi Türkiye’ye karşı uçakta durduramadı. Trump da İsrail’i giderek daha fazla dışladı. Netanyahu yönetimi İran’daki kollarını harekete geçirdi. Ateşkesi bozmaya çalışıyor, ABD’yi buradan dizayn etmeye çalışıyor” ifadelerini kullandı.
Ancak Trump’ın gelişmelerin arka planını gördüğünü savunan Başbuğ, ABD yönetiminin bundan sonraki süreçte daha kontrollü hareket edeceğini belirtti. Başbuğ, “Trump aslında bu oyunu görüyor. Saldırılardan sonra büyük ihtimalle tansiyon düşer. ‘Biz gerekeni yaptık, bundan sonra karar İran’da’ şeklinde açıklamalar gelir. Eğer İran karşılık vermeye devam ederse daha ağır karşılık veririz mesajı verilir. Ancak sonrasında süreç yeniden ateşkese doğru yönlenir” diye konuştu.

KÖRFEZ’İ VE ENERJİ PİYASALARINI BEKLEYEN RİSK NE?

Bu noktada akla gelen en önemli sorulardan biri de şu: Trump yönetiminin ateşkes çerçevesini sona erdirme kararı ve İran’a yönelik yeni yaptırım/askerî adımlar, bölgedeki güç dengelerini ve özellikle Körfez ülkeleri ile enerji piyasalarını nasıl etkiler?

Dr. Hazar Vural, “Bu durum piyasaları da dalgalandıracak, ki bu olmaya da başladı. Hem petrol hem de küresel etki yaratacak enerji ve diğer piyasalar olumsuz anlamda etkilenecektir. Özellikle karşılıklı misillemeler bölgedeki ülkeler açısından yeni güvenlik riskleri oluşturuyor. Kuveyt ve Bahreyn gibi Körfez Arap devletlerinin de hızlı şekilde hedef alınması, bu ülkelerin güvenliği açısından riskli” ifadelerini kullandı.
Hürmüz Boğazı’nın yeniden çatışmaların merkezine yerleştiğini de belirten Dr. Vural, İran’ın bu bölgeyi stratejik bir unsur olarak kullandığını savundu. Vural, “Trump’ın bu savaşı başlatırken sürecin İran’ın stratejik hamlesiyle Hürmüz’de düğümlenmesi, Hürmüz’ün savaşın simgesi haline gelmesi dikkat çekici. İran’ın yine aynı kartı kullanarak Hürmüz’ü öne çıkarıyor. Körfez ülkeleri uzun süre bu güvensiz ortama dayanamayacağı için ABD üzerinde hem bölgesel hem küresel bir baskı oluşturmayı amaçlıyor” şeklinde konuştu.

Coşkun Başbuğ, anlaşmada bazı kritik detayların yer almadığını ancak buna rağmen sürecin devam ettirilme ihtimalinin bulunduğunu savundu:
“Evet, anlaşmada önemli detaylar yoktu. Normalde bu kadar detayın olması gerekirdi. Ancak yine de anlaşma kötü sayılmaz. Süreci bozan, İran’ın içindeki ve İsrail ile iş birliğinde olan paralel kanadı. Bir bahaneye ihtiyaç vardı. Onlar da bu noktadan yürümek istedi. Anlaşma yine de bir şekilde devam ettirilecek gibi duruyor. Sorun İran’ın içindeki İsrail’e çalışan yapıda…”

Dr. Hazar Vural ise İran’ın yalnızca mevcut çatışmanın sona ermesini değil, gelecekte benzer bir saldırının yaşanmasını engelleyecek uluslararası bir güvence arayışında olduğunu söyledi:

“İran burada kendisine bir daha savaş açılmama garantisi içeren uluslararası bir mekanizma ya da yapı arayışında. Mevcut sistem hâlâ Birleşmiş Milletler (BM) merkezli. Hatta İran bu son saldırıların ardından BM daimi temsilcisi üzerinden hızlı şekilde başvurdu ve yaşananları açıkça bir ihlal olarak nitelendirdi. Öte yandan sadece ABD ve İran’ın değil, Körfez ülkelerinin de sürece ilişkin beklentileri var. Bunun için taraflar arasındaki güvensizliğin aşılması ve net bir küresel iradenin ortaya konulması gerekiyor.”
Dr. Vural, olası bir güven mekanizmasının farklı ülkelerin katılımıyla oluşturulabileceğini belirterek, “İran ile ilişkileri iyi olan devletler bu sürece dahil olabilir. Rusya, Çin ve Türkiye’nin de bu noktada önemli çabaları olduğunu biliyoruz. Sonuçta küresel bir güven mekanizmasına ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

Kaynağa Git

İlgili Haberler